Numan Aydoğan Ünal
turkdunyasi@hotmail.com
Anadolu’nun İslamlaşması ve Türkleşmesi; Rumeli’nin fethinde Horasan alperenlerinin, dervişlerinin çok mühim bir rolü vardı. Bu şahsiyetlerden biri de Sarı Saltuk idi. 15. asrın sonunda kaleme alınan “Saltuknâme” destanı, onun hayatının mükemmel bir menkıbesidir. “Saltuknâme” üzerinde yurt içi ve yurt dışında araştırma ve çalışmalar yapıldı. Yurt dışında en detaylı çalışmayı Prof. Dr. Fahir İz yaptı. Yedi cilt hâlinde hazırlanan çalışma, Harvard Üniversitesi tarafından neşredildi. Türkiye’de en geniş araştırmaları da Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Prof. Dr. Kemal Yüce ve Prof. Dr. Necati Demir yaptı. Bu çalışmalar da kitaplaştırıldı. “Saltuknâme”nin bugün bulunabilen altı nüshası vardır. “Topkapı” nüshası, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Cem Sultan tarafından Ebul Hayri Rûmi’ye yazdırılmıştır.
“Saltuknâme” hakkında Prof. Dr. İz “Dil, üslup ve ifade tekniği bakımından Türk nesrinin şaheserlerinden” demektedir.
Prof. Dr. Akalın, “Saltuknâme” hakkında bir makale yazarak, konu hakkında geniş bilgi vermiştir.
Prof. Dr. Yüce “Saltuknâme bir Türk destanıdır. İslam-Türk destanları zincirinin bir halkasını oluşturan bu eser; değişik unsurların terkibidir. Destanî, tarihî, dinî unsurlar Saltuknâme’de bir bütünlük meydana getirmiştir” diyor.
Dr. Müjgân Cunbur da “Saltuknâme”nin yazmalarını tanıttığı makalesinde, eserin Türk kültür tarihi bakımından çok önemli olduğunu belirtmektedir.
Son asır büyük İslam âlimlerinden Yusuf Nebhânî “Câmi-u Kerâmet-i Evliya” adlı eserinde Sarı Saltuk’tan “Saltuk-et Türkî” olarak bahsetmektedir.
Osmanlı Devleti’nin büyük âlimlerinden İbni Kemal Paşa “Tevârih-i Âl-i Osman” adlı kitabında Sarı Saltuk’un ve gazilerinin Rumeli’ye geçişlerini edebî bir üslupla anlatmaktadır.
Sarı Saltuk’un Şahsiyeti
Sarı Saltuk, çeşitli kaynaklarda mücahit-gâzi, gâzi-derviş, alp-eren, ermiş, gibi ünvanlarla kaydedilmektedir. İnsanın manevi dünyasına hitap eden, aynı zamanda Türk destanlarındaki cihan hâkimiyeti mefkûresinden doğan fetih ruhunu taşıyan bir kahramandır.
Sarı Saltuk’un babasının adı Hasan, annesinin adı Rabia’dır. Sarı Saltuk’un esas adının Seyyid Muhammed Buharî olduğu kaydedilmektedir. Cem Sultan’ın emriyle hazırlanan Saltuknâme’de ise Şerif Hızır olarak kayıtlıdır. İri yapılı, nur yüzlü, heybetli olduğu zikredilmektedir. İslam-Türk destan geleneğinde Türk destanlarının kahramanları, Hazreti Ali dolayısıyla Hazreti Peygamberin neslinden sayılmıştır. Prof. Dr. M. Fuat Köprülü’ye göre Sarı Saltuk beraberindeki Türkler, Çepnilerdir. Çepni Türkleri, Batı Karadeniz bölgesi Sinop çevresinde yaşarlar.
Evliya Çelebi Seyahatnâme’sinin 1, 2 ve 3. ciltlerinde Sarı Saltuk hakkında bilgi bulunmaktadır. Ona göre Ahmed Yesevi hazretleri, Sarı Saltuk lakabı ile tanınan Muhammed Buhari’yi tahta kılıcını kuşatarak, 700 kişi ile Hacı Bektaş’a yardıma gönderdi. Sarı Saltuk’a şu nasihati verdi: “Saltuk Muhammed’im, Bektaş’ım seni Rum’a göndersin!”
Tarihî kaynaklara göre Müslüman Türkler Romanya Dobruca’ya ilk defa Sarı Saltuk ile beraber geldiler. Sarı Saltuk Dobruca’ya yerleşmesinden vefatına kadar, irşad hizmetleri yapmak için çeşitli tekke ve zaviyeler yaptı. Anadolu’nun ve bilhassa Rumeli’nin İslamlaştırılmasında büyük hizmetleri oldu. Birçok yerde zâviyeleri vardı. Daha sonraki asırlarda, bu zâviye sahiplerine “zâviyedâr” denildi. Bunların, yeni yurt kurmak, orayı imar etmek, halkını İslamlaştırmak ve Türkleştirmek ve düşmanlara karşı muhafaza gibi vazifeleri vardı.
