Kaydet
a- | +A

Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları ile serbest meslek erbabı, ticari kazanç sahipleri, ticaret şirketleri, geçici vergi ödemekle yükümlüdürler. Geçici vergi, özü itibariyle, yıllık ödenecek gelir veya kurumlar vergisinden düşülmek üzere, bir peşin ödeme sistemidir ve bütün çağdaş vergileme rejimlerinde uygulama alanı bulmaktadır. Özünü, kazandıkça öde (pay as you earn) şeklinde sloganlaştırılmış bir ilkeden almaktadır. Nasıl ki ücretliler vergilerini gelirlerini elde eder etmez -hatta daha ücretlerinin yüzünü dahi görmeden- ödüyorlarsa, tacir, çiftçi, serbest meslek erbabı gibi kişilerin de, ücretliler gibi hemen vergilerini ödemeleri gerektiği esasına dayanır. Hazine bu yöntemle, vergi alacaklarına hem uzun vadeye bırakmanın sakıncalarını giderek bir an önce ve enflasyona uğramamış olarak kavuşmayı amaçlamakta, hem de ücretliler ile diğer mükellef grupları arasındaki eşitsizliği gidermeye çalışmaktadır.

Peşin ödeme sistemi, Türk Vergi Mevzuatına seksenli yılların başlarında girmiş, "peşin ödeme", "dahili tevkifat" adları ile çeşitli şekillerde karşımıza çıkmıştır. Anılan sistemin son görünümü ise, "geçici vergi" adını taşımaktadır. Sistemin özü, cari yılın kazancından alınarak yıllık gelir veya kurumlar vergisinden mahsup edilmek üzere, yıl içerisinde muhtelif dönemlerde sağlanan kazançlar üzerinden peşin olarak bir miktar verginin alınması şeklinde açıklanabilir.

Gelir ve kurumlar vergisi kanunlarımızın öngördüğü sisteme göre, gelir vergisi mükelleflerinden ticari kazanç sahipleri ile serbest meslek kazancı sahipleri ve kurumlar vergisi mükelleflerinin tamamı geçici vergi ödemekle yükümlüdürler. Öte yandan adi ortaklık (zirai faaliyetle iştigal edenler hariç), kollektif ortaklık veya adi komandit ortaklıkların (komanditer ortaklar hariç) ortakları da geçici vergi ödemekle yükümlü kılınmışlardır.

Bu mükelleflerin geçici vergiyi, ne kadarlık, bir başka deyişle kaç aylık dönemler itibariyle belirleyecekleri kazançlarının üzerinden ödeyecekleri, sürekli tartışma konusu olmuş, bir türlü kalıcı süreler belirlenememiştir.

Geçici vergi, 1999 yılında üçer aylık dönemler itibariyle hesaplanmış, beyan edilmiş ve ödenmiştir. Ancak bu uygulamaya, üçer aylık dönemlerin çok kısa olduğu ve iş yükünü çok arttırdığı, sağlıklı hesaplamalar yapılamadığı gibi, mükellef ve muhasebeci kesimlerinden eleştiriler gelmiştir.

Daha sonra 4444 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile, bu süre, altışar aylık dönemler olarak belirlenimştir. Her ne kadar tasarıyı Maliye Bakanlığı hazırlamış ise de, yapılan Kanun değişikliği ile geçici verginin altışar aylık dönemler itibariyle alınması, artık Kanun Koyucunun siyasi takdiri olarak belirmiştir. Ancak yapılan bu değişiklik ile Bakanlar Kurulu''na, süreyi yeniden üç aylık dönemlere indirme yetkisi de tanınmıştır.

Bu değişiklik 2000 yılının ilk yarısında uygulanmış, ikinci yarısı için ise, sözkonusu yetki kullanılarak yeniden 3 aylık dönemlere dönülmüştür. Bakanlar Kurulu''nun bu yetki kullanımına, esas itibariyle hükümetin Aralık 1999''da IMF''ye verdiği bir niyet mektubu sebep olmuştur. Bu mektupta Hükümet, 2000 yılında geçici vergi dönemlerini üçer aya indirmeyi taahhüt etmiştir. Bu değişiklik sonucunda 2000 yılının geçici vergi dönemleri aşağıdaki gibi olmuştur.

Birinci Dönem: 1 Ocak-30 Haziran

İkinci Dönem: 1 Temmuz-30 Eylül

Üçüncü Dönem: 1 Ekim-31 Aralık

Ancak, bu değişiklik sadece 2000 yılını ilgilendirmektedir. Gelecek yıl geçici vergi yine altışar aylık dönemler itibariyle hesaplanacak ve ödenecektir.

Yasal düzenlemeler bu şekilde olmakla birlikte, kamu gelirlerini artırmak, daha kısa aralıklarla gelir elde etmek gibi çeşitli sebeplerle, 2001 yılında da geçici verginin üçer aylık dönemler itibariyle alınacağı haberleri çeşitli basın organlarında yer almaktadır.

Böyle bir yetki kullanımı ve dönemleri üçer aylık olarak belirlemeye ilişkin takdir hakkı, şeklî olarak Bakanlar Kurulu''na aittir. Ancak konunun özü itibariyle değerlendirilirse, yetki kullanımının, yasamaya saygısızlık olacağı ve Anayasada yer alan verginin yasallığı ilkesine rağmen, vergilendirmede yasamanın değil, yürütmenin hakim olduğu sonucuna bir kez daha ortaya çıkacağı açıkça görülür.

Eğer bu yetki kullanılacaksa ve geçici vergi dönemleri üçer aylık dönemler olarak belirlenecekse, niçin 4444 sayılı Kanun çıkartılmış ve bu Kanun ile dönemler altışar aylık olarak belirlenmiştir. Kanundaki üçer aylık süre korunarak, sadece Bakanlar Kurulu''na altışar aylık dönemlere kadar çıkartma yetkisi tanınması amaca daha iyi hizmet etmez mi idi.

Ancak son yıllardaki vergi düzenlemeleri ile, verginin yasallığı ilkesi ve hukuk gözardı edilerek yok edilmeye çalışılmakta, yürütme yasamanın yerini almaya çalışmaktadır. "Hele bir Kanun çıksın, ancak hangi oranla veya hangi süreyle çıkarsa çıksın, biz nasıl olsa bildiğimizi okur, istediğimiz süreyi veya oranı yetki alarak belirleriz" anlayışı ile ne hukuk düzeni kurulur, ne de bir sistem oluşturulur. Hukukta, Kanun asıldır, yetki kullanımı sadece gereken haller için istisnadır. Ancak vergide, Kanundaki düzenleme istisnai hallerde uygulanan düzenlemeler haline getirilmekte, süreler, oranlar gibi aslî önem taşıyan konular yürütme tarafından belirlenmektedir.

Bu nedenle, eğer yapılacaksa, geçici vergide süre değişikliğinin, artık kalıcı bir şekle dönüşeceğinden, kararname ile değil, kanunla yapılması gerekir. Hukuk devletinin gereği de budur.