Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Sibirya ve İran’da unutulan Türk dilleri!
0:00 0:00
1x
a- | +A

Kültürel varlığın ve tarihsel hafızanın en somut kalesi hiç şüphesiz dildir.

Bir dilin susması, sadece kelimelerin unutulması değil, o dili var eden toplumun dünyaya bıraktığı benzersiz mirasın, felsefenin ve hayat biçiminin de tarihin karanlığına gömülmesi demektir.

Bugün küreselleşmenin tek tipleştirici dalgası ve jeopolitik baskıları altında, tarihimizin en köklü damarlarından olan azınlık Türk dilleri, Sibirya’nın bozkırlarından İran’ın içlerine uzanan geniş bir hatta sessiz bir asimilasyon riskiyle ve yok oluş tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor.

Sibirya coğrafyasında yaşayan Altay, Hakas, Tuva, Şor ve Saha gibi toplulukların dilleri, Rusçanın baskın sosyo-ekonomik ve idari hegemonyası altında tükenme aşamasına geldi. Eğitim sisteminde ana dilin arka plana itilmesi ve kırsaldan kente göç, genç nesillerin ana dillerinden kopmasına yol açıyor. Bugün UNESCO raporlarında "kesinlikle tehlikede" olarak sınıflandırılan Şorca ve Çulımca gibi diller, konuşur sayısının kritik seviyelere düşmesiyle âdeta son nefesini veriyor!

Benzer bir erozyon, Farsçanın resmî ve baskın dil olduğu İran’da da yaşanıyor. Kaşkay, Halaç ve Horasan Türkleri kurumsal ve eğitimsel düzeyde dillerini koruyacak mekanizmalardan mahrum bir şekilde hayatını sürdürüyor. Binaenaleyh hızla şehirleşen yeni kuşak, resmî dil Farsça odaklı entegrasyon politikaları neticesinde kendi kimliğine yabancılaşıyor.

Bu kırılgan tablo, bölge güçleri olan Rusya ve İran’ın güvenlik eksenli bakış açılarıyla daha da karmaşık bir hâl alıyor. Moskova yönetimi, kendi topraklarındaki Türk topluluklarının dillerini ve kültürlerini genelde "folklorik bir öge" olarak tutma eğiliminde! Rusya, bu dillerin akademik olarak incelenmesine veya festivallerde sergilenmesine izin verirken, dillerin kamusal alanda ve idari mekanizmalarda güçlenmesini ayrılıkçı potansiyelleri tetikleyebilecek bir risk olarak görüyor. Özellikle dış destekli veya uluslararası nitelikteki koruma ve araştırma projelerine, "iç işlerine müdahale" veya "etnik milliyetçiliği kışkırtma" şüphesiyle yaklaşarak bu faaliyetleri sıkı bir bürokratik denetim altında tutuyor.

Tahran yönetimi de ülkenin toprak bütünlüğünü ve toplumsal yapısını korumak adına "Fars dili ve kültürü" eksenli bir ulusal kimlik politikası yürütüyor. Kaşkay veya Horasan Türkleri gibi grupların dil ve kültür odaklı hak talepleri ya da bu dilleri canlandırmaya yönelik girişimleri, "ulusal birliğe ve iç güvenliğe yönelik bir tehdit" olarak algılanıyor. İran, bu toplulukların kültürel varlığını kabul etmekle birlikte, kurumsal veya eğitim alanında Türk dilinin alan bulmasını sınırlandırıyor.

Her iki devletin de konuyu ulusal güvenlik ve egemenlik süzgecinden geçirerek siyasileştirmesi, tehlike altındaki dilleri kurtarma projelerinin önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor.

Peki bu konu hakkında Türkiye ne yapabilir?

Türkiye, Sibirya ve İran’da tehlike altındaki Türk dillerini korumak amacıyla, Rusya ve İran’ın egemenlik hassasiyetlerini gözeterek tamamen siyaset üstü, bilimsel ve kültürel bir yumuşak güç diplomasisi yürütebilir.

Bu kapsamda UNESCO çatısı altında çok taraflı projeler geliştirilerek Rusya ve İran'ın güvenlik şüpheleri esnetilebilir. TİKA, YTB ve üniversiteler arası iş birliğiyle yerel akademisyenlere yönelik dilbilim bursları sağlanabilir. TİKA, YTB, TDK ve UNESCO gibi kurumların akademik iş birlikleriyle yürüttüğü dijital arşivleme, sözlü edebiyat derlemeleri ve "dil yuvaları" gibi insani çabalar, siyasi bir ajandadan uzak, tamamen insanlığın ortak kültürel mirasını korumayı amaçlamaktadır.

Öte yandan kaybolmakta olan lehçeleri konuşabilen kimselerden elde edilen ses ve masal kayıtlarının dijital arşivlere aktarılması, genç kuşaklara ulaşmak adına oyunlaştırılmış mobil dil öğrenme uygulamaları faydalı olacaktır. TRT Çocuk destekli yerel dillerde çizgi filmler ve pedagojik "dil yuvası" eğitim materyallerinin üretilmesi de bu ortak kültür mirasının dijitalde yaşamasına bir nebze de olsa katkı sağlanmış olacaktır.

Hasılı, Sibirya ve İran’daki azınlık Türk dillerinin arşivlenme süreci, oldukça hassas ve diplomatik bir çabayı gerektirir. Bu toplulukların kendi ana dillerini koruma gayretleri, evrensel insan hakları çerçevesinde ele alınmalıdır. Bölge devletlerinin konuyu bir tehdit olarak görmemesi için gereken çabalar en üst seviyede sağlanmalı ve bu köklü dillerin geleceğe taşınması için her türlü diplomatik yol denenmelidir.

Meryem Aybike Sinan'ın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.