Kaydet
|

Telefonu masaya koyuyorsunuz ama zihniniz o iki satır haberden bir türlü kurtulamıyor. Gazetelerin 3. sayfalarında zaman zaman karşımıza çıkan, okuyanın boğazını düğümleyen haberler: Engelli evladının canına kıyan anne babalar...

Ekranı kapatıp geçmek kolay. "Bu nasıl canilik!?" deyip kenara çekilmek de işin en kestirme yolu. Ama mesele sadece o anlık bir hiddet ya da cinnet mi? Yoksa ortada senelerce için için büyüyen, insanı yiyip bitiren simsiyah bir soru mu var?

Bir anne, bir baba yıllarca gözünden sakındığı, üzerine titrediği evladına nasıl kıyar? Biliyorum, hiçbir gerekçe, hiçbir çaresizlik bir cana kıymayı haklı gösteremez. Hele ki o can size sığınmış, tamamen sizin elinize bakıyorsa... Fakat bu olayın arkasındaki o devasa korkuyu konuşmazsak, meseleyi tam anlamış olmayız. O insanların zihnini gece gündüz kemiren tek bir cümle var:

"Benden sonra bu çocuğa ne olacak?"

Engelli bir çocuk büyütmek, ömrü onun etrafında parmak uçlarında yaşamak demek. Yemeğinden giysisine, hastane koridorlarından gece yarıları bölünen uykulara kadar her anını ona adamak demek. Ama ana baba da insan... Zaman geçiyor, dizlerin bağı çözülüyor, saçlara ak düşüyor, hastalıklar kapıyı çalıyor. Güçten düşmeye başladıkları an zihinlerini o kâbus kaplıyor:

"Ben yarın gözlerimi kapattığımda bu çocuğun elinden kim tutacak? Kim onun dilinden anlayacak, kim onun kahrını çekecek?"

En acı öğrenilmiş acizlik!..

Yapılan araştırmalara bakın, bu durumdaki ailelerin en büyük sızısı budur. Hatta kimi annelerin "Rabbim onun canını benden önce alsın" diye dua ettiğini duyarsınız. Bir anne evladının ölümünü ister mi? İstemez. Ama öldükten sonra çocuğunun ellerde perişan kalması korkusu, o sevgiyi bile böyle acı bir duaya dönüştürebiliyor işte.

İnsanoğlunun en büyük yanılgısı tam da burada başlıyor: Kendini evladının tek rızık vereni, tek koruyucusu sanmak!

"Ben yoksam o da yaşayamaz" fikri zihne bir kere yerleşti mi, insan o ağır yükün altında ezilip kalıyor. Oysa bizler hayatın sahibi değiliz, sadece emanetçiyiz. O canı veren biz olmadığımız gibi bizden sonra onun önüne hangi kapıları açacağını, karşısına kimleri çıkaracağını belirleyen de biz değiliz.

Biz elbette elimizden geleni yapacağız. İmkânları zorlayacağız, tedbirimizi alacağız, çocuğumuzun geleceği için çabalayacağız. Ama günün sonunda "benim gücüm buraya kadar, gerisi Allah’ın takdiridir" diyebilmek zorundayız. Allah’ın rahmetini sadece kendi ömrümüzle sınırlı sanmak, bir insanın düşebileceği en büyük inanç zaafıdır. En acı öğrenilmiş acizliktir.

Dışarıdan parmak sallayıp acımasızca yargılamak kolay. Asıl mesele, bir anne ya da babayı o korkunç çaresizliğe iten yalnızlığı görebilmekte. "Benden sonra ne olacak?" diye uykuları kaçan bir insana sadece "korkma" demek yetmez. O ananın, o babanın arkasını döndüğünde evladının güvende kalacağına dair bir inancı, bir güvencesi olmasın mı? Etrafındaki akrabası, komşusu, toplumu o yalnızlığı biraz olsun onun omuzlarından almalı.

Canı veren de alan da Allah’tır

Günün sonunda hiç kimse "Benden sonra ne olacak?" sorusunun cevabını evladının canına kıyarak veremez. Canı veren Allah’tır, alma yetkisi de yalnız ona aittir.

Benden sonra ne mi olacak?

Siz de bilmiyorsunuz, ben de bilmiyorum.

Ama tedbirimizi alıp gayret ettikten sonra, bilmediğimiz o yarını hayatın sahibine emanet etmekten başka sığınacak hiçbir limanımız yok. Bazen insanı en karanlık kuyulardan çıkaracak tek şey, kendi acizliğini kabul edip o sonsuz rahmete sığınmaktır. Bu konuda belediyelerimizin sosyal sorumluluk kapsamında engelli ailelere verdiği destek her türlü takdirin üstündedir. Bu vesileyle bir dileğimizi belirtmek gerekirse belediyelerimizin hizmet verdikleri bu ailelere ayrıca “belediye olarak bu bireyler bizim güvencemiz altındadır. Hiçbir endişeye gerek yoktur” duygusunu, düşüncesini hatta güvencesini verebilmeleridir. Bu durumda kendisi olsun olmasın evladının belediyenin kurumsal sorumluluğu altında bilen bir anne baba “benden sonra bu çocuğu kim bakacak?” diye kaygılanır mı? Bu güvenceyi belediyelerimizin kendi sınırları içindeki özel çocukları olan ailelere vermeleri ve bu konuya resmiyet kazandırmaları en önemli belediye hizmetlerinden birisi olacaktır. Saygılarımızla.

Selman Devecioğlu

Operatörden aranmış ve ilgilenileceği söylenmişti ama...

"Feridun Ağabey merhaba, Adana Yüreğir PTT Mahallesi'ndeki Turkcell şebeke çekim sorunu devam ediyor. Turkcell çözüm adına hiçbir işlem yapmadı. Evde şebeke 119 DBM çekiyor, yani hiç çekmiyor. Adana merkezdeki evimde telefonla konuşurken ses kopuk kopuk geliyor. Bu şebeke sorunumu Bilgi Teknolojileri Kurumu'na defalarca bildirmeme rağmen netice alamadım. Turkcell'de sözü geçen yetkili konumundaki görevlilerden bir çözüm bekliyorum. Feridun Ağabey adımı yayınlayabilirsin. Teşekkür ederim."

Ekrem Giriş

Anlat Derdini Feridun Ağabey'de önceki yazılar...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.