Mısır, turizmden yaklaşık 11 milyar dolar kazanıyor. Turist neden hoşlanıyorsa onu pazarlıyor, soluk soluğa büst döküyor, papirüs eziyorlar
Artık yazı mı yazarsınız, resim mi yaparsınız keyfinize kalıyor... Kağıttan da öte Aaa ne kolay dediğinizi duyar gibiyim. Evet usul basit ama netice şaşırtıcı. Bir kere bu kağıdı yırtmak her babayiğidin harcı değil. Düşünün bunu yelken yapıp koca koca teknelere bağlıyorlar da bana mısın demiyor. Ne kadar koca? Valla piramidin taşlarını taşımak için ne kadar olmaları gerekiyorsa... Yelkeni kağıttan diye gövdesi üfürükten sanılmaya. Peki yağmur çamur? Tuhaf ama bu kağıt bildiğimiz kağıtlara benzemiyor, ıslanmakla vasfından bir şey kaybetmiyor, buruşturup kırıştırıyorsunuz, suya sokulunca eski halini alıyor. En hoş tarafı da uzuuun asırlara dayanıyor olması. Mısırlıların en az 6 bin yıldır papirüs kullandıkları biliniyor. Ne zamanki parşömen bulunuyor, bu usül ehemmiyetini kaybediyor. Kahire'deki papirüs mağazaları kağıdı gözünüzün önünde imal ediyorlar. Eskiden sadece firavun resimleri yapılır, antik metinler yazılırmış, şimdi ayet-i kerime ve hadis-i şerifler de işleniyor, etrafı ince ince tezyin ediliyor. Mısırlıların uzman olduğu bir başka iş esans. Çiçeklerin yağlarını çıkarıyor, zarif şişelerde sunuyorlar. Lale sümbül, menekşe gül... Bunlar tamam da ne biliyym papirüs özlü ıtır pek açmıyor. Bırak onu kağıt yapsınlar... Batılı hırsızdır çalar Mâlum, firavunlar kıymetli eşyaları ile birlikte gömülüyor, hatta odalıkları ve uşaklarıyla... Bu mezarlar batılılar tarafından didikleniyor. Uzun yıllar diledikleri yeri kazıyor, gönüllerince yağmalıyorlar. Kavalalı Mehmet Ali Paşa bu soyguna "dur" diyor. 1835 itibariyle antik eserlerin ticaretini yasaklıyor ve mezkur eşyaların Ezbekiye Bahçesindeki bir konakta saklanmasını emrediyor. Mehmet Ali Paşa'nın ölümünden sonra, İngilizler nebbaşlığa (mezar soymaya) devam ediyor. Bu arada bazı devlet adamları tarihi eserleri kontlara konteslere, düklere arşidüklere hediye ediyor, yağmaya çanak tutuyorlar. 1858 yılında, Said Paşa Nil kıyısında Bulak semtinde bir müze binası yaptırıyor. Bina çabucak doluyor, hatta kifayetsiz kalıyor. 1897 yılında Hidiv Abbas Hilmi Paşa Tahrir meydanına Kahire Müze'sini yaptırıyor. Kasım 1902'de resmen açılan Müzede Tutankomun'a ait 2019 parça eşya sergileniyor. Bu galeriye paha biçilemiyor. Diğer firavunların hazineleri mi? Onlar ne yazık ki İngiliz, Fransız, Amerikan müzelerini süslüyor. Her ne kadar böylesi eserlerin ait olduğu ülkede sergilenmeleri manidar ise de Batılı hırsızlıktan utanmıyor, eserleri iadeye yanaşmıyor! Efendim Hıristiyanlar niye zengin oldu da biz... İşte bundan! Sahibinden meraklısına Kahire Müzesini öve öve bitiremiyorlar, lakin çok mükerrer var. Yer büst, gök maske. Ora mumya, bura mumya. Sağın solun sobe! Heykel heykel heykel... Sivri kulaklı kediler, iri gözlü savaşçılar, uzun kafalı tazeler... Bildiğin puthane! Hazret-i İbrahim'in baltası ile girdiği mekan böyle bir yer miydi acaba? İki koridor dolanıyorsunuz zulmet basıyor. Sonra çok kalabalık, çok da gürültülü. Uğultudan ötürü rehberler derdini telsizle anlatabiliyor. Adamcağızın ağzını açıp kapadığını görüyorsunuz ama sesi eriyip gidiyor. Müzede vakit geçirmesini sevenlerin bile içi darlanıyor. Eskiden belli bir ücret ödeyerek fotoğraf çekebiliyordunuz şimdi fotoğraf makinesini sokmak "memnu", cep telefonu ile görüntü alana da mani oluyorlar. Niye? Çünkü aşağı katta albümler satılıyor. Dergi ebadında kitaplar 150 cüneyh. Böl beşe 30 dolar. Ortalama bir Mısırlının aylığı. Yerliler zaten yaklaşamıyor, turistler de ıkınıp sıkınıyorlar. Cesede ceza Mumyalama dediğiniz icraat iç organlarınızın (kalp hariç) boşaltılması ve kaslarınızın pastırma gibi kurutulması esasına dayanıyor. Bunun için kaya tuzu ve sırrı ustasınca malum eczalar kullanılıyor. Önce burun kıkırdağınızı kırıp beyninizi boşaltıyor, gözleriniz çukuruna kaçmasın diye kafanıza keten dolduruyorlar. Mumyalama işi bir nevi ayin, şamanlar garip sesler çıkarıyor, çakal maskesi takıyorlar. Tarihçiler mumyaları inceleyerek bazı bilgilere ulaşmışlar. Misal Tutankamun on sekiz yaşlarındayken başına aldığı bir darbe ile hayata veda ettiği anlaşılıyor. Vah vah demeyin 8 yaşında evlenmiş dokuz yaşında Firavun olmuş. Hızılı yaşamış, genç ölmüş... Cesedi yakışıklı kalamamış ama... Firavun çocuğu! Bu söz Türkiye'de başınıza iş açabilir ama Mısırlılar (bazıları diyelim) pek bizar görünmüyorlar. Hatta bir siyasetçi hitabetine "Ey firavun çocukları!" diye başlasa alkış alabiliyor. Firavun denince bizim aklımıza Musa Aleyhisselama eziyet eden Ramses geliyor. Halbuki bu tabir Mısır meliklerine verilen genel bir ünvan. Nasıl Iraklılar krallarına Nemrud, Bizanslılar Tekfur, Araplar Emir, Sasaniler Kisra, Moğollar Han, Türkler Hakan diyorlarsa... Batılılara sorarsanız ülkenin ismi Egypt. Baştaki "E" takısı Fransızlardan miras... Onu atarsanız Gypt kalıyor. Bizdeki şekliyle Gıpti! Gıptiler genelde Hıristiyan... Lisanlarını unutmuşlar, Arapça konuşuyorlar. Azınlıkta olmalarına rağmen (% 5 - 6) ABD'de güçlü lobileri var ve para kaynaklarını ellerinde tutuyorlar. Kliseleri manastırları mevcut, bey gibi yaşıyorlar. > DEVAMI YARIN

