Geçtiğimiz hafta gazetelerde Anadolu Ajansı tarafından geçilen Maliye Bakanlığı kaynaklı bir haber, daha doğrusu bir liste ile muhtelif meslek mensuplarının ortalama gelir vergisi beyanları açıklandı. Liste üzerinde pek çok da köşe yazarı düşüncelerini açıkladılar. Hiçbir maddi delile dayanmaksızın soyut bir şekilde meslekler (özellikle serbest meslek erbabı) gelirlerini tam olarak beyan etmemekle, bir başka deyişle gizlemekle suçlandı. Ancak işin ilginci, bu suçlamalara Tabipler Odası, Barolar, TÜRMOB, Eczacılar Odası dahil hiçbir meslek örgütü cevap vermedi, hepsi sustu. Hiçbiri çıkıp da, bu beyanlar gerçektir diyemedi. Çünki bu mesleklerin etik kuralları arasında, vergiyi dürüst olarak ödemek yok.
Bu tablo dolayısıyla ortaya çıkan bazı gerçekler vardı. Ancak kimse bu gerçeklere değinmedi. Kolay yolu tercih etti. Meslekleri suçladı.
Kamu harcamaları şeffaf değil. Kimse kamunun vergi gelirlerini nereye harcadığını bilmiyor. Bilmeyince, kimse, ödediği verginin yol, su veya elektrik olarak kendisine döneceğine inanmıyor. Bu da, kişilerin vergi ödeme şevkini kırıyor. Kişiler, parayı devletten daha doğru harcayacaklarına inanıyor. Deprem vergisi ile depremzedelere yapılan bağış ve yardımların kesilmesi, bunu göstermiyor mu? Bağış sahiplerinin bağışlarının bile etkin değerlendirilemediği, Başbakanlık Teftiş Heyeti''nin raporu ile açıkken, vergi gelirlerinin etkin değerlendirildiği yolunda en ufak bir kamuoyu oluşturulmaması, vergi gelirlerinin artmasını bizce engelliyor. Deprem vergisi adı ile alınan verginin depremzedelere harcandığının şeffaflıkla, ortaya konması gerekmez miydi, yoksa başka yerlere de harcanacak verginin adının başka olması gerekmez miydi?
Hiç kimse, ödediği vergilerle batan bankaların kurtarılmasını, onlara kaynak aktarılmasına hoş bakmıyor. Kimse, Galatasaray''a yardım için vergi ödemek istemiyor. İsteyen gider kulübe bağış yapar. Batan bankaların off-shore şubelerinden yüksek faizleri alıp da banka batınca bunların kendi vergi gelirleri ile tazmin edilmesine, kamuoyu sıcak bakmıyor. Şimdi bir de havayolu şirketleri çıktı. Yönetim hataları ile zor duruma düşen bu şirketlerin, yine bizim vergilerle kurtarılacağı haberi gazetelerde yer aldı. Turizm sektörü, devletten yardım bekliyor, yerli otomotiv sektörü ve beyaz eşya devletten koruma bekliyor. Bu sektörlere kaliteli üretim yapın denilince, kızıyorlar.
Piyasa ekonomisi işlemiyor. Devlet destekli liberal ekonomi politikaları, bir başka deyişle iktisat bilimine aykırı güncel popülist politikalarla vergi gelirlerinin harcanması kamuoyunda tasvip görmüyor. Liberal ekonomiyi benimseriz veya benimsemeyiz. Ancak neyi benimsiyorsak, dürüstçe onu benimsemeliyiz. Liberal ekonomi politikaları izleyip, sonra kötülerin sistemde devlet destekli olarak kalmasını sağlamak, politikayı bozuyor. O halde liberal ekonomide değiliz diyelim, daha dürüst olalım.
