Kaydet
a- | +A

Hükümetin uygulamalarına akıl erdirmek imkânsız hale gelmiştir. Hele, "Deprem Vergisi" adı altında, Bütçe açığına sarfedilmek, faiz olarak ödenmek için getirilen ek külfetleri analiz etmek, mantığa sığdırmak, iyice imkânsızdır.

Hiç olmazsa, mertçe davranılsa, bu angaryaların ismi, "IMF Vergisi", ya da "israflara kaynak vergisi" olsaydı.

Sayın Başbakanımızın mütevazı otomobile binmesinin hiçbir anlamı yoktur. Zira, araba saltanatı (tüm kesimlerde) son hızı ile devam etmektedir. Sadece, 2000 yılında alınacak otomobillerin tutarı nedir? Niçin, resmî otoların bir günlük yakıt sarfiyatı, İstanbul''da çalışan bir taksiden bile fazla tutmaktadır? (Geçenlerde, hangi kuruluşun kaç adet araca sahip olduğu, medyada yayınlandı. Herkes, müthiş israfı, saltanatı öğrenme imkânı buldu.)

Bütçede, "harcama reformu" ne zaman gerçekleştirilecek, bugünkü uydurma, hayali, gerçeklerden çok uzak, Bütçe yapılması dönemi sona erdirilecektir?

Ne zaman, "kara delikler" ortadan kaldırılacak; samimi bir özelleştirme uygulaması; Sosyal Güvenlik Kurumlarının özel sigortalar konsorsiyumuna devri; Devlet bankalarının özelleştirilmesi; gerçekleştirilecektir?

Herkes biliyor ki, kadrolar politik torpillerle, popülist oy hesapları ile şişirilip durmuştur. İhtiyacın kat kat fazlası istihdam sözkonusudur. Ne Devlette, ne KİT''lerde, işgücü plânlaması, verimlilik analizi vb. kavramların yeri yoktur. Buna rağmen, hâlâ imtihanlar yapılmakta, yeni yeni elemanlar alınmaktadır. (Üç kişiye bir odacı düşerken, şimdi iki kişiye bir odacı düşecektir.)

İşte, deprem afetinde de durumu gördük. Ankara yönetimi her şeyi yüzüne gözüne bulaştırdı. (İnanılmaz sayıda çadır kayıp.) Herkes aç ve açık. Gelen yardımlar verimli olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılamadı, kapanın elinde kaldı. Mağdurlar mahrum oldu, haysiyetsiz fırsatçılar zengin oldu. Kızılay, THK gibi kurumların durumu da tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı. (Bu arada, gerçek hayırseverler küstürüldü.)

Niçin prefabrike konutlar yapıldı da, doğrudan sabit konut üretimi tercih edilmedi? (Türkiye''deki inşaat sektörü çok güçlüdür. Biz, bunu toplu konut inşaatlarımız sırasında yakından müşahede ettik.) Bu uygulama ile ciddi bir kaynak israf edilmiştir.

Velhasıl, o kadar çok yanlışlık var ki. Bir güç, Türkiye''yi daha fazla zora sokmak için, adetâ gözleri bağlıyor. Nitekim, bu defa da AGİT ve Clinton ziyaretinin verdiği müspet havayı tersine çeviriverdi. Borsa allak bullak oldu. Faizler tırmandı. (En basit bir hesapla, Devlet bu faiz artışı sonunda, toplayacağından çok daha fazlasını ödemek zorunda kalacaktır.) Türkiye''nin dış kredibilitesi düştü. (Bu da ek yük getirecektir.) Döviz fiyatının yükselişi hızlandı. Netice olarak, bu vergi uygulamasının götürdüğü, getireceği düşünülen tutarın kat kat fazlası oldu.

Kaldı ki, bu verginin ne kadarının tahsil edileceği şüphelidir. (Biz, Sayın yetkililere, mevcut toplanamamış 6 katrilyon vergiye ağırlık verilmesini tavsiye ettik. Bir faiz ve ceza affı 2 katrilyon tahsilat sağlayabilirdi. Böylece, ne dengeler, ne de moraller bozulmazdı. Aksine, daha bir heyecan doğardı.) Şimdi, büyük bir sıkıntı çeken ekonomiden, ümit edilenin ne kadarı toplanabilir?

Tüm sektörler kan ağlamaktadır. İhracat devamlı düşmektedir. İşsizlik bir çığ gibi büyümektedir. (O kadar çok genç işsiz ki, uykularım kaçmaktadır. Her gün çok sayıda evlâdımız, bir ümitle bizden yardım istemektedir. Ne yazık ki, tüm kuruluşlar tasfiye ve daralma durumundadır. Yeni yatırım, yeni istihdam çok azdır.) Ankara yönetimi de, yangına körükle gitmekte, ekonomiye daha büyük darbeler vurmaktadır. Açık ve şeffaf olmayan kararlarla, getirilen yüklerle krizi ağırlaştırmaktadır.

En önemlisi, halkın yönetime güveninin sarsılmasıdır. Zira, herkes "Devlet önce kendi israfını önlesin" demektedir. Zor duruma düşürülen, içleri boşaltılan bankalar için (halkın sırtından) sağlanan katrilyonların hesabının sorulmasını istemektedir. Vergiye karşı tepki güçlenmektedir. (1999 yılındaki ciddi vergi düşüşü ortadadır. Durum, 2000 yılında, daha da kötü olacaktır.)

Dileriz ki, Anayasa Mahkemesi, bu yıkıcı Vergi Kanununu iptal etsin. Şüphesiz, en önemlisi, Ankara yönetiminin aklını başına alması, halka daha fazla eziyet etmemesidir.