Göreve geldiği günden bu yana başarılı operasyonlara imza atan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Kazakistan’da gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı İçişleri Bakanları Toplantısı’nda çok önemli bir teklif sundu:
Teşkilatın suçla mücadelede ortak hareket kabiliyetini artırmak amacıyla Interpol ve Europol benzeri "TÜRKPOL" teşkilatının kurulması…
29-30 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirilecek TDT Liderler Zirvesi’nde TÜRKPOL’ün yanı sıra kardeş ülkelerle iş birliğimizi pekiştirecek başka müjdelerin de geleceği söyleniyor.
Peki, Bakan Çiftçi’nin üye ülkelere sunduğu TÜRKPOL bize ne kazandıracak?
Cevabı açık; ortak bir güvenlik mimarisi kurmak.
Önce Türk devletleri arasında Suçla Mücadele Konseyi kurulacak.
Sonraki adım ise çok daha önemli…
Türk Devletleri Kolluk İş Birliği Ajansı, yani TÜRKPOL’ü oluşturmak.
***
Yoğun gündem arasında kaybolup giden öyle büyük adımlar ki bunlar…
TÜRKPOL, Türk polisinin Kazakistan’da, Kazak polisinin Türkiye’de operasyon yapması demek değil.
Her devlet kendi hukukuyla hareket edecek.
Ama ülkelerin gözleri, kulakları ve ellerindeki bilgiler birbirine bağlanacak.
Asıl güç burada.
Mesela, diyelim ki İstanbul’da bir uyuşturucu örgütü çökertildi, yöneticisi Kazakistan’a kaçtı, para Azerbaycan’a uzandı, Özbekistan’da bağlantıları çıktı.
Bakü’de bulunan dijital iz, Astana’daki para hareketi, Taşkent’teki telefon kaydı aynı dosyada birleşebilecek.
Çünkü yeni nesil suç örgütleri artık tek ülkede yaşamıyor.
Örgüt İstanbul’da, para başka ülkede, dijital altyapı üçüncü ülkede, patron dördüncü ülkede…
Suçlular nasıl ki ağ sistemiyle çalışıyorsa devletler de karşısına ağ sistemiyle çıkmalı.
TÜRKPOL işte tam da bunu hedefliyor.
***
Yani…
Yıllardır ortak tarih, dil, ticaret, enerji, ulaştırma ve ortak alfabe başlıklarını konuştuğumuz Türk dünyasında şimdi çok kritik, yeni bir aşamaya geçiyoruz;
Güvenlikte birlik.
Üstelik bu adımda Ankara öncü.
Suçla Mücadele Konseyi teklifini Türkiye ortaya koydu, ardından TÜRKPOL hedefi geldi.
Türkiye artık Türk dünyasında yalnız diplomasi ve ekonomide değil, ortak güvenlik mimarisinin kurulmasında da merkez ülkelerden biri oluyor.
Bakan Mustafa Çiftçi’nin TÜRKPOL hamlesi işte bu yüzden alkışı hak ediyor.
**************
Darbeler…
12 Eylül 1980 darbesinin 40. yıl dönümünde, 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası idam edilen Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarının yargılandıkları, tarihe kara leke olarak geçen cinayet kararlarının alındığı Yassıada’daydık.
Malum, buranın adı artık Demokrasi ve Özgürlükler Adası.
O gün düzenlenen sempozyumda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin buradan verdikleri mesajlar hiç aklımdan çıkmadı.
Bugün de hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar var;
6 yıl önceki konuşmasında demişti ki Sayın Erdoğan;
“Türkiye’de bugüne kadar yapılmış veya teşebbüs edilmiş hiçbir darbe millî değildir, masum değildir. Her darbe, öncekinin yarım bıraktıklarını tamamlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Türkiye’yi kendi başına bırakılmayacak kadar önemli bir yer olarak tarif edenler, ülkemizi mutlaka vasiler eliyle yönetmek için her yolu denemişlerdir.
Yunanistan’ın NATO’ya ve AB’ye tam üyeliğinin yolunu karşılıksız açmasının yanında, bugün toplumumuzdaki pek çok sancılı meselenin kökünde de 12 Eylül vardır.
Gençlerimizin tarihleriyle, kültürleriyle, siyasi ve sosyal meselelerle ilgilenmektense sapkın hayat biçimlerine, ahlaksızlığa, lümpenliğe teşvik edilmesi 12 Eylül’ün ülkemize bıraktığı kötü mirastan birisidir.”
***
Sayın Bahçeli de aynı noktaya işaret ederek “Darbe sonrası ‘Bizim çocuklar başardı’ demeleri, Türkiye’nin emperyalizmin tuzağına düştüğünün delilidir. Bunlar Türkiye’nin çocukları değil, Türkiye düşmanlarının uşaklarıdır. 15 Temmuz’da olduğu gibi, 12 Eylül de dış bağlantılıdır. Darbenin başındaki Kenan Evren’in, 10 Ekim 1980’de ABD Başkanı’na yazdığı mektupta ‘minnet duyan, boyun eğen, diz çöken’ anlayışı açık seçik görülürken, Yunanistan’ın NATO’ya ön şartsız alınmasına onay da vardır.
Ne karanlık bir gelgit sürecidir ki, Yunanistan 20 Ekim 1980’de NATO’nun askerî kanadına girmiştir. Yunanistan bugün Ege’de, Doğu Akdeniz’de mütecaviz emellerine hız veriyorsa bunun arkasında 12 Eylül cuntasının kirli mirasının dayanak olduğu ortadadır.”
***
Yani, bugün İsrail’le birlikte başımıza bela olmaya tevessül eden Yunanistan’ı NATO’ya 12 Eylül darbecileri kattı.
İşte böylesi bir ihanete imza atan, Türkiye'yi millet iradesinin yönetmesini engellemek ve uluslararası emperyalist düzenin kontrolünde tutmak için maşalık yapan darbeciler, son darbe girişimi 15 Temmuz’da en ağır tokadı yediyse de, bu defa siyasi ayak oyunlarıyla işbaşına gelmeye çalıştı.
Kontrolü yeniden ele almak için vadettikleri ‘parlamenter sisteme dönüş’ hayalleri ise 2023 seçimlerinde hüsrana uğradı.
Ve bugün tüm tehditlere meydan okuyan, prangalarından kurtulan güçlü Türkiye’nin Yüzyılı başladı.
Bu darbecilerin izlerini silmek için elbette daha katetmemiz gereken çok yol var.
Ama bir daha o günlere dönmek mi?
Asla.

