ABD eski dışişleri bakanlarından John Kerry, Donald Trump’ın, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun uzun zamandır hayalini kurduğu İran’a saldırma planını gerçekleştiren tek ABD Başkanı olduğunu söyledi…
Çok yaygın bir atasözümüz var ya; Kılavuzu karga olanın burnu pislikten kurtulmaz!.. Şu sıralarda ABD Başkanı Donald Trump’ın düştüğü durum için pek uygun kaçan bir söz. Kırk günlük İran savaşının öncesinde ve sonrasında ortaya çıkan bilgi-belgeler, hiç tereddüde yer bırakmayacak şekilde, ABD Başkanı’nın, Siyonist İsrail Başbakanı Netanyahu kılavuzluğunda müthiş bir bataklığa saplandığını gösteriyor… ABD’nin önemli siyaset ve devlet adamlarından eski Dışişleri Bakanı John Kerry, Boston Public Radio’da; Trump’ın İran’a savaş açma macerasına çok sert eleştiriler getirdi. Ve "İnsan Kasabı" Netanyahu’nun uzun zamandır peşinden koştuğu; ABD’yi İran’a saldırtma planını hiçbir ABD Başkanı’nın (George Bush, Barack Obama, Joe Biden…) kabul etmediğini ifade ederek, bunu kabul eden tek Başkan’ın Trump olduğunu belirtti. Geçici ateşkes kararının akabinde, kim kazandı kim kaybetti yolunda yoğun tartışmalar yapılıyor. “Savaşın kazananı barışın kaybedeni yoktur” sözü fehvasınca bu savaştan çıkan sonuç ortada. Yani kazanan yok. Ama en çok kim kaybetti diye sorulursa, cevabı şüphesiz Donald Trump’tır!.. Bakalım bu serüvenin sonu nasıl gelecek? Başından beri Trump’ın yakasını kaptırmış olduğu Epstein dosyalarının bir bedeli olarak, orta yerde pek çok kişiyi tarumar edecek bir şantaj gerçeği de ensesinde Demokles’in kılıcı gibi asılı duruyor… İkide bir Trump’a bir nevi ölümü göstererek sıtmaya razı etme denemeleri sürüyor. Bakar mısınız, First Lady Melania Trump, durduk yerde basın açıklaması yapmak zorunda kaldı ve Epstein ile bir ilgisinin olmadığını anlatmaya çalıştı. Fakat beri tarafta Bayan Trump’ı zor duruma düşürecek fotoğraf ve video görüntüleri de uç verdi… Gidişat Trump’lar için hiç de kolay olmayacak gibi görünüyor. Değil kolaylık, bundan sonra çok çok daha zor durumlarla yüz yüze kalabilirler. Başkan Trump bu şartlar altında ne derece rahat ve sağlıklı kararlar alabilir?
Hele hele kılavuzu da fiilen Netanyahu kasabı ise!.. Bakınız yabancı medyada çarşaf çarşaf yazılıp çiziliyor; 11 Şubat 2026 tarihinde, yani savaştan 17 gün önce, İsrail Başbakanı Beyaz Saray’da Trump ve ekibine İran hakkında brifing veriyor. Buna göre İran’a dair dört aşamalı bir askerî planın uygulanmaya konulması tavsiye ediliyor: İlk aşamada dinî lider Hamaney ve üst seviye komutanların öldürülmesi. İkinci olarak İran ordusunun kol-kanadının kırılması. Üçüncü safhada halk ayaklanmasının çıkarılması. Bibi’nin aktardığına göre, MOSSAD’ın İran’daki kapasitesi buna yeterli… Ve nihayet dördüncü aşama olarak Batı yanlısı bir yönetimin işbaşına getirilmesi... Hatta öyle ki, Kasap Bibi yeni idari kadro için bile hazırlık yapmış. Mesela devrik Şah’ın oğlu Rıza Şah (İsrail ile pek uyumlu olduğu paçalarından akıyor…) bu iş için pekâlâ münasiptir! Bu brifingin sonunda Donald Trump, Netanyahu’nun teklifini “BANA UYAR” diyerek kabul ediyor. Ertesi gün yani 12 Şubat’ta da Trump ve ekibi DURUM ODASINDA toplanıp, bahse konu planı değerlendiriyor. CIA Başkanı John L. Ratcliffe, planı “gülünç” diye nitelendiriyor. Bu esnada Dışişleri Bakanı Marco Rubio araya girerek “Saçmalık…” diye görüşünü belirtiyor. Muhavere bu şekilde devam ederken, Trump, Genelkurmay Başkanı’na dönerek (Sen ne diyorsun general) diye soruyor. General Dan Caine şöyle cevap veriyor: “Benim tecrübelerime göre İsrailliler için bu standart prosedür… Planlarını abartarak pazarlarlar. Ama planları her zaman iyi geliştirilmiş değildir… Bazı ihtiyaçları için planlarını ısrarcı şekilde pazarlamaya çalışıyorlar.” Görüldüğü üzere Trump’ın ekibi topyekûn muhalefet ediyor…
Nihai değerlendirmenin yapıldığı son kertede ise, aynı ekip şöyle görüş belirtiyor: CIA’nın hazırladığı raporda, Başkan Ratcliffe, öldürülmek istenen dinî lider Hamaney’in kurmaylarıyla gün ışığında bir toplantı yapacağını ve bunun da çok önemli bir fırsat olacağını söylüyor… Dışişleri Bakanı Rubio, “Rejim değişikliği ve ayaklanma çıkarmayı yapamayız, ama füze programını yok etme hedefine ulaşabiliriz” diyor. Başkan Yardımcısı JD Vance; “Kötü fikir ama ben yine de Başkan Trump’ı destekleyeceğim…” Savaşa en hararetli taraftar, Savaş Bakanı Pete Hegseth ise şunları söylüyor: “Eninde sonunda İran’ın icabına bakılacaksa bunu şimdi yapalım.” Ve son sözü Trump söylüyor: “Bence bunu yapmalıyız. İran’ın İsrail ve bölgedeki ülkeler için tehdit olmaktan çıkarılması lazım…” Savaşa giden sürecin özeti böyle...
Peki, belirlenen hedeflerden hangisine ulaşıldı? Ali Hamaney ve üst seviye komuta kademesinin ortadan kaldırılması dışında net bir sonuç yok. Rejim değiştirilemedi. İran halkı sokağa dökülerek iç çatışmalar çıkmadı. Nükleer program ve tesislere yönelik saldırılarda ne kadar netice alındığı belli değil. Uzmanların analizlerine göre, İran’ın nükleer kapasitesine istenen zarar verilemedi. Hakeza İran’ın füze kapasitesi de yok edilemedi. Kırk gün boyunca, etkili şekilde ABD-İsrail saldırılarına karşılık veren İran’ın, füze envanterinin yarısının hâlâ mevcut olduğu belirtiliyor. Bırakın rejimin devrilmesini, tam tersine İran halkı rejim etrafında daha fazla kenetlenerek, ülkenin birlik ve bütünlüğü güçlenmiş oldu… "Kasap" Netanyahu’nun ipiyle kuyuya inen Trump şimdi oradan çıkmaya çalışıyor. Gelgelelim bir taraftan Epstein dosyalarının tazyiki diğer yandan Amerikan kamuoyunun isyan derecesine varan tepkileri, Trump’ı fena hâlde bunaltmış durumda… Hülasa, Trump’ın kılavuzu Netanyahu olunca netice böyle olmaya mahkûm!

