Terörsüz Türkiye sürecinde takvim aksadıkça, yeni olumsuzluklar da uç veriyor… Normal şartlarda Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrı müspet yönde etki yaptı. Ama “Rojava Rüyası” ikinci kere ciddi bir pürüz oluyor!
PKK’nın Suriye uzantısı YPG/SDG, bunca telkin, tavsiye ve çağrıya rağmen; hâlâ daha Şam Yönetimi ile yaptığı 10 Mart/2025 mutabakatı çerçevesinde, bu ülkenin ordusuyla entegre olmaya yanaşmıyor… Bu satırların kaleme alındığı sırada, Suriye hükûmetinin; YPG/SDG’ye, Fırat’ın batısındaki Deyr Hafir-Meskene hattını boşaltması için verdiği mühlet sona erdi. Malum burası kapalı askerî bölge ilan edilmişti. Suriye Ordusu, Halep’te; Şeyh Maksut, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerini başarılı bir operasyonla temizledikten sonra, şehrin kırsal kesimlerindeki mevcut kalıntıları da söküp atmak üzere bu kararı aldı… Terör örgütünün on ay boyunca, taahhüdünü yerine getirmek üzere, en ufak bir adım dahi atmaması süreci bugünkü durumuna getirdi. Hâlâ daha Suriye Hükûmeti, çatışma yerine diyalog yoluyla meseleyi halletmek için gerekli esneklik ve kolaylığı esirgemiyor. Ancak örgüt, Şam Hükûmetinin bu basiretli ve insani tavrını bir zaaf olarak algılıyor veya başka sebeplerle birlikte bunu da kullanmaya yelteniyor. Hatırlayınız, 2013’te büyük ümitlerle başlatılan “Çözüm Sürecinde” de, aynı yola başvurulmuştu. Yani ‘Rojava Rüyası’ peşinde, sözde Suriye’deki kazanımları değerlendirmek üzere, süreci baltalamıştı. Bunun üzerine 6-8 Ekim 2014 olayları patlak vermiş ve onlarca vatandaş hayatını kaybetmişti… O tarihte sokakları tahrik edip fitne kazanının ateşini körükleyen aktörlerden biri de, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş idi. Hâlbuki, çözüm süreci o vakitlerde esasen önemli bir mesafe almıştı. Her şey heba oldu. Akabinde çukur hendek ihaneti başlatıldı ve beş vilayetin birçok ilçelerinde, sivil halkı kalkan yaparak güya özerklik adına kalleşçe güvenlik kuvvetlerine saldırdılar. Güvenlik kuvvetlerimiz her zamanki insani yaklaşımıyla, kendi canını tehlikeye atarak sivil vatandaşların zarar görmemesi için her türlü fedakârlığı yaptı. Netice itibarıyla bahse konu hain saldırılarda, tam 793 şehit verdik ülke olarak… Terör örgütü aynı insanlık dışı karakterini Halep’te, Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerindeki tünellerde de ortaya koydu. Sivil vatandaşların çatışma bölgesinden çıkmasına müsaade etmek istemediler. Tıpkı peşinden Deyr Hafir ve Meskene’de yaptıkları gibi.
YPG/SDG; Suriye’nin Kuzeydoğusunda, ABD’nin lojistik ve askerî desteğiyle ele geçirdiği, önemli coğrafi bölgeyi elinde tutamayacağını bildiği hâlde işi uzatmaya çalışıyor. Örgüt, ABD’nin değişen stratejisi icabı, artık kullanım süresinin bittiğini kabul etmek istemiyor. Bunun için hatta ABD’ye şantajlarda bulunuyor. DEAŞ kamplarındaki militanları serbest bırakmak vs… YPG/SDG’nin işgali altındaki zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip önemli bölgenin fiilî durumu, Beşar Esad rejimi tarafından örtülü olarak kabul edilmişti. Buradan çıkarılan petrolü Esad hükûmeti terör örgütünden büyük paralarla satın alıyordu. Bir taraftan bu talan diğer yandan ABD’nin büyük lojistik ve askerî desteği, SDG kılıfı içindeki YPG’yi fazlasıyla cür’etlendirdi. Hâlihazırda bu küstahlığın icabını ortaya koyuyor. Ama ciddi bir fark var. Amerika’nın YPG/SDG ile ilgili değerlendirme kıstası kökünden değişti. Zira SDG ABD için artık bir “ortak” değil, tüketilmiş unsurdur. DEAŞ ile mücadele konusu kökünden değişti ve SDG yerine, Suriye Hükûmeti Koalisyonun yeni bir üyesi oldu… Terör örgütünün elinde kala kala İsrail kartı kaldı. Bu kartın da etkili olup olmayacağını zaman gösterecek… Ancak bu zaman zarfında, YPG/SDG vahim hatalarla hem kendi sonunu hızlandıracak hem de Bölge’nin huzuruna zarar vermeye devam edecek!.. SDG ayak sürüdükçe Terörsüz Türkiye (ve tabii Terörsüz Bölge) süreci de aksıyor. Yani sonuca ulaşma konusunda yeni tereddütler hasıl oluyor… Sürecin ilk zamanlarında, çok daha katılımcı ve uzlaşma noktasında yapıcı bir tavır içinde olan DEM Parti, sanki son demlerde giderek daha çok fark edilen bir ikircikli tutum içinde. Öcalan’ın çağrılarının PKK/KCK’nın bütün unsurlarına yönelik olduğu özellikle belirtilmesine rağmen, DEM Parti’nin bazı vekilleri aksini iddia etmekte ısrarlı. Öyle anlaşılıyor ki, bu ROJAVA RÜYASI, süreçte olumlu tavır göstermesi beklenen pek çok kişinin zihnini fena hâlde çelmiş…
Velakin burada bir hususu açıkça tekit etmek gerekiyor… Terör örgütü PKK ve bütün uzantıları, son kırk yıllık serüvende artık bir yol ayırımına gelindiğini anlamak durumunda. Bugüne kadar bol bol konforunu yaşadıkları dış destek (Tabii ki Amerika ve Avrupa) bekledikleri gibi devam etmeyecek, edemeyecek! Türkiye’nin kararlılığı ve bütün dünyaya ilan ettiği kırmızı çizgileri, örgütün yöneticilerince bir kere daha dikkatle ele almalı ve ona göre karar verilmeli. Esasen örgüt içinde de dağılma ve çözülmeler artan bir trendde devam ediyor...
Ezcümle Suriye’de Mazlum Abdi ile İlham Ahmed’in sözünü dinlemeyen Bahoz Erdal ayrı baş çekiyor. Bu arada PKK ile uzun yıllardan beri iş tutan Mihraç Ural da durumdan vazife çıkarıp etrafındaki bir kısım Nusayri unsurlarla belli bir alanda etkili olmaya çalışıyor. Bunların hepsi Türkiye tarafından çok yakından takip ediliyor. Önceki gün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bir kere daha Türkiye’nin kırmızı çizgilerini özetledi: Terör örgütü topyekûn silah bırakıp sahneden çekilinceye kadar, mücadele devam edecek... Suriye’nin bütünlüğü Türkiye’nin ulusal güvenlik konusudur. Nokta! Bu da örgütün gerçekten ve tamamıyla silah bırakması veyahut Fırat’ın batısında ve doğusunda gerekli temizliğin yapılmasıyla sonuca bağlanacaktır.

