Kaydet
a- | +A

19 Ağustos günü, hayırlı bir açılış için Konya''da bulundum. Hem, Konevi ve Mevlânâ Hazretleri''nin manevi kanatlarında huzur bulmak, hem de (tüm engellemelere ve çifte standart uygulamalara rağmen) yatırımları sürdüren Anadolu kaplanlarının başarısını izlemek şansı elde ettim.

Kendilerini yakından tanıdığım, sevdiğim, değerli Bakanlarımızın (Sayın Recep Önal, Sayın Tanrıkulu, Sayın Sümer Oral''ın) bu konulara daha fazla eğilmelerinin gereğini, önemle hatırlatmak istiyorum.

Anadolu yatırımcısı buruktur. Destek görmediği, çifte standart uygulamasına tabi tutulduğu, İstanbul Dükalığının kayırıldığı, en tabii hak ve teşviklerden bile mahrum bırakıldığı, inancındadırlar. Güç odaklarının, kendi çıkarları adına, monopollerini sürdürebilmek ve rakipsiz kalmak için ortaya attığı ve devamlı şişirdiği "yeşil sermaye" balonundan ciddi zarar görmektedirler. En haklı talepleri bile, ya reddedilmekte, ya da savsaklanmaktadır. (Bu yüzden, mevcut teşvik vb. sistemlerden yararlanmayı düşünmez olmuşlardır.)

Bitip tükenmek bilmeyen denetimler ise işin cabasıdır. Adetâ, bir bıktırma ve kaçırma senaryosu mevcuttur.

Çok değerli insanlar olan, Konya Ticaret Odası ve Sanayi Odası''nın yöneticilerinin uzun uzun dinlenmesinde zaruret vardır. Hazırladıkları detaylı raporların titiz biçimde tetkiki şarttır. (Bu raporların birer örneğini, Sayın Bakanlarımıza özel olarak gönderdim.)

Üç beş fırsatçı çıkmakta, zamanında tedbir alınmadığı için vurgun vurmakta, ancak fatura Anadolu kaplanlarına kesilmektedir.

Halka açılma, teşvik ve yatırım mevzuatı ile ilgili bu detayları, TOBB Başkanı Sayın Fuat Miras''ın da sahiplenmesi ve ilgili mahfillerde savunması şarttır. Zira, Türk sanayii ve ticareti, sadece İstanbul, sadece belli holdingler değildir. (Bu kadar farklı muameleye rağmen, Konya dördüncü Sanayi Sitesi''nin hazırlığı içindedir. Bunu Devletten hiçbirşey talep etmeden, Devlet bankalarını yağmalamadan gerçekleştirmektedir.)

Türkiye''nin gerçek gücü, KOBİ''lerdir. Anadolu sermayesidir. (Biz etkili ve yetkili olduğumuz dönemlerde, hep KOBİ''lere ağırlık verdik. Haksız rekabet şartlarını izale etmeye çalıştık. Eximbank kredileri dahil, KOBİ''lere verilen destekleri çok ciddi oranda artırdık. Bugüne kadar, koruma sistemi ile şişmanlamış firmaların yerine, halka açık, halka daha kaliteli ve ucuz mal satan firmaları destekledik. Mutlaka ihracat yapmak, dış dünya ile rekabet edebilmek şartlarının esas olması için uğraştık. Ne yazık ki, 28 Şubat ortamı da bahane edilerek, uygulamalar tersine döndürüldü. Asılsız ihbarlar, gereksiz şüpheler bahane edilerek, tekrar holdinglere ağırlık verilir oldu. Medya-banka-holding üçgenleri güçlendi. Ekonomik gücün politik güç de kazandıracağının idraki içinde, mevcut güç odaklarına Anadolu sermayesinin ortak olması önlendi. Haksız suçlamalar, medyatik baskılar, ortaya atılan dedikodu balonları esas alınır oldu. Teşvik mevzuatında, tam anlamı ile çifte standart hakim kılındı.)

Halbuki, teşviki ve desteklenmesi gereken Anadolu sermayesidir. Adil gelir dağılımını sağlamanın, iç göçü önlemenin, politik ve sosyolojik dengeleri kurmanın, başka yolu yoktur. Askeri başarının, ekonomik tedbirlerle perçinlenmesi gerekmektedir.

Konya, Kayseri, Çorum, Denizli, Bursa, Malatya, Gaziantep, Şanlıurfa..vb. Bu şehirlerdeki gelişmenin herkesi mutlu etmesi gerekmez mi? Buralara daha fazla ilgi ve destek şart olmaz mı? Mevcut ayrımcı uygulamaların, kasıtlı karalamalara dayanılarak yapılan engellemelerin, terkedilmesi icap etmez mi?

Hele, 17 Ağustos depreminden sonra, Türkiye sanayiinin ve ekonomisinin belirli bir bölgede toplanmasının doğurduğu riski, hâlâ idrak edemedik mi?

İnşaat sektörüne yeni bir teknoloji getiren; zam ve ısı kaybını önleyecek, depreme karşı ciddi mukavemet sağlayacak, Stroton fabrikasının açılışında hazır bulunabilselerdi, değerli Bakanlarımızın da aynı duyguları hissedeceğinden eminim.