Yeni bir aya başladık, tam olarak emareleri netleşmemişse de yeni bir mevsime de. Bir ay otuz gün. ‘Ay dediğin geliveriyor’ diyen kiracı için kısa, hasta yatağında tavanı seyreden için oldukça uzun 30 gün…
Ömürden geçen koca bir parça da olabilir, sonsuzluğa yatırım yaptığınız devasa bir zaman dilimi de.
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
Bu ay hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
Bir sebep yokken kaç kişiye hediye aldınız?
Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?
Bu ay yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladınız mı?
Koskoca bir yaz geçirdik, ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?
Kendinize bu ay kaç oyuncak aldınız?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?
Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı geçen ay?
Çimlere uzandığınız oldu mu?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
Hiç suda taş kaydırdınız mı bu ay?
Kaç kez kuşlara yem attınız?
Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
Bir ağaca, bir kuşa, bir kediye selam verdiniz mi?
Bol yağmur yağdı bu ay, kaç kez gökkuşağı gördünüz?
Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
Kimseyle barıştınız mı bu ay?
Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez fark ettiniz?
Canınız acımadığı için şükrettiniz mi?
Hatta alabildiğimiz her nefes için, renkler için, o son yudum ve var olduğun için…
İyi zamanın, bunlar gibi birçok "küçük şey"e bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü?
Uzanın ve düşünün.
Yayılın çimenlerin üzerine...
Acele edin...
Er veya geç...
Çimenler yayılacak üzerimize…
Ninem diyor ki; Az şikâyet, çok şükür, mutluluğa götürür.

