Hitabet, özel bir yetenek, bir sanat. Ama hazırcevaplık apayrı bir sanat…
Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış bir adam, halk şairi Seyrânî’ye:
“Bende dünyayı görecek göz mü kaldı” diye şikâyette bulununca, söz eri Seyrânî:
“Hiç üzülme dostum” demiş. “Zaten dünyada da bakılacak surat kalmadı…”
***
Mevlâna hazretleri talebelerinin biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görür.
Yanındaki talebesi:
- Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanlar da bundan ibret alsa.
Mevlâna, tebessüm ederek karşılık verir:
- Aralarına bir kemik atıver de gör kardeşliklerini!..
***
Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfik’e göstererek fikrini sorar. Neyzen, beğenmediğini ifade edince, adam:
- İyi ama siz hiç roman yazmadınız ki, der.
Neyzen Tevfik şu cevabı verir:
- Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama bugüne kadar hiç yumurtlamadım.
***
Lokman Hekim’e:
- Hastamıza ne yedirelim, diye sorduklarında, şu cevabı vermiş:
- Acı söz yedirmeyin de ne yese olur.
***
Lafı uzatanlara ne yapmak lazım diye Farabi’ye sormuşlar, şöyle demiş; “Uzun konuşanı kısa dinlemeli…”
***
Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası II. Murat Han;“Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz!” diye çıkışır.
Orada bulunan ve velayet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der;
“Peder ne der, kader ne der…”
***
İngiliz garson Türk müşteriye; “Çanakkale de çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz.” deyince. Bizimkinden gayet soğuk kanlı şu cevabı almış; “Orada ne işiniz vardı?!”
***
İngiliz elçisi dönemin Sadrazamı Fuat Paşa’ya sorar; “Girit'i kaça verirsiniz?”
“Aldığımız fiyata.”
“Yani? “
"27yıl savaş karşılığı! Var mısınız?”
Ninem diyor ki; Laf lafı açar, laf da kutuyu açar.

