IMF ile yapılan anlaşma paralelinde verilen kredilerin toplam 6 milyar dolarlık iki dilimin birleştirileceği beklentisine, IMF''ten olumsuz açıklama geldi. Bu da piyasaların, aslında IMF''ten ek kaynak almanın o kadar da kolay olmayacağını düşünmesini sağladı. Son gelişmeler de suni bir şekilde olumlu havaya bürünen piyasaların az da olsa bulutlanmasına neden oldu.
Tüm umutların IMF heyetine bağlanması ile birlikte Türkiye''de bir çok gelişme gözden kaçırılıyor. Bunlardan en önemlisi de hiç şüphesiz geçtiğimiz hafta açıklanan enflasyon oranları. Tüm tahminlerin üzerinde çıkan Ekim ayı enflasyon oranlarına piyasalar hiçbir olumsuz tepki vermedi. Enflasyon rakamları TEFE''de yüzde 6,7, TÜFE''de ise yüzde 6,1 olarak açıklandı. Tahminler ise her iki endeks için de yüzde 5,5 civarında idi. Böylece yıllık enflasyon TEFE''de yüzde 81,4, TÜFE''de ise yüzde 66,5 seviyelerine çıktı. Hiç kuşkusuz Ekim ayında da hızlı giden döviz kurlarının yüksek enflasyonda etkisi oldukça büyük oldu. Ancak talebin dip seviyelerde olduğu bir ayda bu kadar yüksek çıkan enflasyon tedirgin etti. Önümüzdeki dönemlerde talepteki bir canlanmanın enflasyonu hangi seviyelere taşıyacağı endişesi daha da arttı. Ancak bu endişeler geçtiğimiz haftanın ilk günlerinde piyasalara yansımadı. Enflasyon oranlarının ardından başarılı yada başarısız diyemeyeceğimiz Hazine ihaleleri gerçekleşti. Faizler ve talep beklenen seviyede idi. İhalelerin ardından da piyasalara bir iyimserlik hakim oldu. Bono faizleri yüzde 78 seviyelerine gerilerken, dolar 1,540,000 TL civarına düştü, İMKB endeksi de uzun zamandan bu yana en yüksek seviyesi olan 10 bin 600 puan civarına yükseldi.
Piyasalarda 10. gözden geçirme programı için burada olan IMF ile 11. gözden geçirmenin de birlikte yapılacağı ve iki ayrı kredi dilimin yani 6 milyar doların birden verilebileceği beklentisi ağırlık kazanmaya başladı. Ancak IMF''ten gelen açıklama ile bu beklenti sona erdi. IMF iki gözden geçirme programının birleştirilemeyeceğini net bir şekilde açıkladı. Bu açıklama ek kaynak beklentileri ile olumlu havaya girmiş piyasaların bir kez daha düşünmesine neden oldu. Anlaşma gereği verilmesi taahhüt edilen ve zamanı gelen kredinin dahi IMF tarafından birleştirilmemesi, ek kaynağın beklendiği kadar çabuk gelmeyebileceği düşüncesini doğurdu. Bu da piyasaları tedirgin etti.
Geçtiğimiz Cuma akşamı açıklanan banka karları, krizin sadece reel ekonomiyi etkilenmediğini, mali piyasaların da bu krizden derin yara aldığının en önemli göstergesi oldu. Reel sektörün tekrar canlanabilmesi için, bankacılık sektörünün toparlanması şart. Esasen, tatlı karlara alışmış olan bankalar, son bir yıldır, daralan ekonomi yüzünden özkaynaklarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşiya kaldı.
2001 yılının bitmesine az bir zaman kaldı. Türkiye tarihinin en ağır ve en uzun süren krizini bu yıl yaşadı ve yaşamaya da devam ediyor. Artık bütün hesaplar 2002 için yapılıyor. 2002 yılında tekrar büyüme sürecine girilmesi, reel ekonominin canlanması, mali piyasaların istikrara kavuşması için herkes elinden geleni yapmalı. Türkiye önemli bir sosyal, ekonomik ve siyasal değişim (transformasyon ) sürecini yaşıyor. Bu süreçteki performans, ülkemizin gelecekteki global düzende nerede yer alacağını da belirleyecek: gelişmiş medeni ve müreffeh bir toplum veya az gelişmiş, sancılı bir ülke. IMF''ten gelecek ek kaynak, mutlaka ülkenin rahat bir nefes almasını sağlayacak. Ancak bir kez daha ifade etmekte fayda var ki; taşıma su ile değirmen dönmez. Zihniyetin değişmesi, siyasi üst yapının alt yapı ile birlikte yenilenmesi, ekonomik dönüşüm ile entegre edildiği takdirde bu ve benzeri derin krizler, ülkemizden uzak durur. Aksi halde, IMF''nin, ülkelerin toplumsal özelliklerini düşünmeden uyguladıkları, yeknesak, tek tip programlar ve acı reçeteler, bu ülkenin makus talihi olmaya devam edecektir. Umarız ülkemiz, bu dönüşümü hakkıyla ve tüm kurumları ile yerine getirir, mevcut ekonomik potansiyelini kullanmayı, harekete geçirmeyi öğrenir ve, IMF''lerin, G-7''lerin sağlayacağı kaynaklara ve üzerimizdeki tahakkümlere ihtiyaç duyulmaz. Kısacası bu krizi ancak biz aşmayı başarırsak sona erecektir.

