5682 sayılı Pasaport Kanununun "Pasaport veya Vesika Verilmesi Yasak Olan Haller" başlıklı 22. maddesinde, vergi borcu olduğu yetkili makamlarca bildirilenlere, pasaport veya seyahat vesikası verilmeyeceği, verilmişse geri alınacağı, bu gibi kişilerin yurt dışına çıkışlarının engelleneceği hükme bağlanmıştır.
Vergi borcu nedeniyle yurt dışına çıkış yasağı konulmasına ilişkin bu hükmün amacının, vergi borçlularının borçlarını zamanında ödemelerini, vergi alacağının güvence altına alınmasını ve tahsilatının hızlandırılmasını sağlamak olduğu açıktır.
Maliye Bakanlığı 395 sayılı Tahsilat Genel Tebliği ile konuya ilişkin son uygulama şeklini açıklamıştır. Tebliğe göre, kanunda yer alan vergi borcu tabirinden, amme alacağının anlaşılması gerekmektedir. Oysa kanun, anılan hükmünde sadece vergi borçlarından söz ettiğinden, bu yasak yalnızca "vergi" niteliğindeki borçlar için söz konusudur. Ancak buradaki vergi borcunu, bu borca bağlı olarak doğan gecikme faizi, gecikme zammı, ceza gibi fer''ileri ile birlikte düşünmek gerekir. Yoksa, madde, genişletici bir yoruma tabi tutularak, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun''a tabi bütün kamu alacaklarını kapsar biçimde yorumlanıp değerlendirilemez. Zira konu, aşağıda tekrar değineceğimiz üzere, sadece vergi veya kamu alacağının tahsili ile ilgili olmayıp, aynı zamanda kişilerin anayasal hak ve özgürlükleri (Anayasa Md. 23: Yerleşme ve Seyahat Hürriyeti) ile de yakından ilgilidir.
Yine tebliğ ile, yurt dışına çıkış yasağı konulmasını gerektiren amme alacakları miktar itibariyle sınırlandırılmış ve 1 milyar TL''nin altındaki borçlar için yurt dışına çıkış yasağı konulmayacağı açıklanmıştır. Bu miktar daha sonra 404 sayılı Genel Tebliğ''le 5 milyar liraya yükseltilmiştir. Tebliğ, borçlunun borcunun hesabına ilişkin ilkeleri ise şu şekilde açıklamıştır.
1- Kesinleştiği halde ödenmemiş olan ve varsa ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk uygulamasına konu olan amme alacaklarının toplamı dikkate alınacaktır.
2- a) Tarhiyat safhasında olan veya açılan vergi davası nedeniyle kesinleşmemiş olan amme alacakları dikkate alınmayacaktır.
b) Tecil edilen veya teminata bağlanan alacaklar dikkate alınmayacaktır.
c) Borçlu tarafından ilgili usul yerine getirilerek nakden veya mahsuben iadesi talep olunan miktar dikkate alınmayacaktır.
d) Borçlunun mallarına haciz uygulanmışsa, borcun haczedilen malların değerine tekabül eden kısmı da dikkate alınmayacaktır.
Yukarıdaki ilkelere göre saptanan borç miktarının 1 milyar lirayı geçmesi halinde Vergi Dairelerinin, yurt dışına çıkış yasağı konulması amacıyla durumu emniyet makamlarına bildirmeleri ve aynı zamanda bu bildirimden borçluyu da haberdar etmeleri gerekmektedir. Öte yandan İlgili Vergi Dairesi, borcun sınırın altına düşmesi halinde ise, yasağın kaldırılmasını temin etmekle mükelleftir.
Alacaklı vergi idaresi, yurt dışına çıkış yasağının uygulanmasının borçlunun borç ödeme kabiliyetini olumsuz etkileyeceği veya tedavi imkanlarını yitirebileceği hallerde, yurt dışına çıkışın amme alacağının takip ve tahsilini olumsuz etkilemeyecek olması koşuluyla, borçlunun geçici olarak yurt dışına çıkmasına izin verebilir. Bu konuda takdir yetkisi, ilgili vergi dairesi başkan veya müdüründedir.
