Siyasette bazen küçük görünen bir olay, aslında çok daha büyük bir değişimin işaretidir. Bir mikrofonun açılması, kapanması ya da yanlış zamanda devreye girmesi normal şartlarda birkaç dakikada unutulabilecek teknik bir aksaklıktır. Ama artık hiçbir şey eskisi kadar kolay unutulmuyor.
Çünkü siyasetin mikrofonu artık yalnızca siyasetçinin elindeki mikrofon değil. Telefon kamerası da mikrofon, sosyal medya paylaşımı da mikrofon, bir saniyelik görüntü de mikrofon. Hatta siyasetçinin söylediği tek bir cümleyi milyonlara taşıyan algoritma, bütün bu mikrofonların sesini belirleyen görünmez bir rejisöre dönüşüyor.
Özgür Özel’in son dönemde yaşadığı mikrofon tartışması ve beraberinde gündeme gelen bazı açıklamaları da bu açıdan okumak gerekiyor.
Meseleyi yalnızca bir gaf ya da iletişim kazası olarak görmüyorum. Asıl mesele, Türk siyasetinde iletişimin nasıl değiştiği. Çünkü siyasetçi artık yalnızca karşısındaki salona konuşmuyor; aynı anda milyonlarca insanın telefon ekranına konuşuyor.
Üstelik o insanların önemli bir bölümü konuşmanın tamamını dinlemiyor. Cümlenin ilk on saniyesini görüyor, başlığı okuyor, bir kesiti izliyor ve sonra kendi siyasi pozisyonuna göre anlamlandırıyor... İşte siyasal iletişim açısından asıl kırılma da burada başlıyor.
Eskiden siyasetçinin söylediği sözün bağlamı önemliydi. Bugün ise çoğu zaman bağlamından kopmuş bir cümle, bağlamın kendisinden daha hızlı dolaşıyor.
Bu nedenle siyasetçilerin yaptığı gafların etkisi de değişti. Bir siyasetçi elbette hata yapabilir, yanlış kelime seçebilir, cümlesini toparlayamayabilir. Bunların hepsi siyasetin insan tarafıdır. Fakat iletişim krizini büyüten çoğu zaman ilk cümle değildir; ilk cümleden sonra kurulan cümledir. Çünkü seçmen artık yalnızca “Ne söyledi?” diye sormuyor. “Hatasını kabul ediyor mu, ne demek istediğini açıklayabiliyor mu, sorumluluk alıyor mu, yoksa meseleyi başka bir tartışmanın içine mi çekiyor?” diye de bakıyor.
Siyasette güven tam da burada kuruluyor. Hiç hata yapmamakla değil, hata yaptığınızda nasıl davrandığınızla!..
Türkiye’de muhalefetin iletişim problemine baktığımızda da daha geniş bir mesele görüyoruz... Muhalefet elbette iktidarı eleştirecek; hatta demokrasinin gereği olarak sert biçimde eleştirecek. Fakat siyasetin yalnızca itiraz etmekten ibaret hâle gelmesi, bir noktadan sonra iletişim gücünü zayıflatıyor. Çünkü seçmen yalnızca “Buna karşıyız” cümlesini duymak istemiyor. “Peki siz ne yapacaksınız?” sorusunun cevabını da arıyor.
Sürekli tepki vermekle siyasal iletişim yapmak aynı şey değil. Bir olay oluyor, siyasetçi cevap veriyor; bir açıklama yapılıyor, karşı açıklama geliyor; bir video yayınlanıyor, karşı video hazırlanıyor.
Böylece siyaset, kendi gündemini kurmak yerine başkalarının gündemine yetişmeye başlıyor. Buna reaktif siyaset iletişimi diyorum. Oysa güçlü siyasal iletişim, her gündeme cevap yetiştirmek değil, kendi gündeminizi topluma kabul ettirebilmektir...
Burada Cumhur İttifakı açısından da önemli bir ders olduğunu düşünüyorum. Türkiye son yıllarda devlet kapasitesini ciddi biçimde büyüttü. Savunma sanayiinden enerjiye, diplomasiden güvenliğe kadar birçok alanda Türkiye’nin elindeki araçlar ve hareket alanı geçmişe göre çok daha geniş.
Çünkü siyaset artık icraat ile algının birbirinden tamamen ayrı tutulabileceği bir dönemden geçti. Vatandaş yapılan hizmeti görüyor ama aynı zamanda o hizmet hakkında kendisine anlatılan hikâyeyi de dinliyor. Üstelik bugün seçmen yalnızca kendisine anlatılanı dinlemiyor; başkalarının ne söylediğini de görüyor, karşılaştırıyor ve kendi kanaatini oluşturuyor.
Bugünün siyasetinde görünürlük ile güveni birbirine karıştırmamız gerekiyor.
Bir siyasetçi çok konuşabilir, çok paylaşım yapabilir, milyonlarca kişiye ulaşabilir, her gün gündemde olabilir. Ama bütün bunlar onun toplumda güven oluşturduğu anlamına gelmez.
Hatta bazen tam tersi olur.
Çok görünür oldukça daha fazla hata yaparsınız.
Çok konuştukça daha fazla çelişki üretirsiniz.
Her gündeme cevap verdikçe kendi siyasi hikâyenizi kaybedersiniz.
Sosyal medyanın en büyük paradoksu da burada: Görünürlüğü artırıyor ama güveni garanti etmiyor.
Takipçi sayımız arttı ama toplumsal temasımız aynı ölçüde artmadı. İnsanlar birbirine daha fazla bağlandı ama birbirini daha az dinlemeye başladı.
Siyaset de bundan payını aldı.
Artık siyasetçi çoğu zaman seçmeniyle konuşmaktan çok, seçmenin karşısına çıkıp ona cevap yetiştiriyor.
Oysa iyi iletişim çok konuşmak değildir. Doğru zamanda, doğru cümleyi, doğru insana söyleyebilmektir.
Siyasetçi her soruya cevap vermek zorunda değildir. Her provokasyona karşılık vermek, her sosyal medya gündeminin peşinden koşmak zorunda değildir. Bazen susmak da bir iletişim biçimidir. Bazen bir cümleyi kurmadan önce birkaç saniye düşünmek, saatlerce sürecek bir krizden daha değerlidir.
Çünkü bugün siyasetçinin en büyük problemi mikrofonun açık olup olmaması değil, mikrofon açıkken ne söylediğini bilip bilmemesidir.
Siyasetin mikrofonu değişti.
Meydan değişti.
Ekran değişti.
Seçmenin siyasetçiye ulaşma biçimi değişti.
Fakat siyasetin en eski ve en temel kuralı değişmedi: Görünür olmak başka, güvenilir olmak başka.
Algoritma sizi milyonlara ulaştırabilir. Bir video sizi bir gecede gündemin merkezine taşıyabilir. Bir gaf sizi saatlerce konuşulan kişi hâline getirebilir. Ama bütün bunların sonunda size güvenip güvenmeyeceğine hâlâ insan karar veriyor.
Ve insan, algoritmadan daha farklı olarak eşsiz bir hafızaya sahip.
Bugün söylediğinizi yarın hatırlıyor.
Bugünkü öfkenizi yarınki sözünüzle karşılaştırıyor.
Bugün verdiğiniz sözü, yarın yaptığınızla ölçüyor.
İşte siyasal iletişimin asıl sınavı burada başlıyor.
Çünkü siyasette artık en büyük başarı, en çok kişiye ulaşmak değil; en çok insanın zihninde güvenilir bir yer edinebilmektir.

