Bir milletin geçmişini unutması için sadece tarih kitaplarının yakılmasına gerek yok. Kendi hikâyesini başkasının kelimeleriyle anlatmaya başlaması yeter.
Önce bazı şeyler “eski” gelmeye başlar. Sonra kendi musikimize, sanatımıza, dilimize, edebiyatımıza biraz uzaktan bakarız.
Bir zaman sonra da geçmiş, hayatımızın içinden çıkıp birkaç tarih, birkaç isim ve birkaç tören başlığına dönüşür.
Sanırım asıl kopuş tam burada başlıyor.
Zira hafıza dediğimiz şey, sadece geçmişte ne olduğunu bilmek değil. Kim olduğumuzu da hatırlamak!..
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Tophane-i Âmire’deki “Kitaba Vefa” sergisinde söylediği “Mazisi olmayanın atisi de olamaz” sözü de bana tam olarak bunu düşündürdü.
Çok basit gibi görünen ama aslında hayli ağır bir cümle... Çünkü insan ister istemez biz geleceği neyin üzerine kuracağız sorusunu akla getiriyor.
Geçmişiyle bağı kopmuş bir toplum geleceğe elbette yürüyebilir. Hatta çok hızlı da yürüyebilir. Teknoloji üretir, şehirler kurar, büyük projeler yapar, dünyanın en güçlü ülkeleri arasına girmeye çalışır.
Ama bütün bunların arkasında “Biz kimiz?” sorusunun cevabı yoksa, bir yerde eksik kalır.
Sayın Erdoğan’ın aynı konuşmada geçmişine bigâne olanın, geçmişiyle bağı kopanın ve hele geçmişini inkâr edenin gerçek anlamda bir istikbal kuramayacağını söylemesi biraz da bunun için önemli.
Zira geçmişle bağ kurmak başka, geçmişte yaşamak başka.
Bunu birbirine karıştırıyoruz.
Geçmişimizin bütün doğrularını bugüne taşımak zorunda değiliz. Yanlışlarımızla yüzleşebiliriz. Eksiklerimizi konuşabiliriz. Hatta bazı dönemleri ciddi biçimde eleştirebiliriz.
Ama bütün bir geçmişi değersizleştirirsek, sonunda kendimizi tarif edecek kelimeleri de kaybederiz.
İnsan kendi hikâyesinden utanarak nereye kadar yürüyebilir?
Asıl mesele biraz burada.
Tophane-i Âmire’deki sergiye de bu gözle bakıyorum.
“Kitaba Vefa” deniyor... Ne latif bir ifade.
Çünkü Anadolu irfanımızda kitap hiçbir zaman sadece okunacak bir nesne olmadı.
Kitap ilimdi... Kütüphane hafızaydı... Cilt, o bilgiye gösterilen hürmetti. Bir kitabın kapağına saatlerce emek verilmesi, sadece güzel görünsün diye değildi. Bilginin kendisine verilen değerin bir yansımasıydı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında merhum Samiha Ayverdi’nin cilt sanatına dair sözlerini hatırlatması da bu yüzden çok anlamlı. Ayverdi, cildi sanatkârın iç dünyasının kâğıda ve deriye yansıması olarak anlatıyor.
Bir insan yaptığı işe ruhunu katıyorsa, ortaya sadece bir eser çıkmıyor. Bir medeniyet anlayışı çıkıyor. Eski eserlerimizin ciltlerine baktığımızda biraz da bunu görüyoruz... Sabır görüyoruz. Ölçü görüyoruz. Ahenk görüyoruz. Emek görüyoruz.
Ve en önemlisi, “Benden sonra da kalsın” duygusunu görüyoruz.
Bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri bu. Çünkü çok hızlı yaşıyoruz. Her şeyi hemen tüketiyoruz. Bilgiye birkaç saniyede ulaşıyoruz ama üzerinde birkaç dakika düşünmeye tahammülümüz azalıyor.
Oysa medeniyet biraz da sabır meselesi. Bir kitabın cildine günlerce emek vermek… Bir hattı tek bir çizgiyi bozmadan işlemek… Bir eseri nesiller boyunca korumak…
Zira değerli olan her şey aceleye gelmez.
