Kurumların kazançlarından vergi ödemeleri için, normal olarak, söz konusu kazancı elde etmiş olmaları gerekir. Doğal olarak, elde edilmeyen, hak kazanılmayan kazancın vergisi de olmaz. Olmayan kazancın vergisi, ancak sermayeden ödenebilir. Oysa kurumlar vergisinin amacı, şirketlerin varlıklarını, sermayelerini vergilemek değil, onların gelirlerini vergilemektir.
İlkeler ve kurallar yukarıdaki gibi olmakla birlikte, kurumların mevduat faizi ve menkul kıymet gelirlerinde işler biraz karışmakta, kurallar biraz amaçlarından sapmaktadır.
Vergi Usul Kanunu''nun 279. maddesine göre kurumlar, hazine bonosu, devlet veya özel sektör tahvili gibi ellerindeki menkul kıymetlerin bilanço tarihine kadar işlemiş faiz gelirlerini, gelir olarak yazmak ve vergisini ödemek zorundadırlar.
Maliye Bakanlığı''nın yayınladığı 67 no''lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğine göre de kurumlar, vadeli mevduatlarının bilanço tarihine kadar işlemiş faiz gelirlerini, gelir olarak yazmak ve vergisini ödemek zorundadırlar.
Oysa bu faiz gelirleri henüz elde edilmemiştir. İşletmeye girmemiştir. İşletmenin bu geliri ile, herhangi bir mal alması veya borcunu, hatta vergi borcunu dahi ödeyebilmesi söz konusu değildir. Kurumlar bu gelirlerini, yıllık gelirlerine eklediğinde, kâr büyümektedir. Hatta bu olmayan kâr, neticede kâr dağıtım tablosuna da yansıdığı için, hissedarlara da dağıtılmaktadır. Bu sonuç, hem vergi kanunlarının hem de Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemelerinin öngördüğü bir sonuçtur.
Söylediklerimize bir örnek verelim.
Ahmet Bey''in, 1 Temmuz günü 5 milyar sermaye ile bir anonim şirket kurduğunu, fakat piyasaya ilişkin beklentilerinin istediği gibi olmaması sebebiyle, şirketinin sermayesini % 50 faizle bir yıllık vadeli mevduata yatırdığını düşünelim. Ahmet Bey de, 31.12.1999 tarihinde, bu tarihe kadar işlemiş faiz olan 1.250.000.000 lirasını kâr (gelir) olarak yazacaktır. Ahmet Bey, şirketinin bu gelirinin vergisinin 1. taksidini Nisan ayında ödeyecektir. Oysa, şirketin henüz geliri yoktur. Geliri olmadığı gibi, vergiyi ödeyecek parası da yoktur. Ahmet Bey, bu vergiyi ödeyebilmek için, vadeli mevduatını bozacaktır. Vade bozulduğunda ise, alınacak faiz vadesiz mevduat faizi olacaktır ve oranı yaklaşık % 5''e düşecektir. Bu defa, kâr yazdığı geliri de elde edemeyecektir.
Görüldüğü gibi, elde edilmemiş geliri vergilemek, her zaman adil sonuçlar doğurmamakta, gelirden ziyade sermayeyi vergilemeye yönelmektedir.
Yukarıdaki satırları, 10 Nisan 2000 tarihinde bu köşede yazmıştık. Değerli okuyucularımızdan, yazımızın pekçok haklı yönü bulunduğuna ilişkin olumlu tepkiler de almıştık. Hatta bazı okuyucularımız, yazımızda belirttiğimiz gerekçelerle, yargı organına müracaat edeceklerini de bildirmişlerdi.
Nihayet açılan bir davada Danıştay 4. Dairesi, 67 sayılı Kurumlur Vergisi Genel Tebliği''nin yazımıza konu oluşturan kısmı için "yürütmeyi durdurma" kararı vermiştir. Ancak bize gelen bilgiye göre, karar verilmiş, ancak gerekçeli karar henüz yazım aşamasındadır. Karar açıklandığında, gerekçesi de ortaya çıkacaktır.
Bu düzenleme aleyhine ihtirazi kayıtla beyanda bulunarak dava açanlar, ödedikleri fazla vergileri geri alabileceklerdir. Diğer mükelleflerin bu kararın olumlu sonuçlarından yararlanabilmeleri ise, ancak ilk olarak, haziran sonu itibariyle hesaplanacak geçici vergi beyannamelerinde söz konusu olabilecektir.
Yargı mercilerinin, yatırım indirimi üzerinde yapılacak stopajla ilgili kararından sonra, bu karar da vergi sistemimizin durumu için önemli ipuçları vermektedir. Bu ipuçlarının, hukuki alt yapısı sağlam, doğru, adil ve istikrarlı bir vergi sistemi oluşturulabilmesi için çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Maliye Bakanlığı''nın pekçok düzenlemesi, yargı tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal olunmaktadır. Yargının iptal ettiği düzenlemeler, doktrinde de ağır eleştiriler alan düzenlemelerdir. O halde bu düzenlemeler yapılırken, yeterince hukuk süzgecinden geçirilmiyor mu sorusu akla gelmektedir.
Her devletin gelire ihtiyacı vardır ve her devlet egemenlik hakkının kendisine verdiği hak ve yetkileri kullanarak ihtiyacı olduğu geliri toplar. Ancak hukuk devletinde önemli olan geliri hukuka uygun surette toplamaktır.

