Son zamanlarda Instagram'da videolar yapıyorum. Aile, baba olmak, ticaret konularında. 1 ayda 10 milyondan fazla izlendi videolar. Şükürler olsun. Burada yaptığımızı orada da yapabilmek için girdik.
Bir mesaj geldi. Genç bir hanımefendiden. "Ömer abi eşim sizi çok seviyor, yıllardır takipçiniz, sürekli sizi anlatır durur. Üç çocuğumuz var ve maalesef boşanmak üzereyiz. Akrabamız çok ama aile büyükleri devreye girmiyor. Devreye girseler belki de çözecekler ama kimse girmiyor".
Mesajı birkaç kez okudum. Dört kelime beni çok çarptı. "Aile büyükleri devreye girmiyor."
Farkında mısınız bilmiyorum, artık aile var, büyük yok. Akraba var, aile büyüğü yok. Boşanan bir genç çift olduğu söylendiğinde birçok büyük "gençler daha iyi bilir" deyip telefonuna, Facebook profiline dönüyor.
"Gençler en doğrusunu bilir" lafı bu çağın en büyük safsatası, en büyük uyuşturucusu. Yapmayın, etmeyin. Gençler en doğrusunu bilirse siz ne güne duruyorsunuz? Allah size bu yaşı, bu deneyimi, bu bilgeliği ne için verdi, bulmaca çözün diye mi?
Şimdi bana kızacaksınız, "sanki bizi dinleyen mi var, soran mı var" diyeceksiniz. Biliyorum. Sorulmasa da vebali var. Eskiden komşu bile dâhil olurdu, yan komşuda, alt komşuda ufak bir fazladan gürültü olursa hemen komşu teyze genç hanımın, komşu amca da genç beyefendinin bir merdiven boşluğunda, bir sokak arasında koluna girerdi.
Onlara soran mı vardı? Hatta belki onları da tersliyorlar. "Biz hallediyoruz" diyorlar. "Size ne?" diyorlar.
Ama o cevaplar başka, sizin vebaliniz başka. Biliyorsanız, duyuyorsanız, görüyorsanız mesulsünüz.
Belki dokunduğunuz on aileden üçünü kurtarsanız, o üç aileden ikişer çocuk olsa, altı çocuk anne-babasıyla büyüyecek. Olası travmalardan kurtulacak, onların da kuracakları ailelerde olacak eşleri, çocukları, onların hayatlarına bile dokunmuş olacaksınız. Ticaretin kârlılığına bakın! Rabbimize götürecek ne büyük bir hikâye. Başka neyimiz var götürecek?
-----
Karşımdaki adam
Şu anda karşımda 66 yaşında bir adam var. Beni 37 yıl öncesinden tanıyor. Yani 5 yaşımda elindeymişim. Yaşım 7-8 iken güreş hocam oldu. Yıllarca onun antrenörlüğünde güreş yaptık. Güreşi ondan öğrendik.
Babamın 1989'dan beri arkadaşı. Güreşçi Mehmet diye biliniyor kendisi, millî güreşçilik, millî takım antrenörlüğü yaptı yıllarca.
Niye anlattım size bunları. Mehmet abimizin evindeyiz. Meyve ağaçlarıyla dolu bahçede çay içiyoruz. Eşine, ablamıza şunu söyledim az önce. "Yenge oğluma bir yatak yap, gece burada kalacağız, burası çok güzelmiş."
Söyledikten sonra şunu düşündüm. Ben bu cümleyi kendi çevremden kaç kişiye söyleyebilirim? Çok az.
Hep şu kıyaslamayı yapıyorum. Beni tanıyan yüz binlerce insan var. Babamı tanıyan insan birkaç bin civarındadır.
Ama benim gece 03.00'de, yoldan geçerken yorgun düşüp, yahut arabam bozulsa kapısını çaldığımda kapıyı açıp "hayrola" demeden "hanım sofrayı kur, yatak aç" diyecek kaç dostum var bilemem, babamın en az 20 dostu var böyle. O da sadece benim bildiğim.
