Kaydet
a- | +A

Bir süredir gazetelerde, GSM Mobil Telefon (kısaca cep telefonu) İşletmecisi şirketlerin, bu işi yapmak üzere Ulaştırma Bakanlığı ile sözleşme yaparken KDV ödemedikleri, Maliye Bakanlığı''nın bu şirketleri çok sıkı takip ederek büyük KDV kaçağını ortaya çıkardıkları ve şimdi bu vergiyi ödemek üzere bu şirketlerin yakasına yapıştığı biçiminde haberler yer alıyor. Bunları biz de ilgiyle izliyoruz. Bazen çok ünlü ve vergici köşe yazarları da, bu şirketlerin bu ihaleyi almalarının KDV''ye tabi olduğunu, Maliye''nin bu vergiyi alması gerektiğini, Hazine''nin kaybının çok büyük olduğunu yazıyorlar. Yazıları okuyuncu, sanırsınız ki, bu şirketler Türkiye''nin en büyük vergi kaçakçısı, bunlar vergiyi ödememekle iç borçları arttırdılar ve hazineyi batırdılar.

Ancak, bu GSM ihalelerini vergi hukuku ve hukuk ilkeleri açısından inceleyen yok. Yazmaya gelince yazan çok, ancak konuyu irdeleyen yok.

Önce bazı şeyleri açıklığa kavuşturalım. Birincisi bu şirketlerin sayısı iki. Bunlar, hepimizin bildiği TELSİM ve TURKCELL. Hele bunlardan ikincisi, halka açılma arifesinde olan bir şirket. İhale bedeli, iki şirkette de aynı ve 500.000.000 Amerikan Doları. Bu şirketler, bu ihaleyi TC Ulaştırma Bakanlığı''ndan aldılar. Bu iki şirkete, sözkonusu işletme hakkı 25 yıllığına verildi. Bu şirketler, sistemi kuracaklar, alt yapıyı oluşturacaklar ve bütün bunları 25 yıl sonra İdare''ye işler vaziyette teslim edecekler. Şimdi bu bilgilerin ışığında konuyu irdeleyelim.

Cep telefonu işletmeciliği, bir kamu hizmetidir. Zira Anayasamıza göre, kişilere Anayasal hakları olan haberleşme hürriyetinin araçlarının sunulması bir kamu hizmetidir. Ulaştırma Bakanlığı ile bu şirketler arasında imzalanan sözleşme ise, idare hukukuna göre bir idari sözleşmedir ve adına imtiyaz sözleşmesi denir. Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri, bir kamu hizmetinin bir özel kişi tarafından kurulmasını ve belli bir süre işletilmesini veya kurulmuş bulunan bir kamu hizmetinin belli bir süre işletilmesini öngören idari sözleşmelerdir. Bu tür idari sözleşmelerle özel hukuk kişisi bir şirket, hizmetten yararlananlardan aldığı ücret veya bedel ile masraflarını karşılayarak, kâr veya zararı da kendisine ait olmak üzere, bir hizmeti kurar ve işletir. İmtiyaz sözleşmesi adı verilen bu sözleşmelerde İdareye "imtiyaz veren", karşı tarafa ise "imtiyaz sahibi veya imtiyazcı" denilir (Metin Günday, İdare Hukuku, 2. baskı, Sf: 143).

TÜRMOB Başkanı Mustafa Özyürek''in Milliyet Gazetesi''ndeki yazısına göre, burada GSM işletmeciliği kiraya verilmiştir. Kira da KDV''ye tabidir. Cumartesi günkü Sabah Gazetesi''nde yer alan Reuter kaynaklı bir haberden öğrendiğimize göre de, Maliye Bakanlığı da bu sözleşmeleri "kira" gibi görmüş ve KDV istemiştir.

Şimdi bu fikri tartışalım. Kira sözlemesi, bir özel hukuk sözleşmesidir. Bir idari sözleşmeye, hemen, "bu bir kira akdidir" damgası vurulamaz. Vurulsa bile, kiracıya, olan bir tesis kiraya verilir. "Tesisi de, alt yapıyı da sen kur, bana kira öde" diye sözleşme olmaz. Olmayan bir şey nasıl kiraya verilir. Eseri kiracı oluşturacaktır.

