Anonim veya limited şirket şeklinde kurulan sermaye şirketleri, bazen bir holding çatısı altında toplanmakta ve bu şirketler birbirlerine ortak olmak suretiyle bir iştirak ilişkisi oluşturmaktadır. Bu şekildeki şirketler uygulamada grup şirketi olarak adlandırılmaktadır. Grup şirketi olma, bazen aynı ortaklar tarafından kurulmuş olma biçiminde de karşımıza çıkabilmektedir. Aynı ortakların, kurdukları birden fazla şirket, bir grup şirketini oluşturmaktadır. Ticaret hukuku açısından konuya baktığımızda, holding şirket diye bir şirket tipi yoktur. Holding şirketler de, aslında bir anonim şirkettir. Holdingi diğer anonim şirketlerden ayıran, konusudur. Holding, diğer sermaye şirketlerine, onların yönetimine, sevk ve idaresine katılma amacıyla hissedar olan şirkettir. Holdingleşme, holding bünyesinde bulunan şirketlere bir ortak ticaret politikası belirlenmesi, pazarlama politikalarının ortak oluşturubilmeleri, şirketlerin mali politikalarını birlikte yönlendirebilmeleri gibi yararlar sağlamaktadır. Öte yandan, gruptaki şirketlere uzmanlaşma yolunu da açmaktadır. Örneğin gruptaki şirketlerin bir kısmı üretimle iştigal ederken, bir şirket bütün bu şirketlerin ürünlerinin pazarlanması ile iştigal etmekte, diğer bir şirket müşterileri kredilendirerek satışların artmasını sağlamakta ve kredi faiz gelirlerini de bu yolla şirkete kazandırmaktadır. Holdingleşme, şirketlerdeki maliyetleri de düşürmektedir. Örneğin her şirket ayrı ayrı avukat, mühendis, muhasebeci, mali müşavir çalıştırmamakta, bütün bu meslek mensupları holdinglerde istihdam edilmekte, bu kişiler gruptaki bütün şirketlere hizmet vermektedir. Holding daha sonra, yapılan bu hizmetlerin giderlerini ilgili şirketlere dağıtmaktadır.
Holdinglerin bir önemli işlevi de, grubun finansman ihtiyacını karşılamaktadır. Holdingler, gruptaki şirketlerden kâr olarak kendisine intikal eden paralardan oluşan veya çeşitli şekillerde kendisinde oluşan atıl fonları, kısa veya uzun vadeli olarak ihtiyaç içerisinde bulunan şirketlere ödünç olarak aktarmaktadır. Holdinglerin böyle davranmaları, onların holding olmasının normal bir sonucudur. İnsan nasıl zor durumdaki arkadaşına yardım ederse, aynı şekilde grupta kasasında parası olan bir şirket, işletme kredisine ihtiyacı olan veya hammadde almak durumunda olan bir grup şirketine sırtını dönüp, git bankadan kredi al diyemez. Dayanışma, aynı insanlar için olduğu gibi, şirketler için de söz konusudur. Ancak mali açıdan birbirlerine yardımcı olmak isteyen şirketler, bunu yaptıkları andan itibaren, vergi kanunları karşısında genellikle suçlu duruma düşmektedirler. Kurumlar Vergisi Kanunu''nu, bir şirketin parasını bir başka şirkete bedelsiz veya emsallerine göre düşük faizle kullandırmasını, ekonomi kurallarına göre mümkün görmemekte, "ev kirasız, para faizsiz olmaz" ilkesi gereği olarak bu paradan emsallerine göre faiz alınmasını öngörmektedir. Bu durumda parayı veren şirket, belli dönemlerde, ödünç verilen para için faiz faturası kesecek ve faizi gelir yazacaktır. Bu faiz üzerinden ayrıca KDV''de hesaplanmak zorundadır. Burada, faiz normal karşılanabilir. Nasılsa parayı ödünç alan şirket de bu faizi gider yazabilir denebilir. Ancak işin aslı öyle değildir. Faizi ödeyen şirket, bunu gider yazamaz. Zira kurumlar vergisi kanunu bir başka maddesiyle de, ödünç alınan bu parayı, grup tarafından şirkete konulmuş gizli sermaye olarak kabul etmektedir. Kanun, "sermayeye faiz ödenemez" kuralı gereği, bu gizli sermaye olarak kabul edilen ödünç ödenen faizin gider yazılmasını kabul etmemektedir. Bu sebeple, ödenen faiz gider yazılamamakta, KDV ise indirim konusu yapılmamaktadır. Bu faiz gider yazılırsa, KDV indirilirse cezalı vergi ödenir. Şimdi diyeceksiniz ki, madem bir taraf gider yazamıyor, öteki taraf da faiz almasın. Bu da olmaz. Yukarıda açıkladık, "para faizsiz olmaz" ilkesi uyarınca, bu defa o cezalı vergi öder. Kısaca, grup şirketler, holdingler, bünyelerinde bulunan şirketlere mali destek oldukları anda, cezalı vergi ödemeye razı oluyorlar demektir. Bunun tek kurtuluşu, bir taraf faiz alacak, diğeri bunu gider yazmayacaktır. Bir taraf KDV alarak idareye ödeyecek, diğeri bunu indiremeyecektir. Kısaca, böyle fiktif hesaplamalarla, maliyetler artacaktır. Kanunlarda yer alan, ne yaparsanız yapın kişileri veya şirketleri suçlu duruma düşüren, Türkiye''de holdinglerin veya grup şirketlerinin dahi olmadığı 1950''li yıllardan kalan ve artık günün ekonomik gelişmelerine aykırı düşen hükümlerinin ayıklanma zamanı gelmiştir. Bu şekilde, maliyetleri yapay olarak arttıran düzenlemelerin ayıklanması, enflasyonun düşmesinde de kalıcı etkiler doğuracaktır. (SORU VE GÖRÜŞLERİNİZ İÇİN
Fax: 0212 211 99 52)