Ha, dostlarım alınmasın, bu biraz da benim kimseden bir şey isteyemeyişimdendir. Ama neticede 42 yılın sonunda "biz bu gece burada kalıyoruz" cümlesini söyleye söyleye yine babamın dostuna söyleyebildim.
Babam sağ olsun, var olsun. Ne güzel dostlar biriktirmiş ki ondan dolup bana, benden taşıp oğluma bile kalmış.
Benim okuyucum Anadolu’nun her yerinde, biliyorum. Bir çoğunuzla tanışıyoruz, irtibattayız. Bu hikâyenin size hiç yabancı olmadığını biliyorum. Ama insan hikâyelerini anlatmaya devam edeceğim. Herkes çok önemli, büyük büyük konuların peşinde. Birileri de böyle küçük hikâyeleri anlatmalı.
---
Başarılı olmak yetmez, yaptığın iş hayırlı mı?
İhsan Taşer ismini bilen bilir. Türkiye’de bilişim sektörünün duayenlerindendir. 40 yıllık bir bilişim sektörü kariyeri olan, bizim ilk gençliğimizde gazetelerde haberlerini okuyarak büyüdüğümüz, sert bakışlı, renkli gözlü, başarılı bir iş adamı.
Nedense ben o sert bakışlarından biraz çekinirdim. O yüzden çok sosyalleşemedim kendisiyle, yoksa onun gibi büyüklerimin bir şekilde çayını, kahvesini içer, sohbetine nail olurdum. İhsan Bey’deki nasibim başkaymış, bugüneymiş.
Uçakta elimde 40 yıllık bu hikâyenin mahsulü var. Hayırlı İşler kitabı.
Bugün başarıyı çoğu zaman hızla, büyümeyle ve kazançla ölçüyoruz. Daha çok kazanmak, daha hızlı büyümek, daha büyük olmak…
Peki bütün bunları yaparken kendimize şu soruyu soruyor muyuz?
“Yaptığım iş gerçekten hayırlı mı?”
İhsan Taşer’in Hayırlı İşler kitabını okurken zihnimde en çok bu soru kaldı.
Çünkü “Hayırlı işler” bizim kültürümüzde sıradan bir temenni değildir. İçinde ahlak, adalet, emek, sorumluluk ve insan var.
Kitap; yapay zekâdan dijitalleşmeye, girişimcilikten liderliğe kadar bugünün iş dünyasını insan merkezli bir bakışla ele alıyor. Modern dünyanın imkânlarıyla kadim değerler arasında bir denge arıyor.
Ben iş hayatında yıllar içinde şunu öğrendim:
Bir şirketin ne kadar kazandığını bilançosundan anlayabilirsiniz. Ama ne kadar değer ürettiğini sadece rakamlarına bakarak anlayamazsınız.
Çünkü iş sadece para kazanmak değildir.
İş; güven vermektir.
Sözünde durmaktır.
İnsan yetiştirmektir.
Adil olmaktır.
Geride güzel bir iz bırakmaktır.
Teknoloji değişecek, yapay zekâ gelişecek, iş yapış biçimlerimiz dönüşecek. Ama insanın temel sorumlulukları değişmeyecek.
Belki de geleceğin iş dünyasında en önemli soru şu olacak:
“Ne kadar kazandın?” değil, “Kazanırken neyi kaybettin?”
Hayırlı İşler tam da bu soruyu sorduran bir kitap.
Çünkü sonunda geriye yalnızca ne kadar kazandığımız değil, nasıl kazandığımız ve nasıl yaşadığımız kalıyor.
Tüm iş adamlarının, girişimcilerin okuması gereken bir kitap. Ve İhsan Taşer gibi muazzam deneyimli insanların çok azı kitap yazıyor, eser veriyor. Kıymetini bilmek gerek.

