Devamlı olarak, bilimdeki gelişmelerin, (Kuantum teorisi, DNA sırlarının çözümü, bilgisayar teknolojisi) hepimizi ne kadar heyecanlandırdığını dile getirmekteyim.
1950 ilâ 2000 yılları arasında, bilgisayar teknolojisindeki gelişme, tam bir milyar misli olmuştur.
1990 ilâ 2000 yılları arasındaki, on yıllık döneminde, elde edilen Fen Bilgisi toplamı, Hz. Adem Peygamberimizden bu yana bilinen Fen bilgisinden daha fazladır. (Ne kadar hızlı ve inanılmaz bir gelişme.)
Bakınız, ışık hızının (hem de 300 katı) geçildiğini okuyoruz. Balık beyni ile robotlar hareket ettirilebiliyor. Körler, biyonik gözle, görebilir hale gelebiliyor. Maddenin ışınlandığı (birçok kişiye göre) kesin. Sanıyorum ki, kısa sürede insanlar da ışınlanacak.
Zaman içinde seyahat. Akıllı robotlar. DNA sırlarının tümünün çözülmesi. Uzay yolculukları. Velhasıl, kurgu film konusu olarak bilinen tüm konular, birer birer gerçekleşecektir.
Bu gelişmede, bilginin paylaşılmasının, yani "internetin" önemi büyüktür. Zira, dünyanın her tarafından, bir tuşa basarak, en yeni buluşlara ulaşılabilmektedir. Bilgiler tam anlamı ile paylaşılmaktadır. Bilgisayar, internet sayesinde önem kazanmıştır.
Bu baş döndürücü gelişmenin, yararlı ve zararlı yönlerinin incelenmesi ve tedbirlerin alınması şarttır. Zira, konu iki taraflı bir bıçak mahiyeti arzetmektedir. (Katilin elinde kötü, operatörün elinde hayat kurtarıcı.)
Nobel ödülleri, dinamitin verdiği zararları telâfi edebilir mi?
Atom ve hidrojen bombalarının kıydığı canları getirmek, doğurduğu afetleri telâfi etmek mümkün müdür?
Gelişmenin çevreye; insanlara, hayvanlara, bitki örtüsüne, atmosfere verdiği zararları ihmâl edebilir miyiz?
Acaba, Atlantis var mıydı? Varsa, nasıl yok oldu?
Yine, geçmiş dönemde medeniyet düzeyi neydi? Bugün hayranlıkla incelenen; Mısır, Mezopotamya, Aztek, İnka medeniyetlerinin vardığı merhaleler nasıldı?
Biliyor ve inanıyoruz ki, Hz. Adem tüm ilimleri bilmekte idi. Yani, insanlar (bazı inançsızların iddia ettiği gibi) vahşi olarak yaratılmadı. Hele hele (çok benzemek istedikleri) maymundan hiç gelmedi.
Hz. Nuh''un yaptığı geminin teknolojisi neydi? Hangi yakıtı kullanmakta idi?
Astronomi, tıp, fizik, matematik velhasıl tüm ilimlerde nerelere ulaşılmıştı? (Irak''ta, Babilon müzesinde, pişmiş kilin üzerinde, Pisagor teorisinin işi nedir?)
Nuh tufanı. Lut kavminin helâk edilmesi. Pompei. Ad ve Semud kavimlerinin cezalandırılması. Ve birçok afet...
Hz. Süleyman, hayvanlarla nasıl konuşabilmekteydi? O dönemde, gerçekten gökte duran, gündüzleri aldığı güneş enerjisi ile geceleri her tarafı aydınlatan bir taş (veya suni peyk) var mıydı? Acaba, bugün "Uzay yolu" dizisinde seyrettiğimiz haberleşme aracı (ekranda görüntülü konuşma cihazı) eski medeniyetlerde de var mıydı?
Bu örnekler, bize ilimdeki gelişmelerin, iyi kullanılmadığı, kötü ellere ve emellere alet olduğu takdirde, insanlığın sonunu da getirebileceğini göstermektedir. İnsanlık, kendi sonunu kendisi hazırlayabilecektir.
Peki, çare nedir? İnancımızın tavsiye ettiği prensibe uymak. "İlim ve iman bir kuşun iki kanadı gibidir. Tek kanadın anlamı yoktur. İlimsiz imanın, imansız ilmin insanlara hayrı olamaz."
Demek ki, maddi saha kadar, manevi alana da önem vermek zarureti vardır. Özellikle, gençlere ilmî, interneti, her türlü imkânı sağlarken, manevi eğitim de ihmâl edilmeyecektir. Vicdanın, aklın ve inancın oto-kontrolü tesis edilecektir. Egoizm bataklığına, çıkar çılgınlığına düşmesi önlenecektir. Bu hayatın geçici olduğu, asıl hedefin ebedi alem olduğu öğretilecektir. Mutluluğun, başkalarını mutlu etmekten ve paylaşmaktan geçtiği anlatılacaktır.
En önemlisi, "ilmin kendini bilmek olduğu", "bilinmeyenlere mukabil bilinenin Okyanustaki damla kadar olmadığı" ve "Cenab-ı Hakk''ın kudretinin karşısında ne kadar aciz olunduğu" beyinlere ve yüreklere işlenecektir.

