Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
TL yerine avroyu baz alsak nasıl olur?
0:00 0:00
1x
a- | +A

Türkiye gazetesi ailesi olarak, yazanı-okuyanı fark etmeksizin, hepimiz ülkesini seven, memleketin sıkıntılarını dert edinen insanlarız.

Ara ara bu minvalde dostlarımızla ve okuyucularımızla yazılı ya da sözlü sohbetlerimiz oluyor.

Bugün, onların bize aktardıkları bazı fikirleri paylaşmak istedim.

***

Mesela, geçenlerde bir iş adamı ağabeyim aradı; ekonomi ve başta gıda pahalılığı olmak üzere, piyasalar üzerine epeyce uzun bir konuşma yaptık.

İtalya örneğini vererek başladı söze…

II. Dünya Savaşı sonrası, bizim bugünkü durumumuzdan bin beter hâlde olan İtalya’nın, kısa sürede toparlanıp, özellikle Avro Bölgesi’ne katıldıktan sonra nasıl istikrarlı bir ülkeye dönüştüğünü anlattı.

Elbette bunda ülkenin sanayi üretiminde devleşerek Almanya’dan sonra ikinci sıraya yerleşmesinin de etkisi büyük. Nitekim AB içinde ekonomide de üçüncü sırada.

Bizde cuntalar 1950-60’lı yıllarda darbe yapıp Başbakan asmakla uğraşırken, onlar ülkelerini nasıl kalkındıracaklarının derdindeymiş çünkü.

Dolayısıyla şundan daha 10 yıl önce bile darbeden beter bir işgal girişimini atlatmış ülke olarak kendimizi onlarla mukayese etmek, bu hainliklere rağmen ülkemizde demokrasiyi ayakta tutup, büyümeyi ve kalkınmayı sürdürebilmiş bir iktidara karşı haksızlık olur.

Siz buna terörle mücadeleyi, sınırımızdaki savaşları, doğrudan ülkemize yönelen silahlı tehditleri ve 6 Şubat çifte deprem felaketini de ekleyin, işimizin zorluğu daha net anlaşılır.

Bu şartlarla boğuşan Türkiye’yi, bugün AB içinde sadece Trump yönetimi ile kriz yaşayan İtalya ile kıyaslamak çok doğru görünmese de, kıymetli okurumuzun yabana atılamaz bazı tavsiyeleri var.

Diyor ki; “Biz Avrupa Birliği’ne girmeyi, yani İtalya gibi Avro Bölgesi’ne katılmayı istemiyor muyuz?

Evet.

Peki, AB’ye girdiğimizde paramız ne olacak?

Avro.

Biz kendimizi avroya geçmiş gibi kabul etsek ve piyasa fiyatlandırmalarını tamamen buna göre belirlesek de, bugünkü neyi baz aldığı belli olmayan fahiş fiyat artışlarından kurtulsak olmaz mı?”

Çok mantıksız değil, çünkü bizde piyasaların ‘dolar tahminine göre’ fiyat belirlediği hepimizin malumu.

Neredeyse yarım asırdır reel sektörün içinde olan okurumuz, son yıllarda ‘Ya dolar yükselirse’ kılıfıyla şişirilen fiyatlarla bugün dolar 130 liraya çıkmış gibi zamlar yapıldığını belirtiyor.

Eee! Dolar hangi seviyede?

48 TL.

Görüyor musunuz fiyatlardaki köpüğü?

Ve bu, bir kere dokunduğunuzda sürekli hareket eden devridaim makineleri gibi, zincirleme birbirini tetikleyerek devam ediyor.

Özellikle de gıda fiyatları işte bu yüzden canımızı yakıyor.

Akaryakıt fiyatlarının sabit kaldığı, doların yerinde saydığı, işçi maliyetlerinin artmadığı aylarda bile üst üste yapılan anlamsız zamların artık vatandaş için zulme dönüştüğünü anlatan iş adamı okuyucumuz “Türk lirasını tedavülden kaldırıp avro kullanalım” demiyor elbet.

“Ama avroya geçmiş gibi üretim ve tüketimde bu para birimini baz alalım, hiç değilse avro enflasyonu ile sınırlı kalalım. Biz de arz-talep dengesi falan kalmadı, iş zıvanadan çıktı” düşüncesinde.

Haksız da sayılmaz, hatırlarsanız bu köşede, marketlerdeki pek çok gıda ürününü, para birimi bizden 64 kat değerli olan İngilizlerden daha pahalıya satın aldığımızı yazmıştım.

Serbest piyasa bu olamaz, el insaf!

***

Kıymetli okurumuzun bir başka tavsiyesi, hal yasası ile birlikte marketler yasasının da çıkması.

Çok sayıda şubeye sahip zincir marketlere, yüzde 30 gibi kendi ürününü üretme mecburiyeti getirilmesi.

Yani kazandıklarının bir kısmını üretime harcama mecburiyeti olması, bu şekilde arzın artırılması.

***

Aktarmak istediğim ikinci konu, bize maille ulaşan bir başka okuyucumuzun konut fiyatları ile ilgili tavsiyesi...

Türkiye’de zenginlerin daha çok gayrimenkule yatırım yaptıklarını, yüzlerce kiracıdan aldıkları parayı faize yatırdıklarını, biriken parayla her 2-3 ayda yeni bir mülk satın aldıklarını, bu duruma seyirci kalınmaması gerektiğini belirtiyor.

“Ülkedeki bütün zenginler gayrimenkul zengini, o yüzden düzenleme beklemem” notuyla şu yorumu yapıyor;

- Enflasyonu işte bu körüklüyor. Artan oranda vergi getirilirse ev yatırım aracı olmaktan çıkar. Yüz tane evi olan var. Çocuğuna süt alamayıp kira ödeyenleri korumak için neden vergi düzenlemesi yapılmıyor? Artan konut sayısına göre vergi artırılsa nasıl satacaklarını şaşırır hepsi.

- Avrupa’daki sosyal devlet politikası gereği, üçüncü evden sonra öyle bir vergi alacaksın ki, parayı başka yatırımlara veya bankaya yatırmak zorunda kalacaklar. Banka da para fazlası olduğunda ucuz kredi ile işletmeleri destekleyecek. Gelişmiş ve sosyal ülkeler bu kuralı uyguluyor.

- Hollanda gibi ilk eve sıfır vergi ya da yüzde 2 tapu harcı olmalı, ama ikinci ve sonraki evlerden yüzde 8 tapu harcı alınmalı. Ayrıca Hollanda’da gayrimenkul değerlemesi 1,3 milyon avroya kadar olan konutların yıllık emlak vergisi çok düşük. Ancak bu rakamdan sonra yüzde 2,35 gibi çok yüksek seviyelere çıkıyor. Bu da baz alınmalı. Hollanda’da rayiç bedeller gerçeğe çok yakındır. Türkiye’de bunu da düzeltmek lazım.

- Türkiye’deki bir başka çözülmesi gereken problem, gayrimenkul şirketleri. Sırf mülk alıp kira toplamak için şirket kuruyorlar, yani gayrimenkul zenginlerinin yaptığı işi şirket üzerinden yapıyorlar. Topladıkları kiralarla aldıkları gayrimenkulleri de gider gösterip vergiden kaçıyorlar.

***

İlgililerine ulaşması temennisiyle aktarılan talepler, fikirler böyle.

Biz elçiyiz, iletiriz geçeriz. Takdir yetkililerin elbette.

Yücel Koç'un önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.