Dünyanın beşten büyük olduğu gerçekliği her geçen gün yeni taraftarlar topluyor...
Beş ülkenin dışında kalan ülkeler bölgesel ve konjonktürel anlamda yeni birliktelikler kuruyor, ekonomik ve askerî anlamda çoklu anlaşmalar imzalıyor. Bölgesel iş birlikleri ve ekonomik entegrasyon modelleri, uluslararası ilişkilerin temel dinamiklerine şekil veriyor.
İşte bu bağlamda tarihî ve kültürel bağlarla birbirlerine kenetlenen Türk dünyası ülkeleri de kurumsal bir bütünleşme sürecine girdi. Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında somutlaşan bu iradenin en stratejik ve finansal ayağını Türk Yatırım Fonu (TYF) oluşturuyor. 16 Mart 2023 tarihinde Ankara’da düzenlenen TDT Olağanüstü Zirvesi’nde kuruluş anlaşması imzalanan fon; Türk devletleri arasındaki iktisadi iş birliğini kâğıt üzerindeki niyet beyanlarından çıkarıp somut, sürdürülebilir ve küresel ölçekte rekabetçi projelere dönüştürmeyi amaçlayan çok taraflı bir kalkınma mekanizması olarak hayata geçirildi...
Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’ın eşit ortaklığıyla faaliyete geçen yapı, modern diplomaside "ekonomik egemenlik" ve "finansal dayanışma" kavramlarının en güncel örneklerinden biri olarak görülüyor.
Türk Yatırım Fonu, kurucu üye ülkelerin eşit sermaye katkılarıyla kurulan dengeli bir finansal mimariye sahip. Fonun başlangıç sermayesi 500 milyon dolar olarak belirlendi. Ancak bu bütçenin üye ülkelerin ortak kalkınma hedefleri doğrultusunda genişletilmesi de öngörülüyor. İstanbul merkezli faaliyet gösteren TYF’nin Yönetim Kurulu Başkanı, önceki TDT Genel Sekreteri olan başarılı Kazak diplomat Bağdat Amreyev.
TYF, Klasik bir yatırım bankasından farklı olarak, salt kâr amacı gütmeyen, bölgenin kalkınma dinamiklerini ve altyapı ihtiyaçlarını gözeten bir misyona sahip. Dolayısıyla fonun temel vizyonu ileriye dönük. Üye ülkeler arasındaki ticaret hacmini artırmak, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeleri (KOBİ) desteklemek, sınır ötesi yatırımları teşvik etmek ve Türk dünyasını küresel tedarik zincirlerinde stratejik bir aktör hâline getirmek fonun başlıca görev alanı içinde...
Türk Yatırım Fonu’nun fonlama stratejisinde üç ana sektör hayati öneme sahip: Lojistik altyapı, enerji güvenliği ve dijital dönüşüm... Jeopolitik açıdan, Çin’den Avrupa’ya uzanan tarihî İpek Yolu’nun en güvenli ve mali açıdan en avantajlı seçeneği olan Orta Koridor, fonun birincil yatırım alanları arasında.
Hazar Denizi üzerindeki limanların modernizasyonu, demir yolu ağlarının entegrasyonu ve gümrük süreçlerinin dijitalleştirilmesi gibi büyük ölçekli altyapı projeleri, TYF’nin öncülüğünde finanse ediliyor...
Enerji sektöründe, Türkistan ülkelerinin zengin doğalgaz ve petrol kaynaklarının Hazar üzerinden Türkiye ve Avrupa pazarlarına arz çeşitliliği sağlanarak taşınması fonun ana hedefleri arasında.
Öte yandan yeşil enerji dönüşümü, tarımsal Ar-Ge projeleri ve üye ülkelerin siber güvenlik altyapılarının ortaklaştırılması, fonun gelecek vizyonunun ayrılmaz parçaları olarak öne çıkıyor...
Ekonomik iş birliği, hiç kuşkusuz sürdürülebilir siyasi ittifakların en sağlam çimentosu. Türk Yatırım Fonu, sadece bir ekonomik araç değil, aynı zamanda Türk dünyasının küresel siyasette bağımsız bir aktör olarak varlık gösterme iradesinin diplomatik bir yansıması. Doğu ile Batı arasında köprü vazifesi gören Türk devletleri, bu fon vasıtasıyla kendi iç dinamiklerine dayalı bir kalkınma modeli geliştirerek dış finansal şoklara karşı da bir kalkan oluşturuyor...
Türk Yatırım Fonu, "Dilde, fikirde, işte birlik" ülküsünün modern finans dünyasındaki bir izdüşümü olarak karşımıza çıkıyor. Bir yandan bölgesel entegrasyonu derinleştirirken diğer yandan küresel ekonomiyle de uyumlu bir entegrasyon hedefleyen fon, önümüzdeki yıllarda Türk dünyasının refahını, istikrarını ve küresel ağırlığını artıracak en güçlü stratejik manivela olmaya namzet bir kurum…
Hasılı, fonun sağladığı mali güvence, üye ülkelerin ulusal kalkınma ajansları ve özel sektör temsilcileri için çok boyutlu bir entegrasyon zemini hazırlıyor. Stratejik ortaklıkların derinleşmesiyle birlikte, gelecekte ortak bir kalkınma bankasının kurulması ve ticaret serbestisi anlaşmalarının kapsamının genişletilmesi de TYF'nin başarılı performansına bağlı.
TYF’nin performansı bir nevi makroekonomik istikrarın da sigortası aslında. TYF’nin istikrarı Türk devletlerinin küresel ekonomi arenasında daha proaktif bir rol üstlenmesini kolaylaştırmakla kalmayacak ekonomik bağımsızlığa da bir lokomotif olarak öncülük edecektir.