Takdir hakkının kullanılmasında, kriter olarak yurt dışına çıkış yasağının amaca hizmetinin esas alınması gerekir. Zira, amaca hizmet etmeyen bir sınırlama, kişinin seyahat özgürlüğünün keyfi sınırlandırılması anlamını taşıyacaktır. Örneğin vergi borcu yüzünden yurt dışına çıkmasına engel olunan kişi eğer, bir iş adamı ise ve yabancı ülkelerde yapacağı iş temasları ile yeni iş imkanları sağlayacak ve borçlarını ödeyecek hale gelebilecekse, bu ihtimalin varlığına ilişkin yeterli emarelerin mevcudiyeti halinde, yasağın geçici olarak kaldırılması gerekir.
Pasaport Kanununun anılan hükmüne gerekli anayasal dayanak, anayasımızın seyahat hürriyetini düzenleyen 23. maddesinde yer alan, "Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, (...) vatandaşlık ödevi (...) sebebiyle sınırlandırılabilir" hükmü ile sağlanmıştır. Ancak gerek bu sınırlandırma sebebinin, gerek Pasaport Kanunundaki hükmün, amaca hizmeti tartışılabilir. Zira tahakkuk, tahsil ve tebligat safhalarında borçlunun yurt içinde olmasını zorunlu kılan hiçbir sebep yoktur. Yurtdışında bulunan bir kişi için de cebri icra yöntemleri uygulanabilir. Öte yandan yurt dışına çıkma yasağı, yurt dışına servet transferini önleme için de yeterli ve gerekli bir önlem değildir.
Vergi gelirlerini tahsil amacı ile getirilmiş bulunan bu yasağın, kişi hürriyetleri ile yakından ilgisi olmasına rağmen, vergi dairelerinin bu konuda gerekli titizliği göstermediği de uygulamada gözlemlenen bir başka hususu oluşturmaktadır. Uygulamada aksayan hususlar olarak, yurt dışı çıkış yasağı konmasına rağmen mükellefe bildirmeme veya borç ödenmesine rağmen yasağı kaldırtmama, haciz tatbik edilmesine veya tarhiyatın iptali için dava açılmasına rağmen yasak koydurtma veya kaldırtmama halleri başta gelmektedir. İdare bazen, tarhiyat kesinleşmeden, dava aşamasında olunduğu halde veya inceleme aşamasında ihtiyati tahakkuka yahut ihtiyati hacze dayanarak yurt dışına çıkma yasağı koyabilmektedir. Böyle bir durumda, yurt dışı yasağı ile bir anayasal hürriyeti kısıtlama, verginin tahsilinden beklenen kamu yararını aşmaktadır.
Mükellefler için, yurt dışına çıkma yasağını havaalanında öğrenmek, tam bir sürpriz olmakta, çoğu halde biletleri yanmakta, işleri bu sürpriz dolayısıyla aksamaktadır. Hele bir iş adamının, yurt dışı randevularının bu sebeple aksaması, onun dış piyasalardaki saygınlığını ve faaliyetlerini sarsabilmektedir.
Yukarıda söz ettiğimiz takdir hakkının hatalı kullanımı, önceden bilgi vermeme, şartları oluşmadan yasak uygulanması veya şartları oluştuğu halde kaldırılmaması, birer hizmet kusuru halleridir. Bir anayasal hürriyetin haksız sınırlandırılması veya kullanımının haksız engellenmesi, idarenin maddi ve/veya manevi tazminat ödemesine de yol açabilir. Bu nedenle, idarenin uygulamada daha titiz ve hızlı bir görünüm sunması, doğal bir zorunluluktur.

