ABD Başkanı Donald Trump ikinci dönemine başladığından beri tam 1 sene geçti. Son 2 aydır Trump hiçbir kural, ahlak, hukuk tanımadan önüne gelen ülkeye saldırıyor.
Önce Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu evinden alıp ABD’ye götürdü ve mahkemeye çıkardı. Başka ülke yapsa ABD bunu darbe sayardı. Rusya ve Çin'in geçmişleri de bu konularda sabıkalarla dolu. Ancak ABD daha "kör gözün parmağına!" yapıyor!
Venezuela sonrası “Grönland’ı alacağım” dedi. Derken İran’ı tehdit etti. Ekonominin felç olduğu İran’da protestolara güvenip müdahale etmeyi düşündüğünü bile söyledi. Hızını alamıyor, Trump ve etrafındaki bir avuç seçkin Cumhuriyetçi elit. Trump’ın nerede duracağı da belli değil. İran’la ticaret yapan her ülkeye yüzde 25 vergi koyduğunu da söyledi. Amacı İran’ı ekonomik olarak çökertmek...
Aslında Trump 1970’lerde Richard Nixon’ın, 1980’lerde Reagan’ın ve 1990’ların başında Bush’un yaptığını yapıyor. Nixon demokratik seçimlerle iktidara gelen Salvador Allende’yi Pinochet eliyle devirmişti. Şili’deki CIA istasyon şefine, “Önce Şili ekonomisine çığlık attırın” diye emir vermişti...
Ronald Reagan küçük bir ada ülkesi olan Greneda’yı işgal etmişti. Kübalı inşaat işçilerinden oluşan 1.800 kişiyi öldürmüşlerdi. Bush da 1990 Ocak ayında Panamalı diktatör Manuel Noriega’yı devirmiş, ABD’ye getirip yargılatmıştı... Aradan geçen bunca zamandan sonra değişen bir şey yok. Bugünkü Amerikan yönetimi Çin ve Rusya etkisini kırmak için aynı şekilde kuralsız davranıyor...
Peki bu yaşadığımız dönemin adı ne? Foreign Affairs dergisinden Oona A. Hathaway ve Scott J. Shapiro 13 Ocak’ta bir makale yazdılar. “The World without Rules: The Consequences of Trump’s Assault on International Law" (Kuralsız Dünya: Trump’ın Uluslararası Hukuka Saldırmasının Sonuçları) başlıklı makale aslında her şeyi özetliyor. Bugünkü dünyada kural yok, uluslararası hukuk da yok. Bir kanunu çiğnediğinizde size "dur" diyecek biri de yok.
Makalede yazarlar şöyle diyorlar:
“Ülkeler savaş hakkından vazgeçmeden önce, ilk olarak 1928 Kellogg-Briand Paktı'nda ve hemen ardından 1945'te BM Şartı'nda savaşmak tamamen yasal ve meşruydu. Ülkelerin birbirleriyle olan anlaşmazlıklarını çözmelerinin ana yolu buydu. Ancak bu süre zarfında bile savaş yasalarla kısıtlandı. Savaş, yasaların verdiği yetkiye göre, bir devletin haklarını uygulamak veya savunmak için son çare olarak görülürdü. Öldürmeye, mülke el koymaya ve imhaya, ancak yasalar haklı görürse izin verilirdi. Geleneksel uluslararası hukuka göre -on yedinci yüzyılın başlarında sözde uluslararası hukukun babası Hugo Grotius tarafından yorumlandığı ve popüler hâle getirildiği şekliyle- bir devletin savaşa girmeden önce yasal bir gerekçe sunması gerekiyordu. Ancak ve ancak yasal bir hakkı göstermek şartıyla şiddet kabul edilebilirdi.”
Trump ve arkadaşları artık bu kanunları yok sayıyor. Hatta suçların kovuşturulamaması için Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde çalışan hâkimleri ve avukatları yaptırımlar uygulamakla tehdit ediyor. Netanyahu ve İsrail’i yargılamak isteyen hâkimler böyle yaptırımlara maruz kalabilirler.
Belli ki Trump istediğini elde etmek için bütün kuralları ve kanunları yok sayacak. Trump’un danışmanı Stephen Miller, CNN’de Jake Tapper’a Maduro kaçırıldıktan sonra şöyle demişti:
“Gerçek dünyada, yani güç tarafından yönetilen, yani güç tarafından yönetilen, yani güç tarafından yönetilen bir dünyada yaşıyoruz...” Aynı ifadeyi tek cümlede üç kez tekrar etmişti. Devamında da, “Zamanın başlangıcından beri dünyanın demir yasaları böyleydi” demişti. Yani Trump ve adamlarının yaptıklarını onaylamakla kalmıyor, o eylemlere meşruiyet de atfediyordu.
Makaledeki şu enfes ifadeyle bitirelim:
“Güçlülerin artık kendilerini haklı çıkarma ihtiyacı hissetmediği bir dünya sadece adaletsiz değildir. Öldürme, çalma ve yok etme operasyonları herhangi bir hak iddiasından koparsa barbardır. Böyle bir dünyada hiçbir yasal düzen yoktur. Tek bir adamın kaprisleri tarafından yönlendirilen tek güç vardır.”
Makalenin orijinali: https://www.foreignaffairs.com/united-states/world-without-rules

