Tarihte terör tehdidine ilk maruz kalan milletlerden biri Türklerdir. Ama Türklerden önce Romalılar, Anadolu’yu ve dahi Orta Doğu’nun Anadolu periferisindeki kısımlarını kapsayan devasa bir imparatorluk kurdukları için terörle sınanan ilk örnektirler.
İngiliz asıllı Amerikalı tarihçi Bernard Lewis, tarihteki ilk terör örgütlerinden biri olan Haşhaşilerin, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun yıkılmasındaki dolaylı rolünü Haşhaşiler adlı kitabında anlatmıştır. Mezkûr kitaptaki şu cümle asimetrik savaşın ilk tarihsel örneklerini resmettiği için önemlidir:
“Türkler, sarsılmaz bir askerî güce sahiptiler; dinî ekollerinin ortodoksisi karşısında herhangi bir ciddi karşıt fikir kalmamıştı. Lâkin başka taarruz usulleri mevcuttu. Bir yeni davete ve yola ihtiyaç vardı. Tam da Hasan Sabbah isimli bir devrimci deha, bu ihtiyaçlara cevap olmuştur.”
Biz Lewis’in ‘devrimci deha’ lafını boş verelim de asıl konumuz olan teröre biraz daha odaklanalım: Terör, tarihin kadim dönemlerinden bu yana siyasi amaçlar elde etmek için kullanılan bir enstrüman olmuştur; ama kavramsallaştırılması 18. Yüzyıl sonuna, Fransız Devrimi dönemine dayanır. Kavramın örgütler tarafından değil de bir devlet tarafından dolaşıma sokulmuş olması manidardır.
Terörün tanımında siyasal hedeflere ulaşma nüansı zaten mevcuttur. Terörizm, siyasal, dinsel ve ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere, belirlenen hedef gruplara ve devletlerin güvenlik güçlerine yönelik her türlü şiddet eylemini anlatmak için kullanılan bir kavramdır.
TARİHTEKİ İLK TERÖR ÖRGÜTÜ: ZELOTLAR
Tarihte ortaya çıkmış ilk terör örgütü Zelotlardır. Zelotlar, Milattan Sonra ilk yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun Yahudiye Eyaleti’nde halkı imparatorluğa karşı isyan etmeye ve onu kutsal topraklardan silah zoruyla kovmaya yönelik bir siyasal şiddet hareketiydi.
Roma hâkimiyetine şiddetle karşı çıkıyorlardı ve Romalılarla iş birliği yapanlar başta olmak üzere pek çok kesime düşman kesilmişlerdi. İsimlerini, Yunanca’daki ‘adanmış’ kelimesinden türemiş Zelotes kavramından alıyorlardı.
Zelotlarla ilgili bilgiler Milattan Sonra 66’daki Büyük Yahudi İsyanı’na tanıklık etmiş Yahudi tarihçi Flavius Josephus’tan geliyor. Zelotlar, Sicarii olarak bilinen bir alt gruplarıyla meşhurlardı. Bu Sicarii’ler, tıpkı kendilerinden bin yıl sonra ortaya çıkacak Haşhaşiler gibi hançerli terör eylemleriyle nam salmışlardı. Zelotlar’ın bu alt grubunu, Mossad’ın suikast birimi Kidon ya da FETÖ’nün yine suikast ve itibar suikastı birimi olan 'Mahrem Yapı' gibi tasavvur edebilirsiniz.
Bu suikastçı Sicariiler'in ismi de küçük, kısa saplı bir hançer olan Sicar’dan geliyordu. Hançerli terör eylemleriyle nam salmış tarihteki ikinci büyük terör örgütü Haşhaşiler ise Şia mezhebinin İsmailiye koluna mensup Hasan bin Sabbah tarafından 1090 yılının eylül ayında şimdiki İran sınırlarında kurulmuştu. Haşhaşiler, Doğu İran’da Hazar Denizi'ne yakın Kazvin şehrindeki Alamut Kalesi’nde mukim bir terör yapılanmasıydı.
Haşhaşilerin en büyük terör eylemlerinden biri, 14 Ekim 1092’de Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun başveziri Nizamülmülk’ün öldürülmesidir.
Devlet kurma becerileriyle bilinen Türkler, Haşhaşilerden bu tarafa terör tehdidine en çok maruz kalan milletlerden biri olmuştur. Bu, tarihin ironik tecellilerinden biridir. Organize olmayı bilen bir milletin, daha mikro organizasyonların asimetrik şiddet eylemlerine maruz kalması, kendi karşıtıyla sınanmanın klasik bir örneğidir. ‘Dünyayı terörle tanıştıran ilk millet olan’ Yahudilerin de hep devlet kurmakla sınanmış olması, tarihin bir diğer ironik tecellisidir.
FETÖ YENİDEN DİRİLMEYE ÇALIŞIYOR!
Türkiye Cumhuriyeti, PKK terörüyle mücadelesinin 46 yıllık tarihi boyunca (Örgütün ilk silahlı eylemlere başladığı 1984’ü değil, kurulduğu 1978’i baz alıyorum) çok farklı yöntemler denemiştir. Yakın bir geçmişte terörle mücadelede en net sonuçların alındığı metodolojiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde siyasi güçle ilintili olarak ulaşılmıştır. Ve Ekim 2024’te başlayan Terörsüz Türkiye süreci ile çok şükür 1984-2024 parantezi kapanmıştır.
Türkiye’nin bir de 1960’ların sonunda İzmir’de tohumları atılan; 1970, 80, 90’lardan itibaren sızıntı ve aktif sabır diye tabir ettiği stratejilerle güçlenen, 2005 ila 2016 seneleri arasında gemi azıya almış FETÖ deneyimi vardır. Devletin FETÖ ile mücadelesinin bir gazeteci olarak en yakın tanıklarından biriyim. Bu mücadelede büyük bir mesafe alınmıştır, ama düşman yaralı olsa da hâlâ diridir. Kara propaganda ve dezenformasyonun bilumum metotlarıyla ülkemizi ve FETÖ ile mücadele edenleri hedef almayı sürdürecektir.
Çünkü FETÖ, Mossad taktiklerini kullanır. Aktif sabırla hareket eder. Gülen’in “Hiçbir şey yapamıyorsanız bile yerinizde hareket edin” lakırtısı buna örnektir. Asıl yöntemleri şudur: Sız ve karart. Bu, onlar için bir gizli istihbarat yasasıdır.
Tıpkı İsrail rejimi gibi, istihbaratı terörize ederler.
Zelotlar vasıtasıyla dünyayı terörle tanıştıran ilk millet olan Yahudilerin biz Türklerden farklı olarak terör değil, devlet sınavları var dedik. Kendileri devlet olarak terör uyguladıklarından zaten terör sınavı söz konusu olamazdı. Katliamcı Netanyahu’nun, Türkiye’yi kışkırtmaya çalıştığı bir evrede FETÖ’nün yeniden dirilme çabaları şaşırtıcı değildir. FETÖ’yü ve Siyonizm’i tam anlamıyla alt etmeden ülkemize ve bölgemize kalıcı barış/huzur getirme imkânı yoktur.

