Kaydet
a- | +A

Huzurun kaynağı üç temel sacayağı üzerine oturur: Kalbî huzur, ailevî/sosyal konfor ve helal kazanç ile kanaat duygusu...

İnsanoğlu, var olduğu günden beri kesintisiz bir biçimde huzur ve mutluluğun peşindedir. Modern çağın sunduğu tüm maddi imkânlara, teknolojik konfora ve lükse rağmen insandaki tatminsizlik ve ruhsal boşluk hissi giderek derinleşmektedir. İslâm inancına göre bunun temel sebebi, huzurun sadece maddi unsurlarda aranmasıdır. İslâm, insanı hem ruh, hem beden sahibi olan bir bütün varlık olarak görür ve dünya hayatındaki gerçek huzurun (sekîne ve mutmainlik) ancak maddi ve manevi şartların kusursuz bir dengeyle bir araya gelmesiyle mümkün olacağını haber verir. İslâmî kaynaklar incelendiğinde, bu huzurun kaynağı üç temel sacayağı üzerine oturur: Kalbî huzur, ailevî/sosyal konfor ve helal kazanç ile kanaat duygusu...

Dünya hayatında huzurun ilk ve en baş kaynağı, şüphesiz kalbin yaratıcısıyla kurduğu bağdır. Kur'ân-ı kerîm, kalplerin tatmin olacağı yegâne adresi net bir şekilde şöyle ilan eder: "Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." [Ra'd Suresi, 28]

İslâm terminolojisinde "sekîne", kalbe inen ilahî bir sükûnet ve güven duygusudur. İnsan, hayatın getirdiği fırtınalar ve musibetler karşısında sığınacak bir liman arar. Güçlü bir iman ve düzenli ibadet hayatı, bireye psikolojik bir dayanıklılık kazandırır. Teslimiyet ve tevekkül, insanı geleceğin kaygısından ve geçmişin pişmanlıklarından özgürleştirerek yaşadığı anın huzuruna kavuşturur. Ruhsal olarak tatmin olmamış bir insanın, saraylarda yaşasa bile bedbaht olacağı gerçeği İslâm'ın psikolojik insan analizinin temelidir.

Huzurun ikinci büyük kaynağı ise insanın en yakın çevresini oluşturan sosyal ve fiziksel çevresidir. Bu husus, Muhammed aleyhisselâmın sünnetinde çok somut hayat kriterleriyle formüle edilmiştir. Efendimiz (sallallhü aleyhi vesellem), dünyadaki saâdet kaynaklarını "sâliha bir eş, geniş bir ev, iyi bir komşu ve rahat bir binek" olarak zikretmiştir. (İbn Hibbân, Sahîh, IX, 340)

Âyet-i kerîmede evliliğin ve eşlerin yaratılış gayesi, "kendileriyle huzur bulasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratması" (Rûm Suresi, 21) şeklinde açıklanır.

Demek ki İslâm'a göre huzur; sevgi ve merhametle örülmüş bir aile yuvasında, emniyet telkin eden bir komşuluk ilişkisinde ve temel insanî ihtiyaçları karşılayan ferah bir fiziksel mekânda neşvünema bulur.

Son olarak dünya huzuru, helâl rızık ve kanaat ahlâkıyla taçlanır. İslâmiyet, dünyadan tamamen el etek çekmeyi (ruhbanlığı) reddeder. Müslüman, dünyayı âhiretin tarlası olarak görür ve meşru dairede dünya nimetlerinden istifade eder. Ancak huzurun sırrı, hırsla daha fazlasını istemekte değil, sahip olunan helâl nimetlerin kıymetini bilmektedir. Peygamber Efendimiz (sallallhü aleyhi vesellem) "Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir" (Buhârî, Rikâk, 15) buyurarak kalbî huzurun formülünü vermiştir. Maddi konfor bir araçtır; bu araç helal yoldan kazanılıp kanaat duygusuyla birleştiğinde insana dünya saâdetini sunar...

Hasan Yavaş'ın önceki yazıları...

Soru 0 / 6
Türkiye Gazetesi dijital abonelik ve arşiv kampanyamızı ilk nereden duydunuz?

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.