Dr. Mehmet Can
mailmehmetcan@gmail.com
Mazi, bir millet için ibret alınması ve o dönemde meydana gelen hadiselere kulak verilmesi bakımından bulunmaz bir dosttur. Günümüzde cereyan eden gelişmelere bu zaviyeden bakıldığında TV’lerde devletlerin siyasi, ekonomik durumları ve milleti meşgul eden bazı meseleler en ince teferruatına varana kadar ele alınmaktadır. Ancak bu duruma nasıl gelindiği göz ardı edilmektedir. Asırlardır bütün insanlığın huzur ve emniyetini sağlayan Türklerin ahlakı, erdemi ve irfanı yerli-yabancı misyon şeflerinin kitaplarına konu olmuş üstün vasıfları birçoğumuzun malumudur.
Türkler, kurdukları devletlerin merkezine her zaman “insan”ı koydu. Renk, cibilliyet ayırt edilmeksizin insana eşref'i-mahlûkât yani yaratılmışların en şereflisi nazarı ile baktı. Bunun örneklerini görmek için Karahanlı, Selçuklu, Gazneli, Timurlu ve Osmanlı devletlerine bakmak kafidir.
PAROLA: TÜRK-MÜSLÜMANLARI YERYÜZÜNDEN SİLMEK!
Şer güçler bu devletlerin meydana getirdikleri güzellikleri ortadan kaldırmak, Türk ve Müslüman âlemini kifayetsiz göstermek için var güçleri ile çalıştı. Türklerin zaferi ile neticelenen tarihî harpleri unutturmak istedi. Bu gözü dönmüş muhterisleri Haçlı ittifakı etrafında topladı. Müşterek parolaları da “Türk-Müslümanları yer yüzünden silmek” olarak kendini gösterdi.
AVRUPALILAR BİZİ NEDEN SEVMEZ?
Türklerin tarihî rolünü gören şer odakları, takip ettikleri sinsi siyaset ile her fırsatta ülkemizi yoklamaktadırlar. Bunu Türkleri aşağılama, mazilerinden uzaklaştırma, ez cümle kültürel asimilasyon ile yapmaya çalışmaktadırlar. Biz bunu, Hitlerin baskısından kaçarak 1933’te İstanbul’a gelen Alman Ord. Prof. Dr. Fritz Neumark’ın bir talebesinin “Hocam Avrupalılar bizi neden sevmez?” sorusuna verdiği şu cevapta görüyoruz:
1. Müslüman olduğunuz için.
2. Sizler farkında değilsiniz ama onlar şu gerçeğin farkındadırlar: Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.
3. “En az 400 yıl Avrupa'da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.”
4. Selçuklular Anadolu'yu, Osmanlılar ise orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler.
5. Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hâkimiyet sağladılar.
6. Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydiler, İslamiyet bugün belki sadece Hicaz'da varlığını devam ettirirdi, kaldı ki Vehhabiliği kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığı'nın adamlarıdır. Batı her yerde İslamiyet’i, sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı, Asr-ı saadeti devam ettirdi.
7. Sizler, gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa'nın refahı ve medeniyeti yıkılır.
8. Yine sizler, Avrupa'nın tarihî düşmanısınız ve daima düşman olarak kalacaksınız.
9. Kilise size kin kusmaktadır, sebepleri yukarıdadır…
Şu hâlde milletimizin başını elinin arasına alıp, nerde yanlış yapıldığını, dostunu sorgulaması, düşmanını tanıması gerekmektedir. Bu doğrultuda bir istikamet belirlenmesi hayat-memat meselesidir.
ZİNCİRE VURULAN ASLANI UYUTMAYA DEVAM EDİYORLAR!
