Sosyal hayat öylesine hızlı bir değişim yaşıyor ki, bazılarını korumak, bazılarından da korunmak için zorlanıyoruz. Zevklerimiz, karakterlerimiz, tepkilerimiz, sorumluluklarımız sosyal medya dayatması altında şekillenmeye başladı.
Sosyal medya araçlarının hem yasaların hem de ailelerin kontrolünden denetimsiz kullanılması özellikle “çocuklar ve gençlerin dünyasını” gerçeklikten uzaklaştırıyor.
Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulunda 15 Nisan 2026'da 9 öğrenci ile 1 öğretmenin hayatını kaybettiği, 15 öğrencinin yaralandığı silahlı saldırıya ilişkin kabul edilen iddianamede saldırgan İsa Aras Mersinli’nin bilgisayarında saldırıyı çok önceden planladığını içeren dijital belgeler bulundu.
Belgelerde, Aras Mersinli’nin saldırıyı çok önceden planladığı, yurt dışındaki okul saldırılarını inceleyip kendince o kişilerle yarışta olduğu ve "Eğer bir şekilde yeniden silah doldurmak için yeterli zamanım kalırsa, anaokuluna gideceğim. Hedefim birinci zafer, Doğu Avrupa ve Asya'nın tamamında buna benzer bir olay neredeyse yok. Buna en yakın olanı ise en sevdiğim V. Rosyakov'un Kerch Politeknik Koleji katliamıdır. Ben ilk beşte yer alacağım…" ifadeleri yer alıyor.
Cinayetin yol haritası bir kolej katliamını yapan katilin rol modeli seçilmesi. Failin notları, giderek artış gösteren çocuk suçlarının önlenmesi için tedbirler ararken “işlenmeyen bir suçun tedbiri, meçhulü aramaktır” görüşünün iflasının ilanıdır.
Okul saldırısını 3’üncü sınıftayken düzenlemeyi düşündüğünü belirten İsa Aras Mersinli, belgenin sonunda şunları yazmış:
"Siz bunu okuduğunuzda ya büyük bir şey planlıyor olacağım ya büyük bir şey yapmış olacağım ya da büyük bir şey yapmak üzereyim. Hayatım boyunca yalnızdım, o gün geldiğinde yalnız olmayacağım, insanlar beni tanıyacak. Bu fikri seviyorum, insanların beni tanıması, beni kabul etmesi, bana tuhaf bir hayvanat bahçesi hayvanı gibi bakmaması... Bu dünyadaki varlığımı ve bu gezegene verdiğim zararı hissettiklerinde, beni fark edecekler, başka seçenekleri olmayacak…”
Akran zorbalığıyla mücadele bütün dünyanın kavgasıdır. Zor oyunu bozar derler, başka bir ortamda benzer bir felaketi yaşamamak için bütün rollerimizle yüzleşmek zorundayız. Bizim hayattaki başarı karnemizi ailemiz verir. Çocuk suçlarının artması “sosyal hayatın merkezi olan ailenin” büyük tahribata uğradığını göstermektedir.
Çocuklar da suçlu olarak doğmazlar, iyilik gibi kötülük de sonradan görerek öğrenilir. Ancak içinde bulundukları sosyal çevrede suç davranışını öğrenerek suçlu çocuğa dönüşebilirler. 18 yaş altı çocukların yüzde 90’nının kendi iradesi dışında suça itildikleri ifade ediliyor. İçerideki ebeveyn iradesine tabi olmak dışarıdakine tabi olmaktan daha kolaydır. Çocuk kendi anne babası değil de niye sokaktaki eşkıyaya teslim olsun?
“Aile ile Çete” arasında kalan çocuk en yakınındakine tutunur. Eğer anne baba sorumluluğu ihmal ederse boşluğu çeteler doldurur. Bir çocuğu en yakınındaki ebeveynlerin ihmali sokağa ittiğinde, çeteler, suç örgütleri çocukları ve gençleri bağımlı hâle getirip habis eylemleri için kullanacaktır.
1980’lerin başında, Norveç’te üç öğrencinin akran zorbalığı nedeniyle intihar ettiği trajik bir olay yaşanır. Norveç hükûmeti, okul ortamında daha güvenli bir atmosfer sağlamak, zorbalık davranışlarını en aza indirmek ve öğrenciler arasında empatiyi artırmaktır için öncü bir psikolog olan Dan Olweus’tan bir program geliştirmesini istedi. Merkezine aileyi alan programın uygulanmasıyla akran zorbalığının önemli ölçüde gerilediği belirtiliyor.
Zorbalığın bireysel bir problemden ziyade, topluluk düzeyinde bir sorun olduğunu vurgulayan Olweus’un programının temel ilkesi toplum içinde “düzeni, uyumu ve nezaketi” sağlamak, insanların davranışlarını, neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini düzenleyen “Sosyal Normları Güçlendirmek”. Bu kurallar, örf, âdet, gelenek ve ahlak kurallarıdır.
Benzer felaketlerin yaşanmaması öncelikle ailenin üstleneceği sorumlulukla mümkün. Yasal düzenlemeler için siyasiler bu sorumluluğu “güçlü programlar” ile sahaya indirmelidir…

