Kaydet
a- | +A

Vergi gelirlerine ilişkin rakamlar açıklandıkça, ilginç sonuçlar ortaya çıkmakta, daha doğru tespitler ve geleceğe yönelik değerlendirmeler de yapılabilmektedir. Bizim bu yazımızda amacımız, yazıyı rakamlara boğmak olmayıp, doğrudan bu rakamların bir değerlendirmesini yapmaktır. Vergi gelirlerine ilişkin istatistiklerin ortaya koyduğu sonuçlardan en önemlisi, 1999 ve 2000 yılında da vergilerimizi KDV, Akaryakıt Tüketim Vergisi gibi dolaylı vergilerin ağırlıklı olduğu bir sistemden kurtarıp, gelir veya kurumlar vergisi gibi dolaysız vergilerin ağırlıklı olduğu bir sisteme dönüştürememişiz. Oysa adil olan, sisteme sağlıklı bir yapı kavuşturacak olan vergiler, beyana dayalı dolaysız vergilerdir. Dolaysız vergilerin en önemlisi olan gelir vergisinde, hâlâ beyana dayalı olarak alınan vergi miktarı, ikinci planda kalmaktadır. Bu vergi, çoğunluğu stopaj yoluyla alınan (yaklaşık yüzde 90) ve bunun büyük kısmı da ücretlilerin üstüne yıkılmış olan bir vergi durumundadır. Kanunla beyanadayalı olması öngörülen gelir vergisi, artık bir stopaj vergisine dönüşmüş durumdadır. Zira beyan yolu ile ödenen, bir başka deyişle mükelleflerin kendi iradeleri ile ödedikleri tutar, toplam gelir vergisinin yüzde 10.4''ü kadardır. "Herkese vergi numarası", "verginin tabana yayılması" gibi içi boş sloganlarla yapılan kampanyalar sonucu, gelir vergisi mükellef sayısı artmamış, aksine azalmıştır. Kişinin gelirini kavrayıp, vergilendirmedikten sonra, ona vergi numarası vermenin de fazla bir anlamı yoktur. 1986 yılında gerçek usulde gelir vergisi mükellefi sayısı, 2 milyon 48 bin 761 iken, 1999 yılında bu sayı 2 milyon 46 bin 577''ye düşmüştür (Veysi Seviğ, Vergisel Yapımız, Dünya 8.9.2000) Vergi sistemimiz, içerisinde anlamsız ihtilafları ve boşlukları barındıran, bazen idarenin dahi içinden çıkamadığı, sağlıklsız bir sisteme doğru gitmektedir. Bir yandan mükelleflerin düşük gelir beyanlarında bulunduğu ve vergi kaybına yolaçtıkları meslekler itibariyle listeler halinde açıklanırken, bir yandan mali polisin çeşitli başarılı operasyonları ile trilyonluk naylon fatura sahtekarlıkları ve trilyonlarca liralık haksız KDV iadeleri ortaya çıkartılırken, "faiz dışı bütçe gelirlerinin" fazlalık verdiğinden, tahmin edilenden fazla vergi hasılatı sağlanacağı açıklanmaktadır.

Anlamsız kavramlar Faiz dışı bütçe kavramını da anlamaya imkan yoktur. Bu kavramla anlatılmak istenen kısaca şudur. Faiz borçları dışında, bütçemiz açık vermemekte, artı bakiye vermektedir. Ancak bu sonucun ne bir anlamı vardır ne de bir işe yarar. Bu şudemektir, işçi veya memur Ahmet beyin kira ve benzin harcamaları dışı aylık bütçesi kârla kapanmaktadır. Ahmet bey, çok iyi aylık almaktadır. (Hatta buna bakarak belki, Ahmet beyin maaşının azaltılmasını dahi savunabilirsiniz.) Ancak bu bir kandırmacadır. Ne bütçenin faiz borcu, başka bir bütçeye aittir, ne de Ahmet beyin kira ve benzin harcamaları başkası tarafından ödenecektir. Netice nedir. Netice, her iki bütçenin de açık verdiğidir. Bu açık nasıl kapanır. Yeniden borçlanarak. Bu borç gelecek bütçeye veya Ahmet bey''in gelecek ayki bütçesine ilave borç olarak biner.

Akılcı çare, tasarruf Bu durumda tek akılcı çare, kamu harcamalarını kısmak veya vergi gelirlerine yüklenmek, vergi gelirlerini artırmaktır. Kamu harcamalarını kısmayı, harcamaların şeffaflaştırılmasını, bir harcama reformu ile yapmayı kamu yıllardır başaramamaktadır. Bu konudaki çabalar, genellikle kamu harcamalarının artması sonucunu doğuran tasarruf tedbirleri genelgesinden öteye gidememektedir. Yatırımları kısma imkanı da yoktur. Zira son yıllarda bütçe giderleri içerisinde, personel ödemeleri, transfer harcamaları ve faiz ödemeleri dışında, kısılabilecek nitelikte önemli bir yatırım harcaması bulunmamakta, yapılan yatırımlar ise zaten çok acil niteliğini taşımaktadır.

Zor ve kolay yol Vergi gelirlerini artırmanın ise, bir zor, bir de kolay yolu vardır. Zor yolu nedir? Yeni vergi gelirleri için yeni kaynaklar bulmak, yeterince nüfuz edilemiyen kaynakları yeniden düzenlemek, idarenin ve denetimin etkinliğini artırmaktır. Borsadan sağlanan kazançlara yönelik gelir vergisi düzenlemeleri gibi uygulanamayan hükümleri terkedip, yerine işlem vergisi gibi uygulanabilir düzenlemeleri getirmek, kiralardan alınan vergilere yönelik uygulanamayan ve denetlenemeyen hükümler yerine akılcı düzenlemeler getirmek, bunlara birer örnektir. Kolay yolu nedir. Kolay yolu, zaten mükellef olan ve hatta vergi yükü nedeniyle artık mükellef olmaktan yorulmuş kesimlerin vergi yükünü artırmaktır. KDV oranlarını artırırsınız, stopaj oranlarını yükseltirsiniz. Süresi dolan veya olağanüstü şartların varlığı sebebiyle ihdas olunan vergileri, kalıcı vergilere dönüştürürsünüz.

Ancak istatistiklerin çoğu, KDV veya stopaj oranındaki artışın, vergi gelirlerine aynı oranda yansımadığını veya tam tersi vergi gelirlerini azalttığını göstermektedir. Zira vergi oranlarının katlanılabilir olmaktan uzaklaşması, ekonomiyi kayıt dışına itmekte, piyasada KDV veya stopajı taraflar arasında pazarlık konusu yapılmasına itmektedir. Kamuoyunda yapılan açıklamalar ve tartışmalar, bu yıl sonunda süresi dolacak olan deprem vergilerinin uygulanma sürelerinin uzatılacağını, lüks diye nitelenen malların KDV oranının yükseltileceğini göstermektedir. Herkes ve özellikle ticari işletmeler, hazırlığını ve gelecek yıl için bütçesini veya vergi planlamasını buna göre yapsın. Zira görünen köy, kılavuz istemez.