Resmi tarihçiler, New York''taki milenyum zirvesi ile Türkiye''deki yeni adli yıl açılışına kilitlenirken doğrusu bizim gündem daha neşeliydi. Neşeliydi diyoruz. Çünkü başka bir tabir kullansak mutlaka yorum yapmak zorunda kalacağız. En iyisi neşeli deyip geçmek. Araştırmacı medyamız, biraz da Erdoğan Karakoyunlu''nun son kitabından yola çıkarak, tarihi 6-7 Eylül olaylarını didiklemeye hazırlanırken, az kalsın yeni bir 6-7 eylül daha yaşayacaktık. İfade biraz iddialı oldu ama, tarih tam düştü. Ayrıca, çıkan gürültü de pek azımsanacak gibi değil.
Kuşadası macerası 6 Eylül günü Kuşadası limanına gelen bir gemi, tam da turizm patlaması yaşadığımız şu günlerde fazlaca heyecan verici bir görüntü oluşturmuyordu. Ama sonrası gelişmeler, sadece ülke gündemini değil, neredeyse Amerikanın gündemini bile değiştiriverecekti. Gelişmiş ülkelerin vatandaşı yaklaşık sekizyüz eşcinsel çifti, ya da moda deyimi ile gay taşıyan gemi limana yanaştıktan sonra olanlar oldu.
Rahat kıyafetleri ve tavırları ile kıyıya çıkan bu alışılmadık turistlerden bir bölümü nerede ise derdest edilip yüzgeri edilirken, büyükçe bir bölümü de karantina altında Efes''e götürülüp sonra tekrar gemilerine tıkıldılar.
Önce esnaf itiraz etti Bu kararı kimin verdiği tartışıladursun, ilk tepki bölge esnafından geldi.Üç beş kuruşluk satışlarına mani olunan esnaf olayı protesto etti. Ama asıl tepki daha sonra ortaya çıkacaktı.
Bu garip yolcular, ağırlamaya alıştığımız, deyim biraz eski de olsa " bitli turist" takımından değildi. Çoğu makam mevki ve servet sahibi bu aykırı kişilere reva görülen muamele tabiatıyla etkili bir de tepki görecekti. Önce en kabadayılarından ABD konsolosluğu alarma geçti. Fakslar ve teleksler çalıştı ve Kuşadasındaki bir emniyet tedbiri, yeni dünyanın başkentine bir bomba gibi düştü. Aynı saatlerde haber Türk Dışişlerine ve tabii İçişleri ve Turizm Bakanlıklarına da ulaşıyordu.
Devlet töreni gibi Sonrasını sizler de biliyorsunuz. Kuşadasında gemiden çıkarmadığımız eşcinselleri İstanbul rıhtımında yerlere kırmızı halılar sererek karşıladık. Karşılama törenine üç bakanlığımızın temsilcileri ile ABD İstanbul konsolosu da katıldı. İstanbul''daki kırmızı halılı karşılamaya katılan bir yetkilinin Kuşadasındaki yasaklamayı da hatırlatarak, yanındaki arkadaşına " Sahi biz bu işi neden yaptık" diye takıldığı da notlarımızın arasında.İşte 7 eylül''ün görüntüsü de böyleydi.
Medyaya yansıyan haberlere bakılırsa, olay öylesine etkili olmuş ki, milenyum politikalarını oluşturacak BM zirvesinde bile ele alınmış. Hatta ABD Başkanı''nın sayın Cumhurbaşkanımızla gerçekleştirdiği ve bizim çok şeyler beklediğimiz ikili görüşmenin bile gündeminde imiş. Amerikalılar özellikle artık bir hukuk devleti olacağını umut ettikleri Türkiye''ye bu konuda epey sitem etmişler.Yani gaylere yapılan muamele neredeyse Güneydoğu insan hakları ihlallerinden bile öne çıkmış. İşte yeni bir 6-7 eylül yaşadık derken espri ile karışık anlatmak istediğimiz bu olaydı.
Ah bu işgüzar korumalar Söz Milenyum zirvesi ile ABD ziyaretinden açılmışken bir-iki ufak not daha. Kırmızı ışık hassasiyeti ile benimsediğimiz sayın Cumhurbaşkanımızın, ABD''li korumaların işgüzarlığı sonucu New York trafiğinde kırmızı filan dinlemeden oteline ulaştırılması çoğumuzun canını sıktı doğrusu.Ne demeli bir kereden bir şey olmaz herhalde.
İkinci bir merakımız ise Clinton''un sayın Sezer ile görüşürken, koltuk ya da masa kenarına ilişip ilişmeyeceği idi. Görüşme gerçi medyaya kapalı yapıldı ama, kamuoyuna yansıtılan görüşme fotoğraflarına bakınca hepimiz rahatladık. Bu defaki görüşmede Clinton geleneksel ABD rahatlığı yerine bizim alıştığımız bir üslupla, adam gibi koltuğa oturup öyle konuşmuş. Sayın Sezer''in Clinton karşısında ayak ayak üzerine rahat oturuşu ise doğrusu ulusça gögsümüzü kabarttı.
Kendi işini kendin gör Haftanın ilginç olaylarından birini de geçen günlerden miras ,"reyting kavgası"ndaki gelişmeler oluşturdu. Hatırlayacağınız üzere sanatçı İbrahim Tatlıses ile televizyoncu Reha Muhtar, bir canlı yayın sonrası birbirlerine hasım durumuna gelmişlerdi. Gerçi, Muhtar, kavgayı tadında bırakıp " Ben artık bu defteri kapattım" diye açıklama yapmışsa da Tatlıses cephesi işin peşini bırakmayacak gibi idi. Bu kanıya da, türkücünün " Ben bıraksam da kimileri bırakmaz" ifadesi yol açmıştı. Gelişmeler Tatlıses''in bu işi de başkalarına bırakmayacağı şeklinde gelişti. Medyaya yansıdığı kadarı ile aradaki ateşkese rağmen Tatlıses söz konusu televizyon kuruluşunun iki mensubunu fuarda kendi elleri ile bir güzel benzetmiş. Gerçi, en azından gazetelerden birinde yer alan bir detayda, Tatlıses''in ufak bir yanlış anlamadan kaynaklanan ve katiyen darp olayının bulunmadığı bu karşılaşmadan sonra iki tv''ciden özür dilediği ileri sürülse de, genel haber " Tatlıses işi yeğenlerine bırakmadı." diye yansıdı kamuoyuna.
Halkın gündemi Adalet Bakanımızın ombudsmanlık mücadelesi, Yargıtay Başkanımızın zehir zemberek yeni adli yıl konuşması, tekrar siyasete ısınan Deniz Baykal''ın medyada arzı endam etmesi ve nihayet, Bahçeli''nin tabuları alt üst eden Diyarbakır ziyareti gibi gündemi etkileyen bir dizi de olay yok değil . Ama korkarız halkımızın gündemini yine de bir kavga ile bir yasaklama daha çok meşgul etti.. Ve bunun en güzel görüntülerinden birisini de ekonomimize damga vurmaya çalışan bir hanım sahne sanatçısı ile bir çevre profesörümüzün sıkı bir ağız dalaşının ardından toplumsal uzlaşmaya katkı adına ekranda birlikte göbek atıp düşman çatlatmaları oluşturdu.