“Saltuknâme”de, Sarı Saltuk’un Anadolu’da bulunduğu sırada, o devrin sûfileri ile görüştüğü kaydedilmektedir. Hacı Bektaş-ı Velî, Tapduk Emre, Yunus Emre, Seyyid Mahmud Hayrani bunlardan bazılarıdır. Kendileri ile dostane münasebetlerde bulunmuştur.
“Saltuknâme”nin Dil ve Üslûbu
“Saltuknâme”, Türkiye’de yazılmış önemli eserlerden biri olunca, üslup ve özellikleri diğer eserlere göre daha öne çıkmaktadır. Eski Türkiye Türkçesinin söz varlığını, ifade gücü ve şekillerini, son derece akıcı cümle yapısıyla aksettirir. Eşi nadir bulunabilecek bir dil kaynağıdır. “Saltuknâme”nin dili sadedir, içerisinde geçen Arapça Farsça kelimeler, Türkçe konuşan insanların yabancı olmadığı kelimelerdir. “Saltuknâme”nin Anadolu ve Balkanlarda Türkçe konuşan hemen herkes tarafından tarih boyunca bilinmesi, sevilmesi, okunması ve yaygınlaşması, dilin sadeliğinden kaynaklanmaktadır. Saltuknâme, nesir olarak kaleme alınmıştır. Nesir yazmalarda kısa cümleler tercih edilmiştir. Kısa cümleler, ifadede akıcılığı ve kolaylığı sağlamıştır. Eser, halk için yazıldığından, okunması ve anlaşılması da kolay olmuştur.
Çoğunlukla Osmanlı döneminde yazıya geçen veya şekil alan bu metinler, Müslüman Türklerin maddi ve manevi fetihlerini konu edinmesinden ve sade dille vücut bulmasından dolayı, devletin en uzak köylerinden sarayına, ordusundan edebiyat dünyasına kadar her çevrede ilgi görmüş ve okunmuştur. Yeni Türk harflerinin kabulünden sonra bu eserler, eski yazı bilenler tarafından bir süre okumuş, yeni yazıya aktarılmadığı için daha sonra kütüphanelerin tozlu rafları arasında ve şahsi kütüphanelerde âdeta mahsur kalmıştır. Dolayısıyla yeni nesiller, Türk destanlarından yeteri kadar istifade edemeyecek duruma gelmiştir. (Prof. Dr. Necati Demir)
“Saltuknâme”nin Manevi Yönü
Sarı Saltuk tam bir İslam mücahididir. Saltuknâme’de Kur’ân-ı kerimden âyetler ve sahih hadisler yer almaktadır. Kendisinin zor, müşkil durumlara düştüğünde okuduğu bazı sûreler kayıtlıdır. Ayrıca, büyük âlim ve evliyaların kabirlerini ziyaret ettiğinde okuduğu âyetler de vardır. “Saltuknâme”de bulunan sahih hadis-i şeriflerin bir kısmı, mezheplerle ilgilidir. Hanefi mezhebi, Peygamberimizin “Numan benim ümmetim için ışık olacaktır” meâlindeki hadis-i şerifi ile övülmektedir. Sadaka verme hususunda da “Sadaka belayı def eder, ömrü uzatır” meâlindeki hadis-i şerifi, Arapça olarak nakledilmektedir. Saltuknâme’de kuvvetli bir Sünnî propaganda yapılmaktadır. Hanefi, Malikî, Şâfiî, Hanbelî mezhepleri, hak olarak kabul edilmiş, bunun dışındakilerin bâtıl olduğu ifade edilmiştir. Saltuknâme’de Sünnî propagandası, doğrudan doğruya İran Şii propagandalarına karşı yapılmaktadır. (Prof. Dr. Kemal Yüce)
“Saltuknâme”nin Millî Yönü
“Saltuknâme”de millî bir heyecan da vardır. Mesela “Türkler İslam dininin erleridir. Bütün milletlerin ulusu Türklerdir. Her Türk, uyuyan bir ejderhadır” mealindeki sözler, Türk millî ruhunu açıkça ortaya koymaktadır.
“Saltuknâme”de, Türklerin İslamî mahiyet kazanarak cihangir bir millet olduğu fikri şöyle ifade edilmektedir: “Hak teâlâ Türklere (ümmete) kuvvet ve nusret vermiştir. Bütün milletler üzerine galiptir. Hak teâlâ şark ve garbı onların hâkimiyetine vermiştir.”
Nitekim Sarı Saltuk’un Frengistan’dan gelen elçiye söylediği; “Kâfirler! Biz Allahü tealanın emrine itaatkâr kullarız, bize şöyle emrolunmuştur ki sizi gün batısında dahi bırakmayız” sözünden anlaşıldığı üzere, bu defa Türklerin hedefi Avrupa’dır.
