Huzur, bereket, sulh ve kardeşlik dönemi olması gereken, mübarek üç aylara girdik. Recep ayının yarısı geçti bile. Hızla akan zaman şeridi içinde (ömrümüz varsa, hayırlısı ile) bir bakacağız ki, mübarek Ramazan gelmiş, geçmiş, bayrama gelmişiz.
Regaip Kandili günü, Eyüp Sultan Hazretleri''ni ziyaret imkânı buldum. Ne kadar güzel bir tablo. Yaşlı genç, kadın erkek, yüzlerce insan, huzur bulmaya, manen doymaya gelmişler. Kimi başı açık, kimi örtülü, kimi yarım örtülü. Değişik görüntüler. Ama, hepsinin yüzünde bir huzur, bir aydınlık. Herkes, kendine göre dua ediyor, en büyük Makam''a sığınıyor, O''nun bir Sevgili Kulu''nun muhabbetini arzuluyor. Kendisi, ailesi, vatanı ve tüm insanlık için güzel şeyler talep ediyor.
Ne kadar çok oruç tutan var. Kim ne derse desin, Türk halkının tümüne yakını inançlıdır. Zaman zaman ibadetini aksatsa, hatta belirli günahları işlese de, inançlıdır. Samimidir. İyi niyetlidir.
Keşke, bazı yöneticilerimiz de bu gerçeği samimi olarak, peşin fikirsiz bir tarzda analiz edebilseler. İnanç sahiplerini iki de bir incitmeseler. Hayali senaryolarla, flû kavramlarla suçlamasalar. Gerçek anlamda, (batı tipi) bir demokrasinin ve lâikliğin gerçekleşmesine imkân sağlasalar. Fikir, ifade, vicdan ve teşebbüs hürriyetlerine engel olan tüm (baskıcı) unsurları kaldırsalar.
Ve yine yönetimler, (toto, loto, kazı kazan, piyango, vb. uygulamalarla) halkımızı kumara alıştırmasalar, çalışmadan kazanmayı, köşe dönmeyi teşvik etmeseler. Alkol üretimini terketseler. Sigara tiryakiliğine köprü olmasalar. (Niçin, çağdaş olmanın yolu ille de alkol tüketiminden geçsin? Niye, her fırsatta devlet bütçesinden içkiler içilsin? Hangi gelişmiş ülkede, bu tür ilkel, mantık dışı kriterler vardır? Niçin milli ve manevi değer sahipleri, ideolojik saplantıdakilere, ateistlere, satanistlere, itirafçı bölücülere, gösterilen hoşgörüden, haklardan mahrum kılınsın? Niçin, Atatürk, bölünmeye alet edilsin, birleşmenin tutkalı olarak kullanılmasın, bir avuç kişinin monopolü altına sokulsun?)
Bugünkü düzenden mutlu muyuz? Devlet kaynaklarının israf edildiğini, halka ait imkânların sömürüldüğünü, yandaşlara peşkeş çekildiğini inkâr edebilir miyiz? Mevcut aşırı merkeziyetçiliği, bürokrasiyi, torpil ve rüşvet düzenini tasvip edebilir miyiz? Haklıların hakkını elde ettiğini iddia edebilir miyiz?
Türkiye''de açık rejim var mıdır? Varsa, devamlı gündemde olan, "güç odakları", "derin devlet", "gladyo", vb. kavramların anlamı nedir? En önemlisi, kalleşçe işlenen cinayetler, ne zaman sona erecektir? Uğur Mumcu''nun, Bahriye Üçok''un, Muammer Aksoy''un, Abdi İpekçi''nin, Çetin Emeç''in ve son hain saldırı ile kaybettiğimiz A. Taner Kışlalı''nın katilleri kimlerdir ve ne zaman bulunacaklardır? (Bu hainliklerin, aynı merkezlerden plânlanıp, icra edildiği faraziyesi yanlış mıdır? Bu cinayetlerin, ne kadar ustaca tertiplendiği açık değil midir?) Niçin, her cinayette, hemen peşin fikirli davranmakta, inançlı kesime fatura kesilmek istenmekte, Onat Kutlar cinayetinde olduğu gibi gerçek katiller bulununca ve bunların bölücü kesim olduğu ortaya çıkınca, özür dilenmemektedir?
21. Asır, "bilgi, bilim ve hoşgörü" dönemi olacaktır. Tüm Dünyada (başta ABD olmak üzere) "yükselen değerler" ön plâna geçmektedir. Türkiye''de ise tam aksine davranışlar sergilenmekte, Devlet kavramı ile halkın arasına antipati duvarları örülmektedir. Devamlı olarak inançlı insanlar "potansiyel tehlike" olarak vasıflandırılmaktadır. Başta eğitim hakkı olmak üzere, tüm hakları kısıtlanmaktadır.
Halbuki, inançlı insan, ülkesinin, demokrasinin gerçek teminatıdır. Bu uğurda "şehit" olmayı görev bilir. Hırsızlığa, yolsuzluğa, rüşvete bulaşmaz. Başkasının hakkına göz dikmez. Değil insan canına kastetmek, karıncayı bile incitmez. Kara para işlerine, silâh ve uyuşturucu gibi iğrenç kazançlara tevessül etmez. Kaçakçılık yapmaz. Devlet bankalarını dolandırmaz. Vergi kaçırmaz. Hak etmediğine el uzatmaz. Köşe dönmeci olmaz. Hazine arazilerini gaspetmez. Başkasının hakkına tecavüz etmez.
Yaradılanı sevmeli, Yaradandan ötürü. Temel prensip bu olmalıdır. Hedef, insanları kazanmaktır, kaybetmek değil. Gün; birlik olma, dayanışma günüdür. Bölünme ve suçlama günü değildir.

