Millî İstihbarat Teşkilatı şehidi Cenan Kocahâkimoğlu’nun cenazesini, 1994 senesinin bir zemheri günü Ankara Maltepe Camii’nden kaldırdılar. Şehidin tabutunu, meslek hayatları boyunca kendi adlarının yazılı olduğu bir pasaport bile taşımamış birkaç istihbaratçı arkadaşı ile akrabaları omuzladı.
Cenan Kocahâkimoğlu’nu 19 Ocak 1994’te Kuzey Irak’ta şehit ettiler. Tıpkı ondan bir sene üç ay sonra (5 Nisan 1995’te) yine aynı mahreçte, arka planında gene gizli servis parmağı olan bir suikastla şehit edilen Yıldırım Muratlı, Miraç Onuk ve Oktay Bilmez gibi…
Her dört MİT şehidimiz de Amerikan gizli servisi CIA’in, terör örgütü PKK üzerinden gerçekleştirdiği hain suikastlardı. ABD, 1991’de Çekiç Güç’ü Körfez Savaşı bahanesiyle Irak’a getirdikten sonra bölgede yerleşmek için her yolu deniyordu. Kripto ve açık suikastlar da dâhil…
Yazının birinci bölümündeki ana fikrin takibini yaparsak Türkiye’de 1990 senesinden bu tarafa ne kadar suikast gerçekleştirildiyse bunların hepsinin bir yabancı gizli servis bağlantısı vardır. Suikast hedefleri istihbaratçı da olsa, polis şefi de olsa, asker de olsa, gazeteci de olsa, içeride iş birlikçi bir güçle (misal FETÖ) çalışılmış da olsa nihai sonuç budur. Hiram Abas (26 Eylül 1990), Adnan Ersöz (13 Ekim 1991), Uğur Mumcu (24 Ocak 1993), Cem Ersever (4 Kasım 1993), Gaffar Okkan (24 Ocak 2001), Necip Hablemitoğlu (18 Aralık 2002), Hrant Dink (19 Ocak 2007) ve Kâşif Kozinoğlu (13 Kasım 2011)…
DEV-SOL’UN ÜSTLENDİĞİ İSTİHBARAT SUİKASTLARI
Bunlardan kronolojik açıdan ilki olan Hiram Abas suikastı, Dev-Sol’a ihale edilmiş bir gizli servis operasyonudur. Dev-Sol’u Almanya başta olmak üzere Avrupa servisleri besliyordu. Hiram Abas, 26 Eylül 1990’da çok iyi kullandığı silahını çekmeye vakit bulamadan şehit edildi. MİT’in eski Müsteşarı Adnan Ersöz de yine Dev-Sol’un üstlendiği buna benzer bir suikasta kurban gitti.
Araştırmacı gazeteciliğin efsanevi ismi Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara Gaziosmanpaşa Karlı Sokak’ta park edilmiş Renault 12 otomobiline konulan bomba düzeneği ile katledildi. Gazeteciliğe başladığım yıllarda gümrük ve istihbarat çevrelerinden kiminle tanıştıysam hepsinin, örneğine pek rastlanmayan bir gururla “Uğur Mumcu’nun haber kaynaklarından biri de bendim” dediğine şahit olmuşumdur. Sırf bu bile Mumcu’nun haber ağının genişliğinin başlı başına ispatıdır. Mumcu, tüm bu haber ağı vasıtasıyla terörün Mossad bağlantılarını araştırıyordu. Ama 2001 Umut Operasyonu başta olmak üzere her operasyonda hep İran bağlantısı gündeme geldi, bununla birlikte suikast çözülemedi.
Mumcu’nun katledilmesinin üzerinden henüz bir ay bile geçmeden Orgeneral Eşref Bitlis, şüpheli bir kazada şehit oldu. Çekiç Güç’e karşı olduğu bilinen Jandarma eski Genel Komutanı Bitlis’in 17 Şubat 1993’te şehit olduğu olay da başlı başına araştırma konusudur.
HABLEMİTOĞLU CİNAYETİNDEKİ DİJİTAL KARARTMA
Türkiye tarihinin en karanlık suikastlarından biri olan Necip Hablemitoğlu suikastının gerçekleştiği 18 Aralık 2002 tarihinde Ankara’nın Ayranca semtinde Portakal Çiçeği Sokak’ta bulunan baz istasyonu, takriben iki milyar saatlik dinleme kaydını arşivleyecek bir hafızaya sahip eski TİB’in (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) atası olan kurumdaki esrarengiz bir el tarafından kapatıldı. Aşikâr ki, bir dijital karartmaydı bu.
Hablemitoğlu, öncelikle Gülen Örgütü’nün karanlık yüzüne ışık tuttuğu için FETÖ, onun ABD iltisaklarını yazdığı için CIA ve ayrıca Alman vakıflarının Türkiye karşıtı kontr-espiyonaj faaliyetlerini ortaya çıkardığı için de BND’nin hedefindeydi. Suikast; FETÖ’ye ihale edildi, talimatı, terör örgütünün eski Türkiye imamı Mustafa Özcan’ın verdiği biliniyor, gerisi hâlen meçhul.
19 Ocak 2007’de işlenen Hrant Dink suikastının planlayıcısı ve azmettiricisi de yine FETÖ’dür. Hele de Dink suikastını Rahip Santoro (2006) ve Zirve Cinayetleri (2007) ile birlikte düşünürsek… 12 Haziran 2007’de başlatacakları Ergenekon operasyonu öncesinde “Bakın Türkiye’de Hristiyanlar öldürülüyor” propagandasını işletebilmek için bu cinayetleri gerçekleştirdiler.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in talimatıyla yeniden açılan Kâşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümü/kripto suikastı olayı da FETÖ’nün planlayıp gerçekleştirdiği bir karanlık operasyondur. Fetullahçı Terör Örgütü’nün hapsettiği Kâşif Kozinoğlu, CIA ve FETÖ hakkında pek çok rapor hazırlamıştı. Kozinoğlu, ayrıca Maveraünnehir bölgesini iyi bilen bir istihbaratçı olduğu için CIA’e, El Kaide lideri Usame bin Ladin’i yakalayacak adam olarak da tanıtılmıştı. Kamuoyu, Kâşif Kozinoğlu adını 2011’de duydu, ama Kozinoğlu istihbarat çevrelerinde küresel manada tanınan biriydi. Zamanla hedef oldu; CIA ve FETÖ’nün hedefi…
Sonuç olarak Hiram Abas’tan Yıldırım Muratlı’ya, Cenan Kocahâkimoğlu’ndan Kâşif Kozinoğlu’na hangi suikast ya da kripto suikasta baksanız hep bir yabancı gizli servis gölgesi görürsünüz. Ama artık bu karanlık olaylardaki ‘Platon gölgeleri’nden hakiki suretlere erişme zamanı geldi.
Tüm istihbarat şehitlerimize rahmet ve minnetle…

