Bazen münasip yerlerde belirip güzellik tamamlayan deri benleri, genellikle istenmeyen misafirlerdir. Ve de çok zaman ellerimiz bu ilginç deri oluşumlarının üzerinden eksik olmaz.Ve başta daktorlar sık sık uyarırlar "Aman benlerle oynamayın" diyerek. Bu uyarının bir nedeni de bu tip oluşumların ileride kansere dönüşme ihtimalidir. Ki sırf bu nedenden dikkatimizi o minicik boyutlarından daha fazla çekerler. Sonra uyarılar da peş peşe gelir: Aman benlerle oynamayın! Ben konusunu neden açtık. Son zamanlarda ziyadesi ile oynanmaya başlayan "gen"ler yüzünden. Hatırlayacaksınız kişiliğimizi ve pek çok özelliğimizi içinde taşıyan genlerin şifrelerini çözme yolunda önemli adımlar atıldı. Bu arada insanın gen haritası da çıkarılmaya başlandı. Yani , genlerle de oynamaya başlandı ki, sonuçları itibariyle benlerden daha tehlikeli gelişmelere gebe.
İnsana domuz geni! Geçtiğimiz hafta içinde medyaya da yansıyan bazı gelişmeler ise tam anlamı ile ürpertici. Bunlardan birisi insan ve domuz genlerinin bir araya getirilerek yarı insan, yarı domuz bir embriyo oluşturma girişimiydi. Uluslararası bir şirketin araştırmacıları, anne karnından aldıkları bir embriyoya, bazı domuz genlerini enjekte ederek bir deneye kalkışmışlar. Laboratuar şartlarında gerçekleştirilen deneyde, hücreler bu karışımı reddetmeyip bir de çoğaltmaya başlayınca, bizzat kendileri dehşete düşüp araştırmayı durdurmuşlar ve elde edilen hücreleri imha etmişler. Aslında bu yola başvuran şirketin ve bilimadamlarının niyetleri kendilerine göre pek de kötü değilmiş. Niyetleri insana en yakın canlı diye belledikleri domuzları kullanarak, yani domuzlara insan genleri aşılayarak bir nevi organ üretmek arzuları imiş. Bilindiği gibi daha önce de deney fareleri böyle bir işlemle, insan kulağı benzeri bir organ elde etmekte kullanılmıştı.
Kendileri de dehşete düştüler Bilim adamları gerekçeleri ne olursa olsun aldıkları bu sonuç karşısında dehşete düşmüşler. Söylentilere bakılırsa, deney iptal edilmese tekrar ana rahmine enjekte edilerek doğumu sağlanacak canlı yüzde 97 insan, yüzde üç de domuz özelliği taşıyacakmış. Bu gün resmen iptal edildiği açıklanan bu deney dışında, açıklanmayan deney ve teşebbüslerin bulunduğu kesin. Ve genlerle oynayarak başımıza ne gibi belalar açmakta olduğumuz ise mechul. Ama mafyasının bile bulunduğu organ ticaretinin bu kadar yaygınlaşması ve olayın parasal boyutu gözönünde bulundurulunca bu denemelerin devam edeceği belli oluyor.
Peki ya gıda maddeleri İşin parasal boyutu deyince, bir benzer olay ise ancak bir skandalla ortaya çıktı. Amerikanın ünlü gıda maddeleri üreticisi bir firmanın, mamullerinin içine kattığı mısırın, genleri ile oynanıp, sadece hayvan yemi olarak kullanılması planlanan bir ürün olduğunun ortaya çıkması ortalığı karıştırdı. Firma ,içinde bu genleriyle oynanmış mısır bulunan mamullerini topladı. Bilindiği gibi, pek çok doğal ürün, ki bunların içinde tahıllardan sebzelere temel besin maddeleri de var, daha standart hale getirmek, daha çabuk yetişmelerini sağlamak ve daha ucuza maletmek gayesi ile genleri ile oynanmakta ve doğal olmayan yapılara ulaşmakta. Aynı şekilde özellikle hayvan yemleri ve bunların tohumları üzerinde oynanarak hibrit ürünler elde edilmekte.
Kazanç hırsı ile gelen tehdit İşte ucuz hayvan yemi elde etmek için doğal yapısı bozulan mısır ürünü insan gıdası olarak da kullanılınca işler karıştı. Anlaşıldığı kadarı ile bu ürün gıda maddelerine karıştırılmasa kimsenin bir itirazı olmayacak. Oysa bu yemle beslenen hayvanlar yine insanlar tarafından tüketiliyor ve genleri ile oynanan ürünler dolaylı da olsa zaten insan sağlığını tehdit ediyor. Ve bu uygulamalar belli bir sanayiinin olmazsa olmaz yöntemleri. Ne diyelim yine de Allah koruyor.
Konu ile ilgili bir başka ilginc haber de artık gündemimize iyice giren ve yaygınlaşan klonlama yöntemi ile ilgili. Başlangıçta Doly isimli bir koyunundan klonlanarak bir varlığın benzerlerinin çoğaltılması uygulaması son sürat devam ediyor. Bilim çevrelerinin etik. Dini çevrelerin ise ahlaki ve dini nedenlerle karşı çıktıkları klonlama konusu insan klonlamaya geldi dayandı.
