Kaydet
a- | +A

6.7.2000 tarihli Mükerrer Resmi Gazete''de "Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkilerine İlişkin Konularla Kamu Personeli Arasındaki Ücret Dengesizliklerinin Giderilmesi ve Kamu Mali Yönetiminde Disiplinin Sağlanması İçin Yapılacak Düzenlemeler Hakkında Yetki Kanunu yayımlandı. Bu Yetki Kanununu köşemizde 10 Temmuz 2000 tarihli yazımızda incelemiştik. Bu yazımızda önce Kanunun amacını şöyle anlatmıştık. Bu Kanunun amacı, Kanunun 1. maddesine göre, "kamu hizmetlerinin düzenli, hızlı ve etkin bir biçimde yürütülmesini sağlamak ve kamu mali yönetiminde disiplini temin etmek üzere; kamu kurum ve kuruluşlarının (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Teşkilat Kanunları ile diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin bu teşkilatlarla ilgili hükümleri hariç) teşkilat, görev ve yetkilerine, personel kanunları veya kendi özel kuruluş kanunları uyarınca aylık veya ücret alan memurlar ve diğer her türlü kamu görevlileri ile bunların emeklilerine ve kamu mali yönetimine ilişkin kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklikler yapmak ve aynı konularda yeni düzenlemelerde bulunmak amacıyla Bakanlar Kurulu''na kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektir."

Bakanlar Kurulu''nun bu yetki uyarınca 6 ay içerisinde çıkartacağı Kanun Hükmünde Kararnameler ile sözkonusu düzenlemeleri gerçekleştirmeye çalışacaktır. Bu yetki kullanılırken çıkartılacak kanun hükmünde kararnamelerde dikkate alınması gereken ilkeler de anılan Kanunla belirlenmiştir. Bu ilkelere göre Bakanlar Kurulu getireceği düzenlemelerde kısaca,

a) Kamu hizmetlerinin niteliğinin artırılmasını, hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmesini, vatandaşların Devlete karşı olan yükümlülüklerinin daha kolay, hızlı ve güvenilir bir biçimde yerine getirilmesini ve vatandaşların Devlete yaptıkları başvuruların en kısa sürede sonuçlandırılmasını,

b) Bürokratik işlemlerde vatandaşların yükümlülüklerinin gözden geçirilmesini, gereksiz işlem ve yükümlülüklerin kaldırılmasını, kamu harcamalarında israfın önlenmesini,

c) Memurlar ve diğer kamu görevlileri arasındaki ücret adaletsizliklerinin giderilmesini, eşit işe eşit ücret ilkesinin gerçekleştirilmesini ve ücret sisteminin nitelikli personelin kamu kesiminde istihdamına imkân sağlayacak şekilde geliştirilmesini,

d) Devletin gelir ve giderlerinde birliğin ve şeffaflığın sağlanmasını ve bu suretle kamu mali yönetiminde disiplinin temin edilmesini,

e) Uygulanmakta olan ekonomik program hedeflerinin ve bütçe dengelerinin bozulmamasını,

f) Genel bütçeli daireler ile katma bütçeli idareler ve bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar için yapılacak kadro ihdaslarını, bu bent kapsamı içinde yer alan kurumların aynı sayıdaki boş kadrolarının iptali karşılığında gerçekleştirerek, toplam kadro sayısının artırılmamasını,

g) Mahalli idarelerin hizmetlerinde verimliliğin artırılmasını ve bu amaçla gerektiğinde yeniden teşkilatlandırılmasını,

sağlamaya çalışmak durumundadır."

Kanunu bu şekilde aktardıktan sonra da görüşlerimizi yazmış ve yazımızı şöyle bitirmiştik.

"Yetki Kanunu uyarınca Kanun Hükmünde Kararnamelerle yapılacak düzenlemelerin, kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeyi hedef almasına, bu sebeple ilgili kesim ve kuruluşların da görüşlerinin alınmasına, yeni hukuki uyuşmazlık ve adaletsizliklerin kaynağı olmamasına da dikkat edilmesi gerekmektedir.

Bugüne kadar yapılan düzenlemelerin çoğu, toplumu deneme tahtası olarak gören "hele bir yapalım, yanlışı olursa düzeltiriz" anlayışını taşımıştır. Bu defa, baştan düşünerek, tartışarak ve ileride düzeltilmesine gerek bırakmayacak düzenlemelerin hayata geçirileceğini umuyoruz.

Sözkonusu yetki kanunu, bir anlamda yasama organınca yürütme organına açılmış bir kredidir. Bu kredinin, hovardaca harcanmayıp, titiz bir şekilde kullanılması gerekir. Bu konudaki yük ise, teknik düzenlemeleri hazırlayacak olan bürokratlardadır."

Zaman maalesef haklı olduğumuzu gösterdi. Şimdi Kanun hükmünde Kararnamelerle memurların disiplin hukuku, sosyal sigortalıların sigortalılık hakları, vergiler düzenlenmek isteniyor. Oysa, ne yetki kanunu görüldüğü gibi bu konular için çıkartıldı, ne de bu konularda yasama organı yürütme organına yetki verdi.

Neticede, bu Yetki Kanunu uyarınca, gerekli titizlik biraz esirgenerek hazırlanan KHK''lerin bir bölümü, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından geri çevrilmeye başlandı. Geri çevirmelerde başlıca iki gerekçe ileri sürülüyor. Yetki Kanununa aykırılık veya Anasaya''ya aykırılık. Kim haklı? Sayın Cumhurbaşkanı, açıkça haklı.

Bu arada, kamu bankalarının özelleştirilmesi ve bu amaçla alınacak dış kredinin (dünya bankası kredisi) gecikeceği, devletin menfaatlerinin bu kredinin bir an önce alınmasını gerektirdiği şeklinde hükümet kanadından yapılan açıklamalar, sizi bilmem ama, beni tatmin etmiyor. Dış kredi uğruna, hukuk düzenimizi, hukukumuzu bir kenara itmeyi savunmayı anlamak mümkün gelmiyor. Bu dış kredinin alınabilmsi için verilen niyet mektubunda sözü edilen, kamu bankalarının özelleştirilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılacağı taahhüdünden bu yana geçen sürede, İlgili Kanunun Yasama Organından geçirilmesi için gereken süre fazlası ile harcanmıştır. Zamanın etkin kullanılmamasının sorumlusu ise, hukuk düzenimiz değildir.

Şimdi hükümet kanadından ve bazı bakanlardan yapılan, Cumhurhurbaşkanının yetkilerinin kısılması veya KHK gibi bazı Kararnamelerde imza yetkisinin kaldırılması gerektiği şeklindeki açıklamaları üzülerek izliyorum. Beni üzen, bu açıklamaları yapan Bakanların hukukçu olmaları. Beni üzen, Anayasanın uygulanmasını gözetmekle yükümlü kılınarak Devletin başı olarak kabul edilen ve göreve başlaması için Anayasa ve hukukun üstünlüğüne bağlı kalacağına yemin etmesi şart kılınmış bir kişinin, bir makamın bu yetkilerinin kaldırılması gerektiğinin savunulması.