Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
ABD, Rusya ve İngiltere’nin büyük hesabı
0:00 0:00
1x
a- | +A

Küresel hesaplaşma sürecinde en fazla gündem olması gereken konulardan biri, Rusya-Avrupa ilişkileri ve ABD’nin yeni Avrupa tasavvurudur.

Tarihten referansla devam edersek görünen şudur:

Son iki yüz yılda Avrupa ne zaman karışsa, ne zaman büyük bir hesaplaşmanın içine girse, sonuçta bu durum en fazla ABD’nin işine yaradı. Daha doğrusu, ABD’nin küresel bir aktör olarak ortaya çıkmasını sağlayan ana etkenlerden biri, Avrupa’nın zayıflaması oldu.

Şimdi yeni dünya düzeni kuruluyor ve Avrupa yeniden dizayn edilmek isteniyor.

Bu süreç en çok ABD’nin işine yarıyor.

Çünkü Avrupa’nın kendine özgü bir siyaset üretmesi, kendi stratejik aklını oluşturması ve küresel meselelerde bağımsız hareket etmesi, ABD açısından can sıkıcı bir durumdur.

Rusya faktörü de bu nedenle ABD için gereklidir.

Yani kısacası Rusya, ABD’nin rakibi değildir.

Fakat burada “hangi Amerika?” demeden de geçmemek gerekiyor.

Çünkü bugün ABD’nin attığı adımları yalnızca Washington üzerinden değil, ABD içindeki farklı akılların, güç merkezlerinin ve küresel hesapların mücadelesi üzerinden de okumak gerekiyor.

Avrupa kendi içinde bir revizyona gitmek zorunda kalıyor.

ABD Başkanı Trump’ın iktidar dönemi, ABD’nin kendine has sert yaklaşımını daha net görünür kıldı. Fakat Trump’ı iktidar yapan akla da bakmamız gerekiyor.

Buradan yola devam edersek, ilk baştaki kanaatim de doğrulanıyor: ABD ile İngiltere artık aynı yolun yolcusu değiller.

Elbette bu, bütün konularda ayrıştıkları anlamına gelmiyor. Fakat küresel paylaşımda üzerine “güneş batmayan...” denilen İngiltere’nin de güneşinin batıp batmayacağı sorusu artık sorulmalıdır.

Rusya ile İngiltere’nin azılı düşmanlık hikâyesini de bir tarafa koyamayız.

Çünkü buradan baktığımızda ABD-Rusya ilişkilerini daha net anlamlandırabiliriz.

Başından itibaren Putin, Rusya-Ukrayna savaşının fitilinin İngiltere merkezli bir akıl tarafından dizayn edildiğini dillendiriyor.

Tabii bazı yüzeysel bakan kişiler haklı olarak “Savaşı Ukrayna başlatmadı ki” ya da “İngiltere başlatmadı” dedi ve diyor.

Görünürde evet; ama unutulmamalıdır ki bazı şartlar sizi tokadı ilk vuran yapar.

Tarih bunun benzer örnekleriyle doludur.

Putin “başka seçenek yok” dediğinde, aslında sürecin “biz başlatmazsak, onlar başlatacak” noktasını da aktarıyor.

Ayrıca yine Putin’in, “Petersburg sokakları bana şunu öğretti: Kavga kaçınılmazsa ilk yumruğu sen vur” mantığını anlamlandırmak mümkündür.

Bunları zaman zaman yazılarımda hatırlatırım.

Fakat olaylar gün yüzüne çıktıkça, daha önce anlattıklarımın daha da anlamlı hâle geldiğini görüyorum.

Hatırlatmam ondandır.

Şimdi gelelim Avrupa’nın geleceğine…

Avrupa, yeni dünya düzeninde nasıl bir yer kaplayabilecek?

Siyonist gruplardan kurtulabilecek mi?

Aslına bakarsanız, Avrupa’nın içindeki paralel yapıları hiç konuşmadık.

Ancak konuşmamız lazım.

Biz zannediyoruz ki bu yapılar sadece bizim coğrafyamızda kuruldu.

Oysa Avrupa’nın, İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcından itibaren yaşadığı dizaynın tesadüf olduğuna inanmıyorum.

Bugün Avrupa’da ırkçı söylemlerin siyasete yansımasını sadece doğal sosyolojik sürecin sonucu olarak görmek de yeterli değildir.

Evet, sosyoloji bize önemli veriler sunuyor.

Fakat toplumsal mühendislik konularını hafife almamak gerekiyor.

Hatta belki de en fazla oraya bakmak gerekiyor.

Çünkü mühendislik enstitüleri üzerinden toplum yönlendiriliyor.

Bu açıktır.

Rusya-Avrupa ilişkilerini de bu anlayışı göz ardı etmeden okumalıyız.

Çarlık Rusya'sının çöküşü…

Bolşevik Devrimi’ni kimler yaptı?

Siyonist grupların bu devrimdeki rolü neydi?

Rusya içindeki etkili gruplar kimlerdi?

Bunların cevapları vardır.

İşte o cevaplarda, birçok siyasi sürecin sonucu saklıdır.

ABD-Çin hesaplaşması

Şimdi ABD, Çin hesaplaşmasına hazırlanıyor.

Dizayn sürecinde hangi aktörün nasıl bir tutum içinde olacağını da önemsiyor.

Ha, bu arada silah satışı da işine yarıyor.

Savunma şirketleri bu sürecin en fazla kazananları arasında.

ABD Başkanı Trump’ın kontrollü dengesizliği de siyasetin bir parçasıdır.

Rusya-Ukrayna sürecini çözmek isteyen Trump için mesele yalnızca barış değildir.

Mesele, kendisinin esas sorununa yaklaşmışken, arka planda hangi aktörün nerede konumlanacağı sorusuna cevap bulmaktır.

Rusya lideri Putin bu tarzı anlıyor ve Trump’ı razı etmeyi kendi çıkarına uygun olarak görüyor.

Rusya ve Ukrayna konusu, ABD’nin Avrupa ile ilgili gelecek stratejileriyle doğrudan bağlantılıdır.

Yani savaş hattında yaşanan sertleşmelerin bir anlamı vardır.

Putin kendi şartlarından geri adım atmıyor.

ABD ile anlaşacağına inanıyor.

Kiev ise bu durumu Londra ile dengelemeye çalışıyor.

Ne de olsa Rusya’nın eski azılı düşmanı ve ABD ile derin rekabet içinde olan Londra için mesele yalnızca Ukrayna meselesi değildir.

Mesele, kendi çıkarlarının korunması meselesidir.

Ve belki de bugün asıl bakmamız gereken yer tam da burasıdır: Rusya-Ukrayna savaşı yalnızca iki ülke arasındaki savaş değildir.

Avrupa’nın geleceği, ABD’nin yeni Avrupa tasavvuru, İngiltere’nin küresel sistemdeki konumu ve yaklaşan ABD-Çin hesaplaşması aynı büyük fotoğrafın parçalarıdır.

Bu fotoğrafı görmeden savaş hattındaki gelişmeleri okumaya çalışmak, bize yalnızca görüneni anlatır.

Oysa asıl mesele, görünmeyenin nerede ve kim tarafından dizayn edildiğidir.

Bu hâliyle metin, sizin ilk taslağınızdaki sert ve sorgulayıcı siyasi analiz tonunu koruyor; fakat düşünceler birbirine daha kontrollü bağlanıyor ve finalde ana tez daha belirgin biçimde kapanıyor.

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.