Türkiye''de halinden şikayetçi olmayan çok azdır. Ne yazık ki, huylarımızdaki erozyon, ekonomiye ve enflasyona paralel bir tarzda artmaktadır. Maalesef, "aldığımı hak ediyor muyum" diyenlerin sayısı devamlı olarak azalmaktadır. Herkes durumundan mutsuz olduğunu belirtmekte, ancak verimli olmayı aklına getirmemektedir.
Şükretmek, teşekkür etmek, haram-helâl kavramını idrak etmek, gündemlerimizde fazlaca yer almamaktadır. "Haram helâl ver Allahım, kulun doymaz yer Allahım" prensibi ön plâna geçmektedir.
Vicdan muhasebesi yapma ihtiyacı duyanlar gittikçe azalmaktadır. Suçu hiçbir zaman kendimizde aramamaktayız. Şöyle ki:
1-Sanayici, tüm sorumluluklarını müdrik midir? Kaç tanesi; kalite, dış rekabete uygun, fiyat istikrarı, standardizasyon, işçi hakları, üretimde devamlılık, vb. prensiplere titizlikle riayet etmektedir?
Yaşı, bir asrı geçen kaç firmamız bulunmaktadır? Kuruluşlar arasında dayanışma, özellikle yurt dışında işbirliği var mıdır?
2-Tüccarımız, esnafımız müşterisine ne kadar saygılıdır? Kalite, verilen sözlerin zamanında yerine getirilmesi, normal kâr oranı, vb. konularda ne kadar başarılıdır? Müşteriler gerçekten memnun edilmekte, alınan para (gerçek anlamda) hak edilmekte midir?
3-İşçimiz, işverene ve işyerine ne kadar sadıktır? (Hele, sendikalı işçiler). Alınan ücretler hak edilmekte midir? (Hele, Devlet kadrolarında, KİT''lerde ve Belediyelerde çalışanlar, vicdanen rahat olabilirler mi? Devlet imkânları ile politika yapanlar yüzünden bu kadrolar inanılmaz ve kabul edilemez biçimde şişirilmiştir.)
Sendikaların, ücret dışında bir amacı var mıdır? Bir gün olsun verimlilik, hak etme kavramları gündemlerine gelmiş midir?
Niçin memurlar, yapmaları gereken hizmeti bir atıfet gibi görmekte, vatandaşa eziyet etmektedirler?
4-Hizmet istediğimiz, kaç doktordan, avukattan, mimardan, mali müşavirden memnun ayrıldık? Niçin, kapasitelerimizin çok üzerinde iş almakta, para hırsına kapılmakta, neticede de yüzümüze gözümüze bulaştırmaktayız?
5-Öğretmenlerimizin kaçında, meslek aşkı vardır? Kendisini en iyi şekilde yetiştirmeye ve bunu gençlere aktarmaya heves etmektedir?
6-Politikacılarımızın kaçı, ülke ve halk çıkarlarını ön plânda; şahsi çıkarlarını geri plânda tutmaktadır? Cesur, kararlı, tavizsiz davranmaktadır?
Şüphesiz, seçmenlerimiz de, devamlı olarak tayin, terfi, torpil peşinde koşmaktadır. Kamu yararı umurunda değildir. Popülist politikalar işine gelmektedir. Halk dalkavukluğuna prim vermektedir. Oyunun karşılığında genel hizmetleri değil, şahsi çıkarları tercih etmektedir.
7-Belirli istisnalar hariç olmak üzere, medyadan memnun olan kaç kişi sayabiliriz? Devamlı karamsarlık aşılanması hoşumuza gidiyor mu?
Örnekler çoğaltılabilir. Önemli olan açık, dürüst ve gerçekçi olabilmektir. İnancımızda olan ve gelişmiş ülkelerde de uygulanan prensiplere riayet etmektir. Mutsuzluk, huzursuzluk ve bereketsizliğin kaynağına inebilmek, hak etme duygusuna sahip olmaktır.
Herkes, birbirini sevmeli, hakkına riayet etmelidir. Hak ettiğinden fazlasını istememelidir. Şükretmesini bilmelidir. Çok kazanmanın yolunun çok çalışmaktan geçtiğini idrak etmelidir. Kul hakkına, saçı bitmemiş yetim hakkına saygı göstermelidir. Devletin yapısı, eğitim sistemi, hukuk düzeni, çalışma hayatı, buna göre düzenlenmelidir. (Batı''nın güzel yanları örnek alınmalıdır.) Milli ve manevi değerlere önem ve ağırlık verilmelidir.
İşte, o zaman, mevcut rüşvet, kayırma, istismar, tembellik, suiistimal düzeni sona erecek; huzur, mutluluk ve bereket gelecektir.