Ve galiba kültürel çölleşme dediğimiz şey de biraz burada başlıyor.
Çölleşme sadece kitap okumamak değil. Hangi kitabın neden okunması gerektiğini unutmak da çölleşme.
Bir hattın karşısında durup hiçbir şey hissedememek.
Bir kelimenin nereden geldiğini merak etmemek.
Bir şiirin arkasındaki dünyayı bilmemek.
Kendi musikimizi sadece “nostalji” diye dinlemek.
Kendi mimarimizi sadece fotoğraf çekilecek güzel mekânlar olarak görmek.
Yani kendi kültürümüzün öz ruhunu kaybedip kabuğunu tüketmek.
Bence bundan daha ciddi bir meselemiz yok. Çünkü bir medeniyet sadece eser bırakmaz. İnsan yetiştirir.
Geçmişten bize kalan en büyük miras belki de binalar, kitaplar, hatlar, kütüphaneler değil; bütün bunları ortaya çıkaran insan anlayışıdır.
Nasıl bir insan?
İlim sahibi ama kibirli olmayan. Güçlü ama adaleti unutmayan. Kazanan ama kazandığını yalnızca kendisi için biriktirmeyen. Bildiklerini kendisiyle birlikte götürmeyen. Kendisine verilen imkânı bir emanet gibi gören. Ve kendisinden sonra gelecek insanı kendisinden daha iyi yetiştirmeyi bir vazife bilen.
Medeniyet dediğimiz şey biraz da böyle bir zincir.
Bir nesil diğerine sadece bina bırakmıyor. Bir bakış bırakıyor. Bir ölçü bırakıyor. Bir ahlak bırakıyor. Bir estetik bırakıyor. Bir ideal bırakıyor.
Sonra öteki nesil bunların üzerine kendi çağının eserini koyuyor. İşte kültürel süreklilik bu...
Geçmişin aynısını tekrar etmek değil. Geçmişten aldığın ruhla yeni bir şey söyleyebilmek.
O yüzden geçmişe sahip çıkmakla geçmişte yaşamak arasında büyük bir fark var. Geçmişini doğru anlayan insanın geleceğe daha cesur bakabileceğine inananlardanım.
Çünkü kök, ağacı geçmişte tutmak için değil. Daha yükseğe çıkabilsin diye vardır!..
Bugün çok büyük bir dönüşümün içinden geçen Türkiye; ekonomide, teknolojide, savunmada, diplomaside kendi kapasitesini büyütmeye çalışıyor. Bunların hepsi önemli. Ama bir ülkenin sadece maddi kapasitesi büyüyorsa, kültürel kapasitesi aynı ölçüde büyümüyorsa, orada bir eksiklik oluşuyor. Çünkü güçlü devletler sadece güçlü kurumlarla değil güçlü insanla kurulmuştur.
Kendi tarihini bilen ama tarihin içinde hapsolmayan insanla…
Kendi kültüründen beslenen ama dünyaya kapanmayan insanla…
Kökü sağlam olduğu için başka kültürlerle karşılaştığında savrulmayan insanla…
Belki bugün çocuklarımıza vermemiz gereken şey de tam olarak bu.
Sadece “Biz büyük bir medeniyetiz” demek yetmez.
Onlara neden büyük olduğumuzu göstermek gerekiyor.
Kitaplarını okutmak. Sanatını tanıtmak. Şehirlerini gezdirmek. Musikisini dinletmek. Dilini sevdirmek.
“Kitaba Vefa” sergisinden benim çıkardığım asıl mesele de bu.
Bir kitabı restore etmek çok kıymetli. Ama asıl mesele, o kitabı yeniden okuyacak insanı yetiştirmek.
Bir hattı korumak çok kıymetli. Ama asıl mesele, o hattın arkasındaki güzellik duygusunu yeni nesle aktarabilmek.
Bir tarihî eseri ayakta tutmak çok kıymetli. Ama asıl mesele, o eseri meydana getiren zihniyeti anlayabilmek.
Hatırlamak, anlamak ve yeniden üretmek...
Çünkü atisi olan bir istikbal, ancak bugünden kurulan sağlam bir köprüyle mümkün olacaktır.

