Seçim geçeli 8 ay oldu. Bu dönem içinde, belediye başkanları ciddi sıkıntılar çektiler. Deprem afetinin de verdiği ek sıkıntılar sebebiyle, büyük bir mali çöküntüye girdiler. Mahalli idare reformu ve kaynak reformu da bir türlü gerçekleşmedi. Bu durumda, (korkarız ki) olması gerektiği gibi de gerçekleşmeyecek. Hele, şu andaki tasarı kanunlaşırsa; zaten dekor-kostüm durumunda olan belediyeler iyice zaafa uğrayacak, kostüm de elden gidip, sadece dekor durumuna düşeceklerdir. (Ne yazık ki, bu konuda, Ege Belediyeler Birliği''nin gösterdiği çaba dışında, ciddi bir çalışma, işbirliği de yoktur. Günlük sıkıntılar, bu tür konuları gündem dışı bırakmaktadır. Zaten, genel başkanların ve değerli milletvekillerimizin de, mahalli idarelere yetki ve kaynak aktarma konusunda ciddi bir hevesleri yoktur. İmzaladığımız antlaşmalara ve AB normlarına rağmen merkeziyetçilik, daha da artmaktadır. Halbuki, mevcut yatırım dar boğazı, mahalli yönetaimler kanalı ile aşılabilir. Ankara''nın müflis Bütçesi ile yatırım yapması imkânsız olduğuna göre, özel sektörün ve mahalli yönetimlerin önü açılabilir. Özellikle, alt yapı ve inşaat sektörlerinin sürükleyici etkilerinden istifade edilebilir. Bunu gerçekleştirmek için, belediyelere para aktarmaya gerek yoktur. Tek yapılacak yetkilerin verilmesi ve belediyelerin belde kaynaklarını devreye sokma imkânının sağlanmasıdır. Gecekondu mafyasına peşkeş çekilen Hazine arazilerinin belediyelerin inisiyatifine verilmesidir. Bu arada, "yap-işlet" formülünün daha uygulanır hale getirilmesi ve en önemlisi "Anıtlar Kurulu" gibi, tüm yatırımları engelleyen anti-demokratik birimlerin ülke gerçeklerine uygun hale getirilmesidir.)
Herşeye rağmen, belediyelerin boş durmaması şarttır. Özellikle, eğitim-sağlık-kültür ve bilhassa demokrasi plâtformlarında yapabilecekleri çok şeyler vardır. Zira, bugünün Türkiye''sinde, halka dayanan nadir kurumlardır. Konuşturulmayan Türkiye''nin en önemli, en güçlü sesi olabilirler. Demokrasinin gerçek anlamda yerleşmesinde, Batı tipi fikir-ifade-vicdan ve teşebbüs hürriyetlerinin kazanılmasında, ciddi rol oynayabilirler.
Bu, çok önemli görevde, elbette birtakım baskılar olacaktır. Bugünkü çıkar düzeninden yararlananların demokrasiyi samimi olarak arzu etmeyenlerin; Devlet kaynaklarından beslenenlerin; tepkileri ile karşılaşılacaktır. Ama, yapılacak hizmetin ulviliği, her türlü baskıyı karşılamaya, zaten "profesyonel sanık ve günah keçisi" haline sokulmuş, belediye başkanlığı ünvanını sürdürmeye değecektir.
Halkın ümidi, (çok açıkça dile getiremese de) belediye başkanlarındadır. İlk (ve tek) başvurduğu makam orasıdır. Kendine en yakın gördüğü el, Başkanın elidir.
Bugünkü müthiş işsizlik ortamında, belediyelerin yapacağı hizmetler çok daha önem arzetmektedir. Aşevleri, eğitim yardımları ve burslar, özürlülere verilecek her türlü destek, terör gazilerine ve şehit ailelerine yapılacak tüm yardımlar, sağlık taramaları, huzur evi ve kadın barınağı hizmetleri, kütüphaneler, spor tesisleri; velhasıl aşırı bozulmuş gelir dağılımı bir ölçüde de olsa, telâfi edecek yardımlar artırılmalıdır. (Bu arada, haksız gerekçelerle, devamlı olarak üvey evlât muamelesi gören, Kur''an kursları ve İmam Hatip okulları da ihmâl edilmemelidir. Evlâtlarımızın milli ve manevi değerlerle mücehhez olarak yetişmesi, geleceğimiz açısından çok önemlidir. Gençlerimizi, zaten iç ve dış mihrakların koordine ettiği, alkol-uyuşturucu-seks-kumar, vb. tehlikeler yeterince tehdit etmektedir. En büyük şansımız olan genç potansiyeli korumakta, en önemli görev, belediye başkanlarına, yani "beldenin babasına" düşmektedir.)
Başkanlar bir tüccar gibi davranmaya alışmalı, yeni gelir kaynakları bulmalıdırlar. (Sigortacılık, barter hizmetleri, toplu konut ve toplu işyeri inşaatları; hizmetlerin tümünün özelleştirilmesi; personel ve kaynak tasarrufu; İSO normlarına uyulması; yerli ve yabancı yatırımcılara her türlü desteğin verilmesi; vb. birçok konu bulunabilir.) (Bu arada, bir dost tavsiyesi olarak, belediye başkanlarınının, kendi işlerini tasfiye etmemelerini hatırlatırım. Zira, aldıkları ücret yeterli olmayacaktır. Bunun büyük bölümü, belediye kapısından çıkmadan, dertli insanlara aktarılacaktır. Geçmiş dönemde, çoğumuz, dedikodu olmasın diye tüm işlerimizi tasfiye ettik. Şimdi, üzülerek, birçok başkanın ciddi sıkıntılar içinde olduğunu görüyoruz. Kimse de "derdin nedir" diye sormaz. Eğer, çok şükür iyi kazanç getiren bir mesleğimiz, emekli maaşımız ve kira gelirimiz olmasa, biz de hapı yutmuştuk. Bereket ki, gerçek dostları ile koltuk dostlarını çok zaman önceden ayırmayı öğrendik. Hiçbir şey, bizim için sürpriz olmadı. Hele, genel başkanlardan ve -koltukta iken çevreyi dolduran- partililerden birşey ümit etmek gibi, saflıklara düşmedik.)
Mübarek Ramazan Ayı, geldi gidiyor. Bu güzel günlerde, hem belediyelerin, hem de (kendilerine güvenen) varlıklı hemşehrilerin kaynakları ile çok daha fazla garibin derdine koşulmalıdır. Nitekim, belediyelerin koordine ettiği iftar sofraları, yardım hizmetleri ve deprem bölgesindeki harika destekleri sebebiyle, kendileri ile gurur duyuyoruz. Niyet hayır, akıbet hayır. Sayın başkanlar iyi niyetle, ihlâsla, bu yola başvursunlar, ummadıkları kadar kaynağa kavuşacaklarını göreceklerdir.

