“Para, hele de günümüzde dünyadaki adaletsizliklerin temel parametresi. Bu kadar belirleyici hâle gelmesinin miladı olarak da yine her şeyin sessizce, ama derinden değişmeye başladığı 2000 senesini alabiliriz. Ben son çeyrek asırdır yaşanan şeye, paranın ‘paranormal’, yani normal ötesi evrimi diyorum.”
Girizgâhta alıntıladığım kısa paragraf, 5 Temmuz’da bu köşede okuduğunuz ‘Adalet, bilgi ve para denklemi’ başlıklı yazıdan. Bugünkü yazıda, gündemdeki Tera Fon soruşturması bağlamında adalet, bilgi ve para denklemini, matematiksel olarak yeniden, ama öncekiyle çelişkisiz biçimde kurmayı deneyeceğiz.
Önceki yazıda Türkiye’nin, yakın geçmişe doğru üç büyük miladını sözden sayıya, maziden bugüne şu şekilde somutlaştırmıştık: 2002 (AK Parti’nin iktidara gelişi), 2016 (15 Temmuz FETÖ’cü hain darbe girişimi) ve 2023 (6 Şubat deprem afetleri…)
Elbette dünya; geometrik anlam kümeleri içinde ülkemizi de kapsadığı için üç küresel gelişmenin -2001 (11 Eylül), 2010 (Arap Baharı) ve 2020 (Koronavirüs Pandemisi)- Türkiye’yi doğrudan etkilediğini unutmamalıyız. Dolayısıyla toplamda ülkemiz için 6 milat geçerliydi diyebiliriz.
Şimdi bunlara iki yeni milat daha ekleyip matematikte önemli bir sayı olan 8’e erişeceğiz. Yüzyılın Kehaneti adlı son romanımda ayrıntılarıyla anlatmıştım, burada özet geçeyim: Yazıyla sekiz, en fazla ‘tam bölünebilen’ tek rakam olduğu için kritiktir. Doğal olarak kendisine ve 1’e bölünür, yarısına (4) bölünür, yarısının yarısına (2) bölünür. Ama mesela 9, sadece 3’e bölünür.
İmdi… Gelelim iki o milada… İlk sıraya 2020 pandemisi sonrasındaki küresel ve ulusal gelişmelerle ekonomik krize sürüklendiğimiz 2021 yılını alacağız. Ve belki bunu söylemek için iddialı veya erken görünse de krizden çıkışı, 2026 ile milatlandırmak istiyorum. Tera Fon meselesinin, yargı/siyaset yoluyla ve fakat ekonomiyi olumsuz etkilemeyecek şekilde aşılmasıyla ekonomik krizin geride bırakılacağını öngörüyorum. Devletin, haksız kazançların tahsilatına başlaması bunun güçlü bir ilk işaretidir.
BİREY, AİLE VE DEVLETİN ORTAK SORUSU: “BEKAMI NASIL SÜRDÜRECEĞİM?”
Makro ölçekte baktığımızda zamanımızda devletler açısından en önemli soru şudur: “Bekamı nasıl sürdüreceğim?” Aynı soruyu ailelere ve ayrıca bireylere uyarlamamız da gerekecek. Hem bireyler hem de aileler; bu soruyu daha sık sormaya başlayacak, hatta başladı bile. Birey, aile ve devletin bu ortak sorusu; her üçünü kapsayan kuvvetli illiyet bağının görülmesiyle çözümlenebilir.
Devletin bekası, aile ve dolayısıyla aşk/sevgi eksenli manevi büyümeye bağlıdır. Ailenin bekası da devletin, sevgi ve de aileyi ekonomik/kültürel manada ne kadar besleyebildiğine… Birey, ailesi ile devleti güçlü ve nazikse mutmaindir.
Kabul etmeliyiz ki aşk, türümüzün bu dünya hayatının zamanındaki sürekliliğini temin eden ilk şarttır. Birey+aile=devlet denkleminin birincil kökenidir. Yaşım yetiyor; benim çocukluğum, hatta ilk gençliğimde devletimiz nüfus planlamasını kamu spotlarıyla teşvik ederdi. Şimdi çoğalma hızımız, yüzde 1,4’e kadar düştü. Bu düşüşte dünyanın, 21 yıl önce sosyal medya ile tanışmasının (Facebook), ardından 2006’da fikrini kolaylıkla yazılı zikre dönüştürdüğü bir platforma erişmesinin (Twitter) ve derken 2010’da ‘göstermeci çağ’a girmesinin (Instagram) etkisinin farkındayım. Özellikle son beş yılı kapsayan ekonominin, aşk ve evlilik önünde engel olduğunu da herkes gibi kabul ediyorum.
KAVRAMLARDA MATEMATİKSEL KESİNLİĞE DÖNMELİYİZ
Ancak ben asıl nedeni, kimsenin bakmadığı bir başka yerde araştıracağım. Dil ve düşüncedeki matematiksel kesinliği çeyrek asırdır kaybetmemizde arayacağım. Matematik bilimlerinin; moral, yani ahlakla ilgili bilimlere üstünlüğünün gerekçesi On Sekizinci Yüzyıl’ın büyük İngiliz düşünürü David Hume tarafından şu cümleyle özetlenmiştir:
“İkizkenar üçgenle, çeşitkenar üçgen arasındaki ayrım çizgileri; erdem ile kusur, doğru ile yanlış arasındaki çizgilerden daha kesindir.”
Biz, insanlık olarak Yirmi Birinci Yüzyıl’ın hemen başından itibaren, yani tekno-dijital çağa girişle birlikte bizim için son derece önemli olan bu kavramlardaki ‘eski kesinliği’ kaybettik. Gerek birey gerek aile gerekse de devletler olarak erdem ile kusurun ayrımını doğru koyamadık, iyi ile kötü arasındaki çizgileri bozduk ve bu ikisinin kadim geçişkenliğini besledik. Daha matematiğe yakın duran kavramlar olan doğru ile yanlışın çizgilerini bile belirsizleştirip, matematikte ve hayatta çizgilerden daha az ciddiye aldığımız noktalara dönüştürdük.
Biz insanız, dinlerin ve 'felsefenin' İlk Çağlardan beri gösterdiği üzere erdem arayışında olsak da kusurlarla kaim bir varlığız. En büyük erdemsizliğimiz de kusurlarımızı görmemek, yok saymak. Bir insanın paraya düşkünlüğü varsa ilk yapması gereken şey; onun haramından fersah fersah uzak durmaktır. Çünkü belli ki onun sınavı ‘parasal’dır. Ancak temel/en büyük kusurunu göremeyen, ona daha çok bağlanır.
İkinci yazı da yetmedi, üçüncüyle devam edeceğiz; ama burada yine tek cümlelik bir ana fikre varalım birlikte: Şayet birey+aile=devlet denklemi bozulursa bilgi+para=adalet denklemi de bozulur. 5 Temmuz’daki o ilk yazıda eylül sonunda başlayacak fon soruşturmasından bihaber şekilde yazdığım hakikat buydu. Neyse ki bilgi ve paranın hiyerarşisini, adaletle yeniden kurarak ana denkleme dönmek mümkündür. Pazar günü yeniden buluşmak dileğiyle…

