Yazının, başlıkta da yer alan ana fikrine üç ayrı yoldan varmaya çalışacağız. Öncelikle bu köşede sıklıkla yaptığımız gibi yine zamanı ve mekânı merkeze alarak NATO’nun 77 yıllık ömründe geldiği aşamayı özetleyeceğiz. Ve sonra da “Pakt, 2026 Ankara Zirvesi sayesinde acaba uzun bir insan ömrünü aşabilir mi?” sorusuna cevap arayacağız.
Sorulara ve dolayısıyla akıl yürütmelere, NATO’nun mahrecinden başlayalım. NATO, bir Batı paktıdır; ama artık şu bir gerçek ki Orta Doğu’dan, Ortodoks Doğu’dan, hatta Uzak Doğu’dan da bakılıp yeniden yorumlanmadan ömrünü uzatamaz. Öte yandan Batı orijinli, ama küreselleşmiş Teşkilat’a Atlantik’ten bakmak da zaruridir. Çünkü adı üstünde North Atlantic Treaty Organization, yani Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı.
NATO’nun gelecekteki tekâmülünü öngörebilmek için ayrıca hem Teşkilat’ın fiziksel sınırlarının sonu hem de dünyanın şu sıralar siyaseten istinat noktası olduğundan ötürü Türkiye merkezli bakış ve yorum da elzemdir.
İmdi… Bir de zamansal bakalım. 18. Yüzyıl ve 20. Yüzyıl’dan önemli birkaç tarihsel emsalle… Her şeyden önce Atlantik’in iki yakasının (ABD-AB) arası açık olduğu için NATO’nun yeni istinat noktasının tamamen Batı’ya yaslanması artık mümkün değildir. Avrupa, sadece kâğıt üzerinde bir siyasi birliktir; fiiliyatta değil...
Zaten Roma İmparatorluğu’ndan bu tarafa Avrupa kıtası içindeki ulusların birleşmesi tarihin en güç işlerinden biri olmuştur. Avrupa diye adlandırdığımız, hatta haritaların bile ona göre konumlandığı kıta, tarihte ne zaman birleşse hep başka ülkelere, kıtalara saldırmanın bir fırsatını bulmuştur. Büyük İskender bunun ilk prototipidir. 18. Yüzyıl’dan Napolyon Bonapart ve 20. Yüzyıl’dan Adolf Hitler gibi emsaller de başlı başına yeter.
NATO’YA TERÖR NOTASI
Demek ki dünyanın yeni güvenlik düzenini, Avrupa merkezli olarak kurmak risklidir. ABD merkezli olarak kurmak ha keza… Çünkü bugüne kadar çeşitli veçhelerle gördük ki; NATO’nun birinci gücü ABD, ikinci gücü Türkiye’nin terörle mücadelesini çeyrek asır, hatta yarım asra yakın sabote etmekle kalmadı; en son terör örgütünü bize karşı silahlandırdı da.
Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür; o yüzden şimdi de mahrecinde takip ettiğim 2022 Madrid NATO Zirvesi’nde yaşananları hatırlatayım. 36. NATO Zirvesi’nin ev sahibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 32. NATO Zirvesi’nde dünya medyası önünde şunları söylemişti:
“NATO’nun, terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadele kararlılığının ortaya konulması önemlidir. Ancak bu kararlılık kâğıt üzerinde kalmamalıdır.
Bu, sadece bizim değil, NATO’nun da meselesidir.
Bugün bize karşı kullanılan silahların, yarın başka müttefiklerimize karşı kullanılmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Tarih bize, bu tür ihmalkârlıkların daha sonra ölümcül tehditler olarak muhataplarına geri döndüğünü göstermiştir.”
Bu cümleler; terörü acı tecrübelerle derinlemesine tanımış ve şehitlerinin yüzü suyu hürmetine ayakta kalmış bir ülkenin liderinin haklı serzenişini yansıtmakla kalmıyor, terörün bir Bumerang olarak Batı’yı da vuracağı konusunda muhataplarını uyarıyordu. NATO, bunu daha önce anlayamadı; şimdi şimdi anlamaya başlıyor.
PAKT, DOĞU KANADINI GÜÇLENDİRMELİ
2022 NATO zirvesinin Türkiye açısından kazanımı; mücadele ettiğimiz PKK, YPG ve FETÖ’nün bir NATO metnine yazılı olarak girmesiydi. Belki 2026 Ankara Zirvesi de -etkisi zaman içinde görülecek biçimde- NATO’nun devlet düzeyindeki tehditleri yeniden, doğru biçimde belirlemesine vesile olabilir. Bu soruyu, ana fikrini koruyarak bir başka ifadeyle soralım:
NATO 2026 Ankara, ‘beyin ölümü gerçekleşmiştir’ denilen pakt için bir yeniden diriliş zirvesi olabilir mi? Nasıl sorarsak soralım cevabı, ABD’den İngiltere’ye ve Kıta Avrupası’na büyük aktörlerin Türkiye’ye yakınlaşma ihtimali dairesinde arayabiliriz ancak. Zira NATO; kuzeybatı kanadına değil, güneydoğu kanadına, yani Türkiye’ye yaslanıp güçlenirse ayakta kalabilir. Sebebi de belirgin:
Tüm küresel güvenlik sorunları, 2010’da başlayan 'Arap Baharı' ile İsrail’in pervasız saldırganlığından ötürü Orta Doğu’da ve ayrıca 24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan dolayı da Ortodoks Doğu’da düğümlenmiş vaziyette. Trump rejimi, İran Savaşı’nı zaten tam da İsrail sorunundan ötürü ‘bir NATO Savaşı’na dönüştüremedi. Yani NATO, İran’dan çok İsrail’i tehdit olarak gördüğü için…
Artık toparlayabiliriz: NATO, özellikle son 25 senedir düşman üzerinde anlaşamadan dostluk kurmaya çalışıyordu. Bundan böyle düşman/tehdit üzerinde bir konsensüs sağlanmadan dostluk kurulamaz. Dolayısıyla NATO 2026 Ankara Zirvesi’nin vadeli sonuçları, şu ana fikir ekseninde şekillenecektir:
Tarihin en büyük güvenlik paktı, bir varoluş mücadelesi veriyor. Tehdidin ne olduğu konusunda 2026’da da anlaşamazsa NATO’nun stratejik ömrü tamamlanır. Sonra da dükkânın darabası (kepenk) yavaş yavaş kapanır.

