Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Petrolü olan değil, yolu koruyan kazanacak: Yeni d...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Husiler’in Suudi Arabistan hedeflerine yönelik gerçekleştirdiği yeni saldırı sonrası, uzunca zamandır zihnimi kurcalayan o soru yine aklıma geldi; biz savaşı yanlış yerden mi okuyoruz?

Hürmüz’e bakıyoruz, İran-Amerika gerilimini konuşuyoruz.

Yemen’e bakıyoruz, Husiler’in hamlelerini tartışıyoruz.

Suudi Arabistan’a bakıyoruz, petrol tesislerini ve hedef alınan altyapıları analiz ediyoruz.

Oysa jeopolitik miyopluğu bir kenara bırakıp haritanın tamamına, biraz daha yukarıdan baktığımızda bambaşka bir resim çıkıyor ortaya.

Hürmüz’den Babülmendep’e, oradan Kızıldeniz ve Süveyş'e kadar uzanan devasa bir hat…

Ve o hattın üzerinde enerji kaynakları, petrol boru hatları, limanlar, deniz geçişleri ve küresel ticaretin en hayati şahdamarları yer alıyor.

Uluslararası jeopolitikte stratejik düğüm noktaları olarak adlandırdığımız kritik geçitlerin neredeyse tamamı bu hatta sıkışmış durumda.

İşte asıl dikkat çekilmesi gereken büyük resim de tam olarak burada gizli; Savaş artık yalnızca ülkeler, ordular veya topraklar arasında yürütülmüyor. Koridorların bizzat kendisi savaşın ana hedefi hâline geliyor.

Hürmüz’ün ne anlama geldiğini bugün çok daha net biliyoruz.

İran, krizin başından itibaren Hürmüz üzerindeki baskısını asimetrik yöntemlerle artırdı.

Gemilerin geçişi savaş öncesindeki seviyelerin oldukça altına indi.

Ancak asıl stratejik kırılma, Hürmüz’ün hemen dışında, Suud coğrafyasında yaşandı.

Suudi Arabistan’ın olası bir Hürmüz ablukasını baypas etmek için inşa ettiği en kritik vizyon projesi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’ydı.

Bu hat, Suud petrolünü Basra Körfezi’nden Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’na taşıyarak Hürmüz’e muhtaç kalmadan dünyaya ulaştırıyordu.

Yani Riyad’ın en büyük güvenlik vanasıydı. Husiler’in Suud hedeflerine ve bu altyapılara yönelik son hamleleri işte tam da bu vanayı sıkmayı hedefliyor.

Suudi Arabistan’ın Basra’ya alternatif olarak geliştirdiği Kızıldeniz çıkış yolu da artık doğrudan ateş hattının içinde.

Şimdi bir adım daha güneye, Yemen’e ve Babülmendep’e inelim.

Husiler’in Kızıldeniz kıyılarında, Perim Adası ve Mocha hattındaki varlığı ya da deniz seyrüseferine yönelik saldırıları yalnızca yerel bir iç savaş hamlesi olarak okunabilir mi?

Perim Adası, Babülmendep’in tam boğazında oturan küçücük bir kara parçası olabilir ama stratejik değeri Kızıldeniz’den geçen tüm küresel ticaret üzerinde doğrudan bir denetim ve tehdit imkânı sunuyor.

Parçaları birleştirdiğimizde;

Hürmüz’de deniz geçişleri baskılanıyor.

Hürmüz’e alternatif Doğu-Batı boru hattı vuruluyor.

Babülmendep’in girişindeki kritik noktalar ve seyrüsefer rotaları tehdit altına alınıyor.

Bütün bunlar aynı anda yaşanırken, yaşananları hâlâ birbirinden bağımsız, münferit askerî olaylar olarak görmek mümkün mü?

Kesinlikle değil.

Çünkü bu haritada asıl dikkat çekici olan, sadece enerjinin ya da madenlerin varlığı değil; enerjinin dünyaya ulaştığı yolların bizzat birer muharebe alanına dönüşmesidir.

