Kaydet
a- | +A

Gazeteleri sabah okuyanların moralinin bozulmaması mümkün değildir. Zira, tümünde iç karartıcı, moral bozucu haberler ön plânda yer almaktadır.

Cinayetler, intiharlar, tecavüzler, kavgalar, bozulan aile düzenleri...

Geçim sıkıntısı; eğitim düzeyindeki yetersizlikler; inanç zaafiyeti; (özellikle iç göç sonucu olan) uyum bozuklukları; kültür emparyalizminin etkileri; velhasıl çok sayıda gerekçe, toplumumuzu ve insanımızı törpüleyip durmaktadır.

Yine de, (uyuşturucunun pençesine düşmüş, aile bağları zayıflamış, yardımlaşma duyguları körelmiş, ahlâki değerleri dumura uğramış) Batı toplumlarına kıyasla, şükredilecek bir durumdayız. Çok şükür, (iç ve dış mihrakların aşırı gayretlerine rağmen, halen gücünü koruyan) manevi ve milli duygularımız; güçlü aile bağlarımız; yardımsever karakterimiz, bir zırh gibi, toplumumuzu korumaya devam etmektedir. Yine, Cenab-ı Hakk''a sonsuz şükürler olsun ki, (gittikçe artmasına ve özellikle Devletin bu konudaki aciz ve teşvik edici tutumlarına rağmen) uyuşturucu ve alkol bağımlılığı da, Batı toplumlarına göre, daha düşük seviyede seyretmektedir.

Elbette, bu durum, duyarsız kalmamızı, tedbirleri ihmâl etmemizi gerektirmemektedir. Aksine, çok daha fazla gayreti ve titizliği icap ettirmektedir.

Devleti yönetenlerin, toplumun sosyolojik ve psikolojik hayatı ile ilgili çalışmalara hız vermesi, derinlik ve genişlik kazandırması şarttır. Konu ile ilgili milli ve mahalli politikaların tesbiti zarureti vardır.

Başlangıç olarak, konunun tanıtımı gerekir. Özellikle büyük şehirlerde, (başta gençler, çocuklar ve aileler olmak üzere) çok sayıda "Danışma Merkezi" kurulmalıdır. Medyadan bu konuda azami şekilde yararlanılmalıdır. İlgili programların yayını mecburi kılınmalıdır.

Toplum olarak, birçok kavrama, hâlâ yabancıyız. Meselâ, bir psikoloğa danışmak ayıp gibi, saklanması gereken bir davranış gibi, mütalâa edilmektedir. Psikiyatristler "deli doktoru" gibi değerlendirilmektedir.

Halbuki, herkesin dertleşmeye, (mesleği gereği sır saklayacak olan) eğitimli birine deşarj olmaya, içini boşaltmaya, ihtiyacı vardır. (Şahsen, en yoğun tempo ile çalıştığım dönemde, İzmir''in tüm dertlerini omuzlarımda bütün ağırlığı ile hissettğim bir anda, Psikolog Dr. Osman Seçkin ile yaptığım konuşmaların büyük yararını gördüm. Ferahladım. Kaldı ki, benim bol kitap okuyarak; ibadet ederek; haftada birkaç gazeteye yazı yazarak, sık sık konferans vererek, insanlara hizmet etmeyi görev ve zevk sayarak, deşarj olma, şansım da vardır.)

Ama, nedense, kime bir psikolog ile görüşmesini tavsiye etsek; hemen "ben deli miyim" diye savunmaya geçmektedir. Bunun temelinde de, bilgisizlik ve toplum yapısındaki yetersizlik yatmaktadır.

İrvın Yalom, vb. psikiyatristlerin kitaplarını okuyanlar, deşarj olmanın yararlarını öğreneceklerdir. Aynı şekilde, Alev Alatlı da; Taha Akyol da, vb. yazarlarda da, ferdî veya toplumsal analizlere ulaşmak mümkündür.

Toplumun ruh yapısının dengeli ve sağlıklı olması çok önemlidir. Gelişmenin, dayanışmanın, güçlenmenin temelinde bu unsurlar yatmaktadır.

Hedefe ulaşmada da, Devlete büyük görevler düşmektedir. En azından yol gösterici olmak, medya imkânlarından yararlanmak icap etmektedir.

İnsanlarımız niçin gittikçe içe dönük hale gelmektedir? Niçin, hoşgörü potansiyeli devamlı düşmektedir? Niye, okuma alışkanlığı endişe verici biçimde azalmaktadır? Niye, Türk insanının çoğunun bir hobisi, meslek dışı meşgalesi yoktur?

Dinlenmeyi, tatil yapmayı bilmekte miyiz (Ben dahil, çoğumuz, hiç izin yapmamakla öğünürüz. Bunun doğuracağı tahribatı, ruhi gerilimi, ihmal ederiz.) Tatil yapanlarımız da, bunu yeterince değerlendirmekte midir? Yoksa, daha fazla yorulmakta ve gerilmekte midir? (Tatil yapmak, sadece kestane kebap gibi güneş altında yatmak mıdır?— İlle de, başkalarına özenmeye, onlarla gösteriş yarışı yapmaya mecbur muyuz?) (Tatil yapmak, inanılmaz gürültü altında, içki ve sigara kokusundan boğularak, Disco''larda sabahlamak mıdır? İlle de, bazı ekranlardaki, cıvık, ahlâk dışı programlara özenmek gerekir mi?)

Kırların ve dağların lâtif havası. Ciğerleri yıkayan bol oksijen. Hafif bir müzik eşliğinde (Klâsik Türk Müziği, Klâsik Batı Müziği, özellikle enstürmantal olarak) kitap okumak. Bahçe ile, çiçeklerle, hayvanlarla, tabiatla haşır neşir olmak. Yürümek, spor yapmak.

Hiç olmazsa, günün belirli saatlerinde cenabı Hak''ka yönelmek. Ruhu ve bedeni temizlemek. Vicdan muhasebesi yapmak.

Neticede, her yılın belirli dönemini; her günün belirli saatlerini, değerlendirmek mümkündür. Stresten uzaklaşmak, iç hayatımızı sağlıklı kılmak, zor değildir.

Huzurlu bir toplum, mutlu aileler, güzel bir gelecek, zamanın en iyi şekilde değerlendirilmesi ile mümkün olabilir.