Ne yazık ki, genç nesillere, İslâm ve Türk kültürünün zenginliğini yeterince aktaramıyoruz. Her konuda, örnek almaları gereken tabloları gösteremiyoruz.
Dilimiz, kültürümüz; iç ve dış mihraklarca, devamlı olarak saldırıya uğramıştır. Haksız ve mesnedsiz suçlamalara muhatap olmuştur. Erozyona uğratılmıştır. Kasıtlı olarak karıştırılmıştır. Dede ile torun bir tarafa; baba ile evlât, anlaşamaz duruma düşürülmüştür. Edebiyattan müziğe kadar tüm birikimlerimiz, raflarda tozlanmaya mahkûm kılınmıştır. (Bu arada, rektörlük gibi önemli görevlere -hasbelkader- gelip de, "Türkçe bilim dili değildir" diyebilenler de türemiştir. Türkçe''nin asırlarca ilme ve sanata olan katkısı inkâr edilmiştir.)
Tarihini, kültürünü, inancını, orta derecede öğrenen bir kişi için dahi, her konuda o kadar çok güzel örnek vardır ki. Hayatın tüm sıkıntıları dahil olmak üzere, her davranışı için bu birikimlerimiz yeter de artar bile. (Yeter ki, biz yararlanmasını bilelim.)
Başta, sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) olmak üzere, inancımıza ve tarihimize damgasını vuranların hayat ve davranışlarını; tavsiyelerini bilmek, her zaman için, en emin cankurtaran simidi olacaktır.
İşte, "Ayinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz" sözü de bu cankurtaran simitlerinden bir tanesidir. Sağlıklı bir ölçü; gerçek bir karakter tahlili yoludur.
Günde beş vakte, daha birçok vakit katsan. Yılın her günü oruç tutsan. 24 saat tesbihi elinden düşürmesen. Ne yazar!
Bunlar, senin yararına. Kulluk borçların. İster öder, ister ödemez, sonuçlarına katlanırsın.
Özel hayatında ve iş hayatında, ne kadar güvenilirsin? Sözünü bırak, senedin senet midir? Yanında çalışanların hakkını veriyor, onların rahat bir geçim seviyesine ulaşmasına imkân sağlıyor musun?
Borcuna sadık, alacağına müsamahalı mısın? Karz-ı hasen nedir bilir misin? Başkalarının derdi ile ne kadar ilgilisin? (Zekât vererek iş bitmez. Zekât vermezsen, zaten fukaranın hakkını gaspetmiş olursun. Kırkta birin ne önemi var? Bunun dışında ne vermektesin? Kaç öğrenci, kaç fakir, himayende bulunmaktadır? Sülalen, komşuların, hemşehrilerin, velhasıl yardıma muhtaçlar, sana ulaşabilmekte midir? Hastalar ile fakirler ile meşgul oluyor musun?)
(Servetini, atıl olarak mı biriktriyorsun? Yoksa, insanlara iş imkânı mı sağlıyorsun? Hangi taşta izin var? Hangi işyeri, fabrika, hastane, okul, aş evi senin de imzanı taşımaktadır?)
Önemli olan paylaşmasını bilmek, başkalarının derdini hissedebilmektir. Aksi halde, bir kesimin "sosyal demokrasi edebiyatı", diğer kesimin de "inanç gösterileri" anlam taşımaz.
Mübarek Berat Kandilini kutladık. (Dileriz ki, Cenab-ı Hak, hepimiz için hayırlar nasip etsin.) Ramazan-ı Şerif''e hızla yaklaşmaktayız.
Bu güzel ayları, günleri, iyi değerlendirmemiz; muhtaçları mutlu etmemiz şarttır. Bol bol hayırlı icraat yapmalıyız. Cenab-ı Hakk''ın bize lütfettiklerini paylaşmalıyız.
Birçok Belediye Başkanı, Ramazan boyunca "aş evi" açmaktadır. Hayırseverlere de önderlik etmektedir. (Şüphesiz, bu hayırların tüm yıl boyunca devam etmesi idealdir. Ne yazık ki, sosyal demokrat edebiyatı yapanlar, göreve gelince, ilk iş olarak aş evlerini kapatmakta, bursları kesmekte, tüm hayırlı icraatlara son vermektedirler.) İnanıyorum ki, bu Ramazan''da da, sözkonusu hayırlı icraatlar, daha da genişlemiş bir tarzda yapılacaktır.
Efendimiz (S.A.V.), "komşusu aç yatarken, tok uyuyan bizden değildir" diyerek, istikameti göstermişlerdir. Buna uyarsak, biz kazançlı çıkarız.
Yediklerimiz tuvalete, giydiklerimiz çöpe gidecektir. Tek, gerçek tüketim, başkalarını mutlu etmek için yapılan harcamalardır.
Hayır yaparak fakir olan görülmemiştir. Aksine, Cenab-ı Hakk, kat kat fazlasını iade etmektedir.
Gelir dağılımının gittikçe bozulduğu şu dönemde, çok daha aktif ve duyarlı olmamız, hem şahsi çıkarlarımız, hem de ülke açısından çok önem arzetmektedir.