Geçen asırda Rus emperyalizmi, bugün Haçlı ittifakı, Türklüğü yer yüzünden silmek için binlerce hileye başvurmaktadır. Biz ise toplumu malayani şeylerle meşgul ediyor, âdeta ceylanı aslanın pençesine atıyoruz. Bu zayıf noktayı iyi değerlendiren Yahudi ihtirası da bir emperyalizm uğruna tahriklerini, entrikalarını eksik etmiyor. Gözlerini karartarak her coğrafyayı ateş çemberine çevirmek istiyorlar. Bilhassa insanlığın umudu olan Türkiye’yi, Türk ve Müslüman olduğundan utandıracak hâle getirmeye, bizi biz yapan mefhumlardan uzaklaştırmaya çalışıyor, zincire vurulan aslanı uyutmaya devam ediyorlar. Nitekim İngiliz Tarihçi Arnold Joseph Toynbee (1889-1975) şöyle demiştir: “Osmanlı yıkılmış bir devlet değil, durdurulmuş bir medeniyettir. Önündeki tarihî engeller kaldırılırsa durdurulduğu yerden yürüyüşüne devam edecektir.”
BUGÜN GENÇ KUŞAKLARIMIZ GEÇMİŞİNDEN HABERSİZDİR!
Mademki her parçası bir yerde kalan kadim medeniyetimizin cesetleri ortada yatıyor, onu bu hâle getiren düşmanı tanımak bir mecburiyettir. Bugün genç kuşaklarımız geçmişinden habersizdir. İhtişamlı tarihi ile bağ kuramamaktadır. Mazisine kovasını daldırıp temiz ve duru olan o sudan alarak, hararetini dindirememektedir. Bu üzücü olmakla birlikte vatanını seven her bir fert için mesuliyeti mucip bir meseledir.
Bilakis bugün Avrupalı çocuklar, dedelerinin yolunda gitmektedirler. Onlar biz Türklerin, ecdatlarına yaşattıkları korkulu rüyaları unutmuş değillerdir. İşte Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasını, Yunanlıların “megali idea”sını bu minvalde değerlendirmek gerekir. Türkiye’nin ayağına pranga takmak, zayıflatmak istemelerinin altında bu düşünce yatmaktadır.
SOSYAL MEDYA BATAĞINA SAPLADILAR!
Türk dünyasının meşhur yazarlarından Cengiz Aytmatov “Ben mankurtlaştırmaya karşı kalemimle mücadele ettim, bundan sonraki mücadele şekli ne olur bilemem” demiştir. (Mankurtlaştırma konusunda geniş bilgi için ‘Gün Olur Asra Bedel’ romanına bakılabilir.) Bugün sosyal medya bataklığına saplanan her bir fert, sağdan soldan gelen haşin cereyanlara karşı mücadele edemiyorsa bunun suçlusu kimdir? Daha düne kadar hemen yanı başımızdaki Irak, Suriye’ye Türklerin hâkim olduğunu, yaşadığını, İran’da otuz milyondan fazla Azerbaycan Türkü’nün bulunduğunu kaçımız biliyor? Artık kuru hamaset devri geride kalmıştır. Hakikat ile yüzleşmenin zamanı gelmiş, geçiyordur.
Milletimizin tarih boyunca geçirdiği imtihanları göz önüne alıp diyebiliriz ki, Türkler yeryüzüne gelmiş en necip milletlerden biridir. Türklerin sarsılmaz ve mücadeleci bir yapısı vardır. Tarihte bu kadar devlet kurmalarının altında başkalarının tahakkümü altına girmeyi zül kabul etme düşüncesi yatmaktadır. Bunu iyi tahlil eden şer mihraklar, millî ve manevi yönden bizi Afrika’daki eti kemiğine yapışmış olan o biçarelere benzetmek istemektedirler.
EY TÜRK MİLLETİ İŞTE DÜŞMANIN!
Tehlike dün olduğu gibi bugün de üzerimizdedir, bunun ortadan kaldırıldığını söylemek hayalperestlik olur. Emperyalistler ve onların uşakları, son sığınağımız olan Anadolu’dan bizi söküp atmak için var güçleri ile çalışmaktadırlar.
Türkiye’yi ayakta tutacak ve onu tarihteki rolüne döndürecek yegâne vasıta; sosyal, kültürel, iktisadi ve teknolojik yönden güçlü olmak, içeride kenetlenmekten geçmektedir. Ey Türk milleti kim bunların karşısında ise işte o düşmanındır!