Burada, bazı yazarların veya Maliye Bakanlığı''nın savunduğu gibi, "acaba imtiyaz (işletme hakkının) kiraya verilmesi mi söz konusudur. Hayır, bu da olamaz. Zira, ortada kiraya verilebilmesi için var olan bir imtiyaz yoktur. İmtiyaz, bu şirketlerin Ulaştırma Bakanlığı ile akdettiği söz konusu İdari Sözleşme ile daha yeni doğmaktadır. Ancak TELSİM veya TÜRKCELL, artık doğmuş ve elde edilmiş bulunan bu imtiyazlarını kiraya verirlerse, bir kiradan söz edilebilir. Üstelik bütün bunları, yani ancak doğmuş bulunan bir imtiyaz kiraya verilirse bir kira gelirinden söz edilebileceğini, biz söylemiyoruz. Bunu, Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü''nün, 51 sene önce yayımladığı (1) numaralı kitabı söylüyor. İlkeler, uygulanmak istenen hükümler (Gelir Vergisinin kiraya ait hükümleri) aynı olduğuna göre, (1) numaralı kitabın dediklerinin hâlâ geçerli olması gerekmez mi?

O halde, GSM işletmeciliğinin bu şirketlere verilmesinin KDV''ye tabi olduğu görüşü dayanaksız kalmaktadır.

Öte yandan, Bakanlığın hazırladığı bu idari sözleşmede bedelin (KDV hariç) olduğu yazmadığına göre, şimdi ayrıca KDV istenebilir mi? Bir sözleşmenin bir bedeli vardır. O bedele göre, bir şeyi alırsınız veya almazsınız. Ancak aldıktan üç sene sonra satıcı size dönüp, "özür dilerim, unuttum, bana bir de KDV ödeyeceksin" diyemez. Bunu belki, bakkal Mehmet Efendi diyebilir. Çünkü mevzuatı bilmeyebilir. Ancak bu parayı bakkal Mehmet Efendi de alamaz. Çünkü, Yargıtay pek çok kararında, "sözleşmede yazmayan hallerde, satıcı vergi dairesine KDV''yi ödese dahi, dönüp sonradan alıcıdan isteyemez, zira aksi halde sözleşmenin bedelini değiştirmiş olur" diyor. Ancak burada, sözleşmenin bir tarafı, Ulaştırma Bakanlığı''dır. Ulaştırma Bakanlığı''nın, Devletin mevzuatını bilmemesi düşünülemez. Sözleşmede (KDV hariçtir) yazmadı ise, mutlaka bir bildiği, bir sebebi vardır. Yoksa da, bunun sonucuna kendisi katlanması, hukuk devletinin gereği değil midir? Anayasamıza göre, bütün Bakanlıkları ile Devlet bir bütündür. Devlet, bir bedelle bir şeyi satacak veya idari sözleşmeye konu edecek. Üç yıl sonra dönüp, (Kanunen, bu verginin Ulaştırma Bakanlığı olduğuna göre) ek bedel isteyecek. Bunu hukuk devleti ile ve devlete güven ilkesi ile bağdaştırmak mümkün değildir. Bu ihaleyi alanlar, Avrupa Birliği''ne üye ülkeler olsa idi, onlara bunu anlatamazdık. "Fiyatı siz söylediniz, biz ödedik, artık ne parası" demezler miydi ve doğrudan Lahey Adalet Divanı''na gitmezler miydi? Eğer bedel KDV''li olarak 575.000.000 Dolar olduğunu bilselerdi, acaba bu şirketler, bu ihaleyi alırlar mıydı. Bütün bu soruların cevaplarının da verilmesi gerekmez mi?

Sözleşmede (KDV hariçtir) yazmadığına göre ve eğer burada vergi varsa, bu verginin 500.000.000 Doların içinden hesaplanıp ayrılması ve ödenmesi gerekmez mi? Bu paranın tamamı bu şirketlerce Ulaştırma Bakanlığı''na ödendiğine göre, Verginin Hazineye yatırılması için Bakanlıkça bu şirketlere iadesi gerekmektedir. Bu da ayrı bir sorundur.

Tacirler, satışını yaptıkları ürünler dolayısıyla elde ettikleri hasılatları üzerinden ödeyecekleri vergiden, bu ürünlerin maliyeti dolayısıyla ödedikleri vergiyi indirirler. Şimdi bu şirketler, hazineye eğer KDV ödeyeceklerse, bu vergiyi zaten ödeyecekleri vergiden de düşeceklerdir. Neticede Hazine açısından değişen bir şey olmayacaktır. Eğer vergi varsa, vergiyi ödemedikleri için, indirim konusu da yapmamışlardır. Peki hazinenin zararı nerededir.

Bu konuda herkes yazı yazıyor, haber yapıyor. Ben de yazayım dedim. Sadece istedim ki, bunlar da tartışılsın. Hazinenin parası ve alacağı üzerinde kimsenin tasarruf hakkı yoktur ve olamaz. Devletten hizmet bekleyen herkes, önce vergisini ödemek zorundadır. Vergi, herkes için kutsal bir borçtur. Ancak, bu kutsal borcu tartışırken, hele mükellef bazında tartışırken, çok titiz olmak da aynı derecede kutsal bir yükümlülüktür.