Denetim görevi, hemen her alanda sağlıklı işlemiyor. Halkın ve çocukların sağlığının ve güvenliğinin sağlanmasında, Devlet anlaşamıyor. Milli Eğitim, Sağlık ve Çevre Bakanlıkları "GSM baz istasyonları zararlıdır, şehir dışına alınmalı"
şeklinde genelgeler yayınlıyor. Ulaştırma Bakanlığı bu bakanlıkları cahillikle suçlaıp "bu genelgelere uymayın" şeklinde genelge yayınlıyor. Halkın sağlığından ve güvenliğinden sorumlu olmayıp, sadece haberleşmeyi temin işlevi olan bir Bakanlık, "bu istasyonların zararlı olduğu kanıtlanamadı" gerekçesini, "zararlı olmadığı kanıtlanamadı"gerekçesine üstün kılmaya, gazetelerde yayınlanan örneklere ve Batı ülkeleri uygulamalarına rağmen çalışıyor. Bir zamanlar Ticaret Bakanı''nın "çaylar radyasyonsuzdur" diyerek çay içmesi geliyor aklımıza. Yıllar sonra da gazetelerde özür dilemesi.
Vergi alanında da denetim işlevi etkin işlemiyor. Vergi denetime geçmeden önce, ortaya konması gereken bir gerçek var. Vergiyi vermek mükellefin görevi ise, toplamakta devletin görevi.
Listelerde yer alan meslek mensupları, gerçek gelirlerini beyan etmiyorlarsa, demek ki yeterince denetlenmiyorlar ve denetimsizlikten ötürü bunu yapmayı hak görüyorlar. Vergiyi vermek, kişilerin görevi ise, almak da devletin görevi. Mesleklerin ortalama beyan ettikleri gelirler listesi, bu görevlerin ifasında her iki tarafın da kusurunun varlığnın delili değil mi?
Denetimin yetersizliği ve kayıt dışı ekonominin kavranamaması, vergi ödevi karşısında mükelleflerin eşitliğini ortadan kaldırıyor. Bütün vergi yükünün kayıtlı mükellefe yüklenmeye çalışılması, ek vergilerin devamlı olarak kayda girmiş olana -rant gelirlerini de dışlayarak- yüklenmesi, bir başka deyişle "bir koyundan üç-dört post çıkartılmaya çalışılması, mükellefleri mükellef olmaktan dahi caydırıyor.
Vergi idaresinin zaman zaman yaptığı yoğun yaygın denetim, mükelleflerin vergi levhasını zamanında tasdik edip etmediği, defter kayıtlarını süresinde tutup tutmadığı, belgelerinin düzenli olup olmadığı gibi, şekli noktalara dayanıyor. Aynı Trafik denetimi gibi. Trafik polisi de, sürücüleri durdurup, evraklarına bakıyor. Sigortası var mı, muayene süresi geçmiş mi, ehliyeti tamam mı vs. Ancak sürücüyü yolda denetleyen yok. Işık ihlali var mı, hatalı sollaması var mı, hız ihlali yaptı mı, bakan yok veya az. Vergide de aynı, "mükellef her işlemi için belge düzenliyor mu" sorusu ile ilgilenilmiyor, zaten düzenlenmiş belgenin deftere süresinde yazılıp yazılmadığına bakılıyor. Mükellef, belgesini zaten düzenlemiş ise, elbet defterine yazacaktır. Birgün geç yazsa ne olur. Ancak şekilci denetim anlayışı, buna asla tahammül edemiyor.
Bugünkü vergi sistemi içersinde, vergiyi acaba tam ve dürüstçe ödemek mümkün mü sorusuna da değinmek gerek. Hayır. Çünkü vergi mevzuatımız, boşlukları ile, geçici maddeleri, mükerrer maddeleri ve olmayan maddeleri ile yoruma açık konularıyla buna engel. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu, birçok konuda net olamak söylemek mümkün değil. Bu karmaşaya, Maliye Bakanlığı''nın, hukuka aykırılıkları sebebiyle Danıştay tarafından iptal edilen ve tartışmalı olan son yıllardaki Genel Tebliğleri ile birbirine zıt muktezaları da eklenince mevzuat hazretleri, içinden çıkılmaz bir yumak haline geliyor. Yüzlerce idari açıklamadan ve Genel Tebliğ''den hangisinin neresi yürürlükte, anlamak mümkün değil. Mevzuatın oluşturulmasında, "hukukçu süzgecinin" yokluğu, kendisini açıkça belli ediyor.
O halde kısa yoldan ne yapmalı. Bunu da haftaya ele alalım.