Önümüzdeki dönemin en büyük jeopolitik mücadelesi "Petrol kimin elinde?" sorusu üzerinden yürümeyecek. Yeni denklem çok daha yalın ve acımasız: "Kaynak nerede olursa olsun, onu kriz anlarında güvenli bir biçimde pazara kim ulaştırabiliyor?"

Bu radikal bir paradigma değişimi. Jeopolitikte mülkiyetin yerini bağlantısallık ve güzergâh güvenliği alıyor.

Hürmüz, Kızıldeniz, Babülmendep ve Süveyş hattı kilitlendiğinde bunun küresel sonucu sadece petrol fiyatlarının yükselmesi olmuyor.

Navlun fiyatları fırlıyor, denizcilik sigorta maliyetleri katlanıyor, gemiler Ümit Burnu'nu dolaşmak zorunda kalarak haftalarca zaman kaybediyor.

Sonuçta küresel enflasyon hortluyor ve tedarik zincirleri kopuyor.

İşte bu büyük türbülansın ortasında, küresel düzen yeniden kurulurken bazı ülkeler hayati bir konuma yükseliyor.

Türkiye tam da bu tarihsel eşikte devreye giriyor.

Türkiye’nin topraklarında Körfez ülkelerindeki gibi muazzam petrol veya doğalgaz rezervleri olmayabilir.

Ancak Türkiye’nin elinde çok daha kıymetli bir jeostratejik güç var: Güvenli yol ve o yolu koruyacak devlet kapasitesi.

Basra Körfezi’ni Anadolu üzerinden Avrupa’ya bağlayacak Kalkınma Yolu…

Irak petrolünü Akdeniz’e taşıyan Ceyhan hattı…

Hazar ve Orta Asya kaynaklarını batıya ulaştıran TANAP ve Orta Koridor…

Kafkasya’da jeopolitik kilitleri açacak olan Zengezur vizyonu…

Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazlar ve deniz koridorları…

Türkiye, enerjinin ve üretimin devasa merkezleri olan Asya ile tüketim merkezi olan Avrupa arasındaki en istikrarlı, en güvenli ve en doğal köprüdür.

Benim uzun zamandır “bağlantısallık” kavramını ısrarla vurgulamamın sebebi işte budur.

Bağlantısallık artık teknik bir lojistik terimi veya bir altyapı projesi değil.

Bağlantısallık; doğrudan doğruya bir dış politika doktrini, bir millî güvenlik stratejisi ve sert güçle desteklenmesi gereken bir varoluş meselesidir.

Nitekim Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki üst düzey savunma iş birliği adımlarını ve Mekke Savunma İttifakı arayışlarını da bu büyük resimden bağımsız okuyamayız.

Bölgesel güvenlik mimarisinin sarsıldığı, enerji altyapılarının ve ticaret koridorlarının açık hedef hâline geldiği bir dönemde; üç önemli aktörün kolektif caydırıcılık, savunma sanayii ve ortak üretim hedefleri doğrultusunda bir araya gelmesi son derece stratejiktir.

Riyad’ın yaşadığı güvenlik açığı, İslamabad’ın askerî birikimi ve Ankara’nın yerli savunma sanayii ile sunabileceği koridor güvenliği, Hint Okyanusu’ndan Akdeniz’e uzanan hatta yeni bir denge unsuru oluşturmaktadır.

Dünyanın enerji ve ticaret damarları kırılganlaştıkça, masada sadece kaynağı olanlar değil, o kaynağın emniyetle akmasını sağlayan güvenilir koridor sahipleri söz sahibi olacak.

Kalkınma Yolu yalnızca bir demir yolu projesi değildir. Ceyhan sadece bir depolama tesisi, TANAP sadece bir boru hattı değildir. Bunların her biri, Türkiye’nin küresel jeopolitikteki dokunulmazlık kalkanlarıdır.

Ateş hattı genişlerken haritalar yeniden çiziliyor. Türkiye bu yeni haritanın kenarında edilgen bir izleyici değil; tam merkezinde, oyunu kuran ve koridorların güvenliğini teminat altına alan ana aktördür.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.