Saltuknâme’de, yalnız Anadolu Türkleri değil Asya Türkleri ve onların kurmuş oldukları Türkistan devletleri de çok övülmekte; “Türkistan, dünyanın en kuvvetli ve en büyük memleketi ve İslamiyet’in koruyucusudur” denilmektedir. Bu destana göre Müslümanlık bir ‘Türk dinidir’; İslamiyet yerine ‘Türk dini’ ifadesi kullanılmaktadır.
Yine Türkler için, “Sünnîler, Muhammedîler” denmektedir. Destanda Sarı Saltuk’un görevi sadece Hristiyanları dine davet etmek değildir. O, dinî ahkâma riayet etmeyen Arapları ve onların şeyhlerini de hak yoluna döndürmeye çalışmaktadır.
Saltuknâme’de cereyan eden tarihî vakalar, Türklerin Anadolu’ya gelmelerinden başlayıp Osmanlı İmparatorluğunun yükselme devrinde sona ermektedir. Bu geniş tarihî ve coğrafi saha içerisindeki olaylar, Sarı Saltuk’un şahsiyeti etrafında toplanarak bir Türk destanı teşekkül etmiştir.
Sarı Saltuk’un Avrupa’daki gazâ ve dinî faaliyetleri, Osmanlıların dinî emel ve siyasetine uygun düşmektedir. Hakikaten Sarı Saltuk destanı, Osmanlıların Avrupa’ya seferleri sırasında daha çok önem kazanmıştır.
Orhan Gazi’nin Rüyası
Saltuknâme’ye göre; Orhan Gazi rüyasında, Hazreti Muhammed’i (aleyhisselâm) görüyor. Rüyada Peygamberimiz ona, “Edirne’ye var, ocağınızdır, gaziler yeridir. Fetih ve zafere hazır ol. Doğu batı, kuzey ve güneyi, dört tarafı, karadan ve denizden fethedin. Ondan sonra Kızılelma’yı sizin nesliniz fetheder. Âlem size itaat eder” müjdesini verir. Sarı Saltuk, İslamiyet’in Avrupa’daki yayılmasının başlangıç yeri kabul edilen Edirne şehrini fethetme kararını, Hazreti Muhammed’i rüyasında gördükten sonra vermiştir.
Kızılelma Mefkûresi
Türk mefkûresi Kızılelma, Saltuknâme’de iki önemli yönden dikkat çekmektedir. Bunların biri “Kızılelma” motifine İslamî unsurların ilave edilmesidir. Sarı Saltuk Kızılelma’yı Roma şehrindeki bir büyük kilisenin kubbesinde asılı bulur. Kubbedeki Kızılelma’yı şöyle tarif eder: “Bir ulu kilisenin kubbesinde bir altın top dururdu. Buna Kızılelma derler. Kızılelma’nın bulunduğu yere geliyor ama onu elde edemiyor. Öbürü de, Sarı Saltuk diğer bazı sembolik eşyalarda olduğu gibi Kızılelma’yı Osmanlılara bırakıyor, daha doğrusu Osmanlılara Kızılelma’yı hedef gösteriyor. (Prof. Dr. Kemal Yüce)
Ne yazık ki bizim okullarımızda edebiyat derslerinde gençlere destanlarımız, gazavatnâmelerimiz ve kahramanları hakkıyla öğretilmemektedir. Lise çağlarında Yunan mitolojisini, İlyada ve Odesa destanlarını okuduk, öğrendik. Türk destanlarından Alp Er Tunga, Oğuz Kağan, Manas’tan ise haberimiz olmadı; Sarı Saltuk’un adını bile duymadık.
Osmanlı padişahı Sultan Bayezid Han, Sarı Saltuk’un türbesini, bugünkü Romanya devleti sınırları içinde olan Babadağ’da yaptırdı. Osmanlı padişahları Sultan Bayezid Han ve Kanuni Sultan Süleyman, Rumeli seferleri vesilesiyle türbesini ziyaret ettiler. Sarı Saltuk’un buradaki türbesi, 2007’de Türk iş adamları tarafından restore edilerek, devrin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından törenle ziyarete açıldı.
***
Kaynaklar:
Ebu’l Hayr Rumî-Saltuknâme 1-Şükrü Haluk Akalın
Saltuk-Nâme’de Tarihî, Dînî ve Efsanevî Unsurlar-Prof. Dr. Kemal Yüce
Sultan 2. Abdülhamid’den Günümüze Sancak ve Priyepolye-H. Yıldırım Ağanoğlu
The Legend of Sarı Saltuk Collected from Oral Tradition by Ebu’l Hayr Rumî-Harvard Üni.-Fahir İz