Klonlamada kritik eşik Kanada''da
faaliyet gösteren sapık tarikatlardan birisi geçtiğimiz günlerde ölen on aylık bir bebeği klonlamak için harekete geçti. İnsanların aslında uzaylılardan kopyalandığını ileri süren ve bu yolla bir çok inançsız amerikalıyı da bünyesine katan Kanadalı Rael Tarikatına başvuran bir amerikalı çift, tıbbi bir kaza sonucu ölen on aylık bebeklerini kopyalaması için tarikata 292.5 milyar lira bağışlayınca işler karıştı. Bebekten ölmeden önce alınan hücrelerin klonlanması ile elde edilecek klon ölen bebeğin tıpatıp genetik kopyası olacak. Bir Fransız tarafından kurulan tarikatın Bahama adalarında bu tip deneyler yaptıkları bir de gelişmiş laboratuarları bulunuyor. Diğer ilginç gelişme ise klonlanacak bebek embriyosunu taşımak için 50 kadının gönüllü anneliğe talip olması.
Kadayıfın altı da kızardı Kutsal Filistin topraklarında kan gövdeyi götürürken, gündemlerimizi dolduran kimi olay ve sorunlara şaşmamak eldi değil. Gerçi haftanın son günlerinde, iyice azıtan vahşet gazetelerimizin manşetlerini doldursa da, bizi oyalayan günlük dedikodulardan vazgeçilemiyor. Medyanın da ağır desteği ile hayatımıza giren Abuzer Kadayıf filmi, beklenenden de geniş bir alakanın yanısıra, tahminleri de aşan tartışmalara yolaçtı. Aslında neyin tartışıldığı da anlaşılmş değil. Bir bölüm fikir erbabı, filmin başrol oyuncusu ünlü sanatçının performansını sorgularken, bir diğer kesim ise, filmden hareketle Türkiye''nin sosyal gerçeklerini irdelemekte. Her iki tarafın da ortak kanaatları ortada biraz abartı olduğu yönünde. Yani daha önce Kahpe Bizans filminden esirgenen kimi eleştiriler bu defa misli ile yöneltilmekte. Reklamın kötüsü olamayacağı cihetle de film kapalı gişe oynuyor. Ama bu defa kadayıfın altı da kızartılacak gibi.
Kelepçe ile gelen mutluluk Bir televizyon yayını ile
tüm ülkeyi de kedere boğarak sona erdiği zannedilen bir beraberlik, kola takılan bir çift kelepce ile yeniden gündeme geldi. Bu kelepçe olayıyla birlikte bazıları da derin bir nefes aldı. Büyük ihtimalle en derin nefes, bir süredir kendisini tehdit altında hisseden tv ancormanı tarafından alınmış olmalı. Zira herkes yeğenlerin gazabından endişeliydi. Her hal ne hal ise ünlü ses santçısı, aracında ele geçirilen ruhsatsız silahlar nedeniyle bir süre gözaltına alınıp, ellerine de kelepçe takılınca, terkettiği eşinin merhamet damarları kabardı ve aradaki ayrılık da bitti.Şimdi herkesin merakı, bir yuvanın yıkılmasında baş rol verilen dansöz kızımızın ne yapacağı yönünde. Yani yazılı tarihimiz yine bu minval üzere devam edecek gibi.
Milyon dolarlık gazeteci Yolsuzluk haberleri ile çanak çömlekli satış rekorlarını egale eden aziz medyamız Kasırga harekatı ile yol alırken, bir acar yazarın bakan tasdikli açıklaması ile medyanın gözü. Bu defa da medyaya çevrildi. İddia bir gazeteci arkadaşımızın, banka sahibi ünlü bir işadamımıza gösterdiği yakın alaka ve verdiği önemli hizmet nedeni ile bir milyon dolarlık bir ödeme ile ödüllendirilmiş. İddianın ortaya atılmasının ardından herkes " Kim bu milyon dolarlık gazeteci" sorusunun peşine düştü. Rivayetler muhtelif olmakla birlikte iki isim öne çıkarıldı. Kimi açık açık kimi ise isim vermeden bu iki arkadaşımızı deşifre ettiler. Tabii yalanlamalar da peşinden geldi. Tarihe not düştüğümüz şu saatlerde kimse henüz " Evet. İşte o" diyemiyordu. Büyük ihtimalle önümüzdeki günler de diyemeyeceğiz gibi. Yine de meslek kuruluşlarımızın bu iddialar karşısında gösterdikleri celadet gerçekten umut vericiydi.Aynı şekilde söz konusu olaya adı karışan bir ünlü reklamcı ile ilgili iddialar, unutulup gidecek gibi. Zaten genel kanaat bu işin bu safhaya nasıl olup da geldiği yönündeki hayrete odaklanmış durumda.
Gökteki saadet zinciri Haftanın son günlerini meşgul eden bir diğer ilginç gelişme ise Cuma ile 13''üncü günün çakışması idi. Bilindiği gibi özellikle hristiyanlar çakışan bu iki unsurdan epey tedirgin olurlar ve ayın onüçüne ratlayan cumaları uğursuz sayarlar. İlginçtir kimi insanımız da bilir bilmez bu yargıya kapılmıştır. Yalnız bu defa işler biraz farklı. Gökteki bir dizilme, kimileri için pek uğurlu olmayan bu günü birden uğurlu hale getiriverdi. Dolunay,Satürn ve Venüs''ün 13 Ekim Cuma gecesi aynı hat üzerine gelmeleri gökbilimciler tarafından tüm isteklerin elde edileceği bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Konunun uzmanları, "hemen bir loto oynayın, evlenecekseniz hemen evlenin, bir işe başlayacaksanız hemen başlayın "diyerek uyarmışlar. Ama bizimki biraz geç kalmış sayılır. Zira bu gece bu üç gök cismi de ayrı doğrultularda ve Cuma da bir gün geride kaldı. Yine de hayırlı bir iş yapacaksanız siz de geciktirmeyin.

