Birsen hanım müstehzi bir tavırla dudak büktü: - Sabah çıktın Haldun hasta ziyaret edeceğim diye. Bütün gün hastanın yanında mı oturdunuz? Gece on buçuktu geldiğinde.
Cevap vermedi annesine. Canı sıkılmıştı sabah sabah. Birsen hanım ise duruma hakim olmanın erdiği mutlulukla ekledi: - Yıldız hanım kızacak şimdi... - Uğraşmayın birbirinizle! - Aaaa, kim kimle uğraşıyor ayol? Onun tavırlarına bakmıyor musun sen? O benimle aşık atmaya çalışıyor, utanmadan hem de. Ben yaşını başını almış, koskoca kadınım, nedir alıp veremediği? Delikanlı başını çevirdi. Her ikisinin de birbirinden beter olduğunu biliyordu. Kimin ne yaptığını, kimin kiminle neden uğraştığının farkındaydı. Bazen nişanlısıyla annesinin bu çekişmelerinden o kadar bunalıyordu ki, alıp başını çekip gitmek istiyordu. Bazı geceler hiç uyumuyordu bu meseleyi düşünürken. Şimdi böyle olan bu iki insan, evlendikten sonra nasıl olacaklardı kim bilir? Odasına gidip giyindi. Kapıya yöneldi: - Kahvaltı etmeyecek misin? - Hayır. Canım istemiyor. Birsen hanım bilmiş bir
tavırla bağırdı: - Yıldız hanıma gidiyorsun değil mi? Genç adam durakladı. Sanki bir kuyuya düşmüş gibi uğulduyordu başı. Geri döndü: - Hayır anne okula gidiyorum. Dersim var... O sırada telefon çalmaya başladı. Bu saatte arayan genellikle Yıldız olurdu. Birsen hanım atıldı açmak için ahizeyi kaldırdı: - Yıldız, sen misin? Haldun derse gidiyor, okuluna. İşi var çocuğun.
Yan gözle de oğluna baktı. Birden kızardı yüzü. Karşı taraftan söylenen şey allak bullak etmişti kadını. Öfkeyle kapattı telefonu, adeta haykırdı oğluna dönüp: - Terbiyesiz, Şıllık! Derhal bu yüzük atılacak. Bana "sen karışma, onun işi benimle gezmek!" dedi utanmadan! Zerrin hızla vurulan kapıyı açmaya koştu. Saffet bey kahvaltı sofrasının başında oturmuş, elindeki çay bardağı ile kalakalmıştı. - Hayırdır İnşallah! Bu da kim böyle? Zehra hanım hemen tülbendinin ucunu sıkıştırıp geriye döndü: - Hayırdır inşallah! Ya Rabbim kötü haberden koru sen bizi. Zerrin kapıda duran Haldun''u görünce gülümsedi: - Sen miydin Haldun? Korktuk yahu, nasıl kapı çalmak o? Genç adam yıldırım gibi girdi içeriye. Etrafına bakındı. Herkes hayretler içindeydi. Saffet bey seslendi: - Gel yavrum, buyur, otur sofraya! - Hayır, oturmayacağım. Yıldız nerede? O kadar asabiydi ki bir şeyler olduğu belliydi. Dayanamadı yaşlı adam: - Hayırdır oğlum, bir
şey mi var? - Onunla konuşmam lazım. Annemle konuşmasını öğrenmesi lazım. Yetti artık. Biraz ikaz edin kızınızı. Yeter artık. Aralarında kaldım baba! Anneme konuşma tarzını görseniz kahrolursunuz, ben de annem bir melek demiyorum ama saygı göstermesi lazım değil mi?
Zehra hanıma döndü, kaşlarını kaldırıp gözlerini açarak sordu: - Ben sizinle öyle konuşsam... Kim bilir neler düşünürsünüz benim hakkımda. Şimdi lütfen benimle gelsin ve annemden özür dilesin. Yoksa bu iş biraz tehlikeye girecek... Taş gibi kalmıştı herkes sofrada. Saffet bey öfkeli bir sesle bağırdı: - Yıldız! Yıldız, buraya gel bakayım.
Genç kız odasından hızla çıktı. Haldun''u görünce durakladı. Kıpkırmızı oldu bir anda. - Aaaa, sen ne zaman
geldin buraya? - Sen annemle telefonda konuştuktan sonra.
DEVAMI YARIN