BUGÜN TAKDİRE ŞAYAN ŞEYLER OLUYOR ANCAK!..
Dikkati nazarın bize söylediği bir şey daha vardır ki, Türkiye’de son zamanlarda teknoloji, savunma ve sanayi alanlarında baş döndürücü gelişmeler yaşanmaktadır. Ancak hayati mesabesinde olan “millî ve manevi şuur” kavramları ihmal edilmektedir. Milletler için maddi kalkınma hamlesi elbette çok önemlidir. Ancak onu devam ettirecek payanda bu iki mefhumdur. Bugün üzülerek diyebiliriz ki, kasıtlı eller bu manada maksadına ulaşmaktadırlar. Memlekette meydana gelen fikir boşluğu ve karmaşası milletlerin kanını emen beynelmilelcilere âdeta can suyu gibi gelmektedir.
Tekniğe, millî ve manevi ilimlere her zamankinden daha çok kıymet verilmesi gerektiği gerçeği ortadadır. Bir Türk tarihçisi olarak şunu açıkça ifade etmek isteriz ki: “Tük milleti kadar kendi kültürünü ihmal eden, onu köklerinden uzaklaştıran başka bir millet veya topluluk gösterilemez.”
Mesela; Türklerin vücuda getirdiği Büyük Hun İmparatorluğu 436, Göktürk Kağanlığı 193, Hazar Kağanlığı 332, Karahanlı Devleti 372, Büyük Selçuklu İmparatorluğu 117, Babür İmparatorluğu 332, Osmanlı İmparatorluğu 623 sene hüküm sürmüştür. Osmanlı bunun yarıdan fazlasını dünyaya liderlik etmekle geçirmiştir. Bugün bunu ehli dışında kaçımız biliyor?
BİR MİLLET MÜŞTEREK TARİH BİLGİSİNE SAHİP DEĞİLSE...
Filhakika milleti millet yapan ana unsurların başında tarih bilgisi gelir. Üzerinde yaşadığımız vatan toprağını çepeçevre sarmak, bölmek isteyen düşmanı görmezden gelmek ise tarih bilgisi eksikliğinin bir neticesidir. Şurası hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır ki, bir millet müşterek bir tarih şuuruna sahip değil ise ne kadar maddi refaha sahip olursa olsun, bir gün kolaylıkla birilerinin tasallutu altına girebilir. Venezuela’da zuhur eden son hadise buna gösterilebilecek taze bir örnektir.
Devlet, millî tarihini araştıracak, düşmanların hilelerini gözler önüne serecek nesiller yetiştirmelidir. Bugün Ermenilerin Van’da, işgal kuvvetlerinin Kahramanmaraş’ta, Osmaniye’de, Rusların Erzurum-Kars cephesinde yaptığı zulümleri hakkıyla anlatmıyorsak bunun suçlusu kimdir?
Bizans İmparatorluğu ve Yunan tarihi ile alakalı bütün dünya ilim adamları tarafından her gün yeni bir kitap, makale neşredilmektedir. Peki, bunların dün olduğu gibi bugün de insanlığa yaşattıkları kara ve kızıl günlere dair ülkemizde kaç eser yazılmıştır? Dikkatli ve kuyumcu hassasiyeti ile hareket etmemiz her geçen gün ehemmiyet kazanmaktadır. Millet her zaman hafızasını diri tutmak mecburiyetindedir.
TÜRK MİLLETİNİN VARLIĞINI MUHAFAZA ETMESİ!..
Türk milletinin varlığını muhafaza etmesi kuru hamasetten uzaklaşmak, hakikat kavramı ile yüzleşmekle mümkün olabilir. Millî kültür meselesi üzerine topyekûn eğilmemizin zamanı gelmiştir. Bu da ancak dert, dava ehli kadroların sayısını arttırmakla mümkün olur. Gençlerimiz Batı karşısında aciz durumda bırakılmamalıdır. “Ne idik, ne olduk!” sorusunun sorulmaya başlandığı anda kurtuluş başlamıştır…

