“Ukrayna ve Orta Doğu'daki sıcak çatışmaların gölgesinde kalan Afganistan’da, kadın hakları krizinden bölgesel göç dalgalarına kadar pek çok alanda büyüyen kriz, küresel bir saatli bomba gibi!..”
Afganistan, son yılların en derin ve en kırılgan insani krizlerinden birini yaşıyor.
2021 yılında yaşanan yönetim değişikliği, ülkeyi sadece siyasi bir izolasyona sürüklemekle kalmayıp devasa bir ekonomik çöküşü, akut gıda güvensizliğini ve küresel vicdanı sarsan bir insan hakları dramını da beraberinde getirdi. Dış yardımların aniden kesilmesi ve Afganistan Merkez Bankası rezervlerinin dondurulması, ülkede ciddi bir nakit ve likidite sıkışıklığına sebep oldu.
Küresel finans sisteminden izole edilen bu ülkede, insani yardımların doğru kanallarla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması muazzam bir lojistik deha ve esneklik gerektiriyor. Dolayısıyla siyasi tanınma şartları ile insani yardım zorunluluğu arasında sıkışan uluslararası toplum, bürokratik engelleri ve sahadaki güvenlik risklerini aşmakta zorlanıyor.
Ve geciken her yardım paketi, açlık sınırındaki bir çocuğun hayata tutunma şansını biraz daha azaltıyor. Üst üste yaşanan kuraklık dalgaları ve tarımsal çöküş de bu krize eklenince, nüfusun yarısından fazlası akut açlıkla burun buruna kaldı.
Bugün, milyonlarca Afgan, en temel ihtiyaçlarına dahi erişemez durumda. Öyle ki bu krizin en ağır faturasını kadınlar ve kız çocukları ödüyor. Eğitim hakkından tamamen mahrum bırakılan, ortaokul ve üniversite kapıları yüzlerine kapanan bu nesil, sonsuz bir karanlığa mahkûm edilmiş durumda!
Kadınların çalışma hayatından ve sosyal alanlardan izole edilmesi toplumsal yapıyı temelinden sarstı. Yüz binlerce dul, yalnız veya engelli kadının hayata nasıl tutunduğu bir muamma! Yakınları ve kocası olmayan, evlenemeyen kimsesiz kadınların nasıl yaşadığı, hayatlarını nasıl idame ettirdiği bilinmiyor!
Bu sürdürülemez iç dinamikler, sınırları aşan büyük bir bölgesel göç dalgasını tetikleyerek, güvenlik risklerini de beraberinde taşıyan akut bir kısır döngüye sebep oldu. Hayatta kalma umudunu yitiren milyonlarca Afgan, yeni göç rotalarına yönelse de İran ve Pakistan gibi sınır komşuları kendi gerekçeleriyle sınır politikalarını sıkılaştırarak bu göçleri engelliyor. Hatta ilgili ülkelerin kitlesel geri gönderme süreçlerini başlatması, Afgan göçmenleri tam anlamıyla kapana kıstırıyor! Bu durum, yasa dışı kaçakçılık ağlarını beslerken, bölgede kontrolsüz bir hareketliliğe ve insani dramların tırmanmasına yol açıyor. Beraberinde, sınır güvenliğini tehdit eden unsurların ve terör örgütlerinin zemin kazanması riskini de taşıyor. Dolayısıyla bu gelişme, bölgesel istikrarsızlığı küresel bir güvenlik krizine dönüştürme potansiyeli taşıyor.
Afganistan’daki bu insani kriz, kitlesel ve düzensiz göç dalgaları, uyuşturucu kaçakçılığı, radikal örgütlerin yayılması ve sınır güvenliğinin ihlali gibi çok boyutlu güvenlik riskleriyle başta sınır komşuları olmak üzere bölge ülkelerini tehdit ediyor.
Bu krizden en doğrudan ve en ağır şekilde etkilenen ülkelerin başında, milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapan ve sınır güvenliği baskısını en derinden hisseden Pakistan ve İran geliyor. Her iki ülke de son yıllarda Afgan göçmenleri topluca ülkelerine geri gönderme politikasını uyguluyor.
Coğrafi yakınlıkları ve güvenlik mimarilerinin hassasiyeti nedeniyle Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi ülkeler de bu krizden etkilenme potansiyeli olan ülkeler. Yine bu göç rotasının nihai geçiş hatları üzerinde yer alan Türkiye de bu krizin yansımalarından en çok etkilenecek aktörlerin arasında yer alıyor.
Peki çözüm nedir?
Afganistan’daki kriz sadece yerelde kalan bir yönetim problemi değildir. Kadınların geleceğinden bölgesel güvenliğe kadar uzanan çok boyutlu bir denklemdir. Uluslararası kamuoyunun, siyasi ayrışmaları bir kenara bırakarak, doğrudan halkı hedef alan esnek ve sürdürülebilir yardım koridorları inşa etmesi acil bir zorunluluktur.
Dünyanın Afganistan’daki insani krize karşı derin bir sessizliğe gömülmüş olması, insani körlükten ziyade uluslararası siyasetin bencil çarkları ve jeopolitik önceliklerin değişmesiyle doğrudan ilişkilidir.
Hasılı, her türlü siyasi ve iktisadi hesabı bir kenara bırakıp bu trajedinin köklerine inilmeli ve yarın çok geç olmadan harekete geçilmelidir. Aksi takdirde, milyonlarca insanın açlık, cehalet ve sefaletle baş başa kaldığı bu dram, yarın tüm dünyayı sarsabilecek daha büyük fırtınaların habercisi olmaya namzet bir tablodur!
Herkes ama herkes bu trajediyi doğru okumalıdır…

