Askerimize yönelik ilk PKK terör eylemini, 1984 senesinin 16 Ağustos’unda rahmetli babamın Adana Kalekapısı’ndaki çay ocağında duymuştum. 6 Kasım 1983’te Turgut Özal’ın başbakan seçildiği tarihten itibaren hafta içi yarı zamanlı, hafta sonu tam zamanlı olarak dükkânımızda çıraklık yapmaya başlamıştım. O gün dükkânda cami hocaları, simsarlar, toprak ağaları ve ırgatlar, ben onlara çay servisi yaparken eşkıyanın askerimize saldırısına öfke kusuyorlardı.
Sonuçta 1980 darbesinin ardından gelen dört yıllık bir vukuatsızlık döneminden sonra 1984’te Türkiye’nin bir yerinde yine karışıklık çıkmıştı. PKK’lı teröristler 15 Ağustos 1984 akşamı Siirt’in Eruh ve Hakkâri’nin Şemdinli ilçelerinde askerimize saldırmıştı. Saldırıda Onbaşı Süleyman Aydın şehit oldu. Süleyman Aydın ilk şehidimizdir, Erzincanlıdır. Allah rahmet eylesin. O günlerden bugünlere geldiğimiz aşama, öncelikle şehitlerimizin verdiği destansı mücadelenin, annelerin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde siyaset kurumunun zaferidir.
HEM ABD HEM DE RUSYA TERÖRÜ DESTEKLEDİ
1973 Ankara Çubuk toplantısı ölçü kabul edilirse terör örgütü PKK’nın toplamda 53 yıllık mazisi vardır. Eğer kuruluş tarihi olarak 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinin Fis köyünde yapılmış toplantıyı baz alırsak da 48 yıllık bir geçmişten söz edebiliriz. 1984-2024 arası (1999-2004 parantezi hariç) terörle mücadele ile geçmiştir.
İkinci aşamaya da birazdan geçeceğiz; ama biz 1984 öncesine, PKK’nın şehirlerde terör eylemleri düzenlediği 1978-84 arasına gidelim, sanki kısa bir zaman seyahati yapıyormuşçasına… PKK, 1978 senesinden itibaren incelerseniz aslında bir kır örgütü değil, bilakis bir şehir örgütüydü. 1978’de Diyarbakır başta olmak üzere Kürtlerin yoğun yaşadığı illerin merkezlerinde başladı terör eylemlerine. 1984’ten itibaren dağlara çıkıp ‘kırsallaştı’, 2015’te Hendek Kalkışmaları ile tekrar şehre inmeye çalıştı, devletin yumruğunu yedi. Ondan sonra da özellikle 2019-2024 arası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenlik kuvvetlerine kelimenin tam anlamıyla yenildi.
PKK’nın bütün aşamalarına baktığımız zaman örgütün hep dış güçler tarafından beslendiğini görürüz. Suriye ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, zamanında bu örgütü besledi, ardından Avrupa ve sonra da ABD besledi. Tıpkı Türkiye’nin hâlen mücadele ettiği Fetullahçı Terör Örgütü’nün ABD, Almanya ve İsrail’den başlayarak pek çok devlet tarafından beslenmesi gibi...
Türkiye’de terör sorununu çözmeye yönelik ikisi bilinen, biri 1990’larda uygulamaya konulmuş üç süreç akamete uğramıştır. Bilinen süreçler 2010 Oslo ve 2013 İmralı süreçleridir. Bunun haricinde istihbarat uzmanı Cemal Alparslan Ertuğ’un verdiği bilgiye göre 1996’da MİT’in başlattığı bir ilk çözüm süreci girişimi de vardır. Ancak o zamanlar ordu, siyaset ile MİT üzerinde çok etkiliydi ve engellemeler nedeniyle ilk girişimden sonuç almak zaten kabil değildi. Öte yandan meseleye bir de şöyle bakmak lazım: 1996’da MİT, bir yandan Öcalan’ı öldürmeye ekip gönderiyor, bir yandan da çözüm süreci planlıyordu. Askerin o zamanki tam hegemonyası hesaba katılırsa etkili girişimlerdi bunlar.
2010 Oslo ve 2013 İmralı aşamalarını da sonuçsuz kalmış müzakere aşamaları olarak görmek gerekir. 2016’dan 2024’e uzanan bugüne kadarki en etkili terörle mücadele sürecini de ‘askerî sonuç’ olarak adlandırmaktan yanayım. 2016’da, 15 Temmuz’dan galip çıktıktan sonra DEAŞ’ın Suriye’de topraklarında mukim olması gerekçesiyle başlattığımız Fırat Kalkanı Harekâtı bu sürecin miladıdır. 2019’da Irak’ta başlatılan Pençe Kilit Operasyonu ise PKK terörünün kaynağında ezilmesi açısından çok önemli bir harekât olmuştur.
PKK’NIN TEMSİL İDDİASI ARTIK GEÇERSİZ
Ülkemiz, Terörsüz Türkiye projesinde son aşamaya gelmiştir. Gelinen bu son aşamada PKK’lıların yapması gereken silahlarının tamamını teslim etmektir. Öte yandan PKK, Kürtlerin siyasal temsilciliği iddiasından da bütünüyle vazgeçmelidir. Çünkü PKK; hiçbir zaman bir ‘Kürt hakları’ örgütü olmadı. Dış destekle coğrafi ve siyasal amaçlar güden bir terör örgütü olageldi. Öte yandan PKK’nın evlere 1990’larda terörist ihtiyacı için celp gönderebildiği sözüm ona en ‘popüler’ döneminde bile her Kürt, PKK’lı değildi. PKK’nın Kürtleri temsil iddiası artık tarihsel manada tamamen geçersizdir.
Bunun yanı sıra PKK, aynı zamanda Türklerin de kurduğu bir örgüttü. Hâki Karer -örgütün Türk kurucusu- Anteplidir. PKK’nın fesih kongresine katılan Duran Kalkan, Adanalıdır. Kürtçe bilmez, kökeninde de Kürtlük yoktur.
Bu arada yeri gelmişken… Terör örgütü PKK, ayrıca şu iki bin yıllık ‘medya alanları’ söylemini de artık terk etmelidir. Medya alanları söylemi, eski Med ülkesini referans alan bir coğrafi/siyasal terimdir. ‘Med’ mi kaldı, Pers mi kaldı!
Ezcümle yarım asırlık bir ara dönemi sonlandırmaya -tarihimizde hiç olmadığı kadar- yakınız. İlk gençliğimde “Acaba ömür olarak PKK’dan uzun yaşayacak mıyız?” diye sorardım kendi kendime. PKK terörü yakın çevremi etkilediği için de sorardım bu soruyu. Kişisel tarihimde iki PKK şehidi Mustafa vardır; Mustafa Özbek (1995 Hakkâri) ve Mustafa Altan. (2013 Iğdır.)
İlk gençliğimde sorduğum sorunun pozitif cevaplanacağı bir aşamaya gelmiş olmak umut vericidir. ‘Terörsüz Türkiye’yi nihayete erdirmek, milletimizin güvenlik, huzur ve refahının öncelikli bir şartıdır. Biz içimizde güçlü oldukça sırtımızı kimse yere getiremez. Son olarak tekrar vurgulamak isterim ki, gelinen aşama şehitlerimizin zaferidir. Onların büyük fedakârlıkları olmasa bugünleri göremezdik. Cemi cümlesine rahmet ve minnetle…

