Kaydet
a- | +A

Herkes 21. Asra hazırlanmaktadır. Bu döneme damgasını vurmak için plânlar yapmakta, stratejiler tesbit etmekte, mega-trend ve fütürolojiye daha çok ağırlık vermektedir.

Ne yazık ki, Türkiye, genç nüfus potansiyeline, büyük avantajlarına, geçmiş birikimlerine rağmen gereksiz gündemler ile vakit kaybetmektedir.

57. hükümet kurulduktan sonra, çok hızlı, çok radikal reformlar beklerken, önce Merve Kavakçı; sonra Tele-Kulak; daha sonra da Sn. Fethullah Gülen konuları ile uğraştık. Şimdi de, Sn. Uluğbay''ın intiharını analiz etmekteyiz. Boş yere vakit kaybetmekte, en önemlisi tam anlamı ile dayanışma ve hoşgörü ortamına girmemiz gereken bir dönemde, gereksiz ihtilâflar doğurmaktayız.

Açıktır ki, dış baskılar gittikçe artacaktır. Kıbrıs konusuna, G-8 ve Güvenlik Konseyi de dahil olunca, Rum yanlısı Rusya ve Çin''e gün doğmaktadır. Bu arada, Öcalan konusunda yürütülen ahlâksızca ve çifte standart tarifine uygun davranışlar yayılmaktadır. Ayrıca, Kuzey Irak''ta kurulması planlanan Kürt Devleti senaryosu da yürümektedir.

Hukuk kurallarına rağmen, anlaşmalara aykırı olarak, (aslında hiç ciddiye almayacakları bir Yunan engelinin arkasına sığınarak) Türkiye''yi AB''den dışlayan ülkeler, birer birer gerçek yüzünü göstermekte, terörün nasıl planlayıcısı ve destekleyicisi olduklarını ortaya koymaktadırlar. İki İtalyanı öldüren Cezayirlilerin idam kararına alkış tutarken, 40 bine yakın masumun katiline kol kanat germektedirler. Çünkü, Müslüman olmak, Türk olmak, Haçlı ruhuna mağlup düşenler için büyük suçtur. Hukuk ve insanlık kurallarına tabi olma hakkına sahip olmayı engeller.

Şüphesiz, görev önce kendimize düşmektedir. Çok çalışmayı, fedâkarlık etmeyi, sevgi ve hoşgörü ortamını güçlendirmeyi gerektirmektedir.

Şimdi, emeklilik yaşına karşı çıkmanın, mantıklı bir gerekçesi olamaz. Türkiye Bütçesi de, sosyal güvenlik kurumları da, bu yağma zihniyeti, popülist politika uygulamları ile batmıştır.

Aslında yapılması gereken, bu üç kurumu birleştirmek, sonra da özel sigortalar konsorsiyumuna devretmektir. Böylece emekliler de, çok daha kaliteli hizmete kavuşacak, hem de bugünkü "Dünyanın en pahalı, ama en kalitesiz sağlık hizmeti uygulamaları da" sona erecektir. Mevcut israf, yağma düzeni ortadan kalkacaktır.

En zengin ülkelerde bile, en erken 65 yaşında emekli olunurken, Türkiye''de 38 ve 43 yaşında emeklilik hakkını vermenin getirdiği yüklere dayanmak elbette mümkün değildir. Bu açıdan, Hükümetin getirdiği rakamlar düşük bile kalmaktadır. Buna karşı çıkmanın, mantık ve insafla ilgisi de yoktur. (Aslında, ideal olan, kadrolardaki aşırı yoğunluğun tasfiye edilmesi, başta Devlet bankaları olmak üzere, tüm KİT''lerin en kısa sürede özelleştirilmesi, Devletin sadece Adalet, Emniyet, Dışişleri ve Milli Savunma hizmetlerine münhasır kılınmasıdır.

Herkes, gerçekçi ve dürüst olmalıdır. Rahat yaşamak için çok çalışmak şarttır. Günde 8 saat değil, 18 saat çalışılmalıdır. Evde tek kişi değil, tüm aile bireyleri çalışmalıdır. Her şeyi devletten beklemek, kapağı devlete, KİT''lere ve BİT''lere atarak, bir ömür boyu çalışmadan, yan gelme ve ülke kaynaklarını sömürme alışkanlığı terkedilmelidir. (Elbette, önce politikacılar, devlet kadrolarını ve imkânlarını yandaşlarına peşkeş çekmekten vazgeçmelidirler.)

Bunu başarmak için gerekli hukuk reformu yapılmalıdır. Liberal ekonomi için, liberal hukuk düzeni şarttır. Bugünkü, (yasaklar manzumesi, her detayı bile düzenleyen) Anayasa ile ve aşırı devletçi hukuk sistemi ile hçbir hedefe varılamaz. Ne yapılsa, bir iki istemezükçünün direnişine karşı mağlup olunur.

Ankara, Türk halkı ile barışmalıdır. Devlet halkına üstten bakan, herkesi potansiyel suçlu gören havasını terketmelidir. Halka hizmet için var olduğunu idrak etmelidir. Açık, dürüst, şeffaf bir sistem gerçekleşmelidir. (Bunun için, mutlaka, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok cinayetleri aydınlatılmalıdır. Turgut Özal ve Adnan Kahveci''nin ölümleri ile ilgili tereddütler de giderilmelidir.) Niçin, bazı belge ve bilgilerin, sadece belirli ellere gittiği açıklanmalıdır.

Bugüne kadar üretmeden tüketmeyi tercih ettik. Bütçemiz faizleri bile karşılayamaz hale geldi. Borç yükümüz dayanılmaz boyutlara ulaştı.

Şimdi, üretme, tasarruf etme ve yatırıma ağırlık verme dönemi gelmiştir. Herkes sorumluluğunu idrak etmeli; aldığını hak edip etmediğini sorgulamalıdır. Artık, bağırıp çağırarak dediğini yaptırma dönemi kapanmalı, herkes aldığını hak etmek için gereği gibi çalışmak zaruretini kabul etmelidir.