Nusaybin’de, geçişlere kapalı sınır kapısının Suriye tarafında şanlı bayrağımıza yapılan küstahça saldırının hesabı elbette sorulacaktır! Evet, devlet ihanet şebekelerinin faaliyetlerini izler, gereğini yapar…
Kıbrıs’ta 1996 yılında, Türk bayrağını gönderden indirmeye kalkışan bir palikarya, anında gırtlağından vurulmuş ve leşi direği kana boyayarak aşağıya düşmüştü… Bu hatırlatmayı niçin yaptım? Türk bayrağına saldırma cüretini gösterenlerin nasıl bir akıbetle yüzleşeceğine dikkat çekmek için… Dememiz o ki, böyle bir hıyanete bulaşanların hareketi intihar etmekle aynı manaya gelir. Mardin Nusaybin’de cereyan eden menfur hadise, elbette bütün yönleriyle tahkik edilecek ve faillerine de hak ettikleri ceza verilecektir. Bundan hiç şüphemiz yok. Dahası bayrağımıza karşı yapılan küstahlığın altında hangi niyetlerin yattığı da en ince noktasına kadar analiz edilip değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Saldırının bütün boyutları mercek altına tutulup, hangi niyet ve maksatla, kim/ler tarafından böyle bir provokasyonun sahneye konduğu kati şekilde tespit edilecektir… DEM Parti’nin Nusaybin sınırında grup toplantısı yapması, bu olayın vukuunda bir etki yapmış mıdır? MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin bu husustaki açıklaması son derece dikkat çekici. Bayrağımıza karşı yapılan saldırıya çok sert tepki gösteren Bahçeli, DEM Parti’nin sorumlu olduğu yolunda ithamda bulundu. Ki, Bahçeli, Terörsüz Türkiye sürecinin başlangıcından bu yana, DEM Parti ve yöneticilerine karşı son derece itinalı, dikkatli ve nezaketli bir üslup içinde. Bu meyanda DEM Parti cephesinde gelişen kimi beyan ve tavırlara da hayli müsamahakâr yaklaştı.
Ancak DEM Parti, ilk başlarda sürece yapıcı bir tutumla yaklaştığı hâlde, sonraları yavaş yavaş zaaflarını gizleyemez oldu… DEM Parti yetkilileri, İmralı ile Kandil arasında sıkışıp kalan bir durum sergilemeye başladı. Açıklamalarında giderek süreci hazmedememenin belirtilerini saklayamaz oldular. Nihayet PKK’nın Suriye versiyonu, YPG/SDG’nin süreç dışında tutulması için bariz bir çaba içine girdiler. Öcalan’ın çağrısının Suriye’yi (onlar Rojava diyor) ve SDG’yi içine almadığını iddia ederek, tersi yöndeki görüşlere karşı reaksiyon gösterdiler. Hâlbuki, ilk günden beri her şey gayet açık ortada… Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefine ulaşma istikametinde hiçbir tereddüt yok. Ama besbelli, başka hesap içinde olan Kandil ve onun tesirinden kurtulamayan DEM Parti, bıçak kemiğe dayanınca fabrika ayarlarına döndü!.. Anlayacağınız hem Kandil’deki baronlar hem de DEM Parti, başlangıçta birçok şeyi içinde tutarak gidişatı anlamaya ve süreçten bir şeyler devşirmeye çalıştı. Tabii bu arada hesaplayamadıkları başka şeyler zuhur edince de Avrupa ülkelerini hedef aldılar. “Almanya, Fransa, İngiltere ve diğerleri bizim müttefikimizsiniz diyorlardı. Şimdi bizi ortada bıraktılar, bizi sattılar…” On yıllarca Avrupa ve ABD’nin hesapsız destekleriyle her türlü at oynatan bölücü terör örgütü, bir gün gelip kullanım süresi bitince, kâğıt gibi buruşturulup çöpe atılacaklarını hesaplayamamış!.. Şimdi yana yakıla satıldıklarını, ihanete uğradıklarını haykırıyor. Bu teröristler, her vakit kanlı eylemlerinin birileri tarafından desteklenmesini bekliyor… Ama deniz bitti. Şimdi tasfiye olurken yüzleştikleri durumu anlamakta zorlanıyorlar. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Rojava’daki katliamın sorumlusu Şara Yönetimi, DEAŞ ve onları destekleyen uluslararası güçlerdir" diyor. Diğer Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan ise daha ileri gidiyor: “Kuzeydoğu Suriye’de katliam ve bir soykırım yapılıyor. Rojava’da Kürtler tek. Dünya bir olmuş, Kürtlere düşmanlık yapıyor, soykırım yapıyor.” Bakırhan’ın kulağı ne söylediğini duymuyor. Saçma sapan şeyler üfürüyor. Mesela “Kuzey Kıbrıs’taki Türklere devlet, Kürtlere statüsüz diyen, kimliksiz diyen herkes riyakârdır, Kürt düşmanıdır.” Öyle anlaşılıyor ki, kırk küsur sene boyunca yaşanan onca acı hadiselere rağmen, terör örgütünden hâlâ bir netice bekleyen kafalara gerçekleri sokmanın imkânı yok. SDG kılıfı içinde terörist YPG’yi saklamaya çalışanlar beyhude çırpınıyor. Halep’te Şeyh Maksut ve Eşrefiye’de kim halkı canından bezdirdi? Kim katliam yaptı? Terörist YPG/SDG Deyr Hafir ve Mesken’den kaçarken neler yaptı? Etrafı yakıp yıkarak, sivil-savunmasız insanları kurşunlayarak ne yapmaya çalıştı? Rakka ve Deyrizor’dan def olup giderken ne kadar tahribat yaptı? Sahadan genel fotoğraf ve görüntüler her şeyi ayan beyan göstermiyor mu? Terör örgütü sahada katliam ve zulüm yaparken, onun destekçileri de ortalığı velveleye verip, Suriye ordusunu suçluyor. Ama gerçekler herksin gözüne batacak kadar ortada. Terör örgütü on seneyi aşkın zamandır işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilirken, en büyük vahşeti sergilemekte… Ancak ne yaparsa yapsın, terör örgütü PKK/SGK bitmeye mahkûmdur.
10 Mart Mutabakatı gereği, Suriye Yönetimi ile entegre olması beklenirken, ha bire silah yığınağı yapan, tünel şebekeleri kazan terör örgütü kaçınılmaz sonla yüz yüze gelince şamata yapmaya başladı. Bunu ilk defa yapmıyor şüphesiz. Daha önce de benzer şekilde kara propaganda ile dünyayı kandırmaya çalıştı. Ama gerçeklerin mutlaka ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Terör örgütü hangi hile ve tuzakları kurmaya kalkışırsa kalkışsın aynı akıbete düşmekten kurtulamayacaktır...
Bu arada bayrağımıza yapılan saldırı hakkında, DEM Parti Eş Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın yaptığı açıklamayı burada belirtelim. Son zamanlardaki en doğru tavırları bu olsa gerek: “Nusaybin-Kamışlı sınırında meydana gelen bayrak indirme olayını kesinlikle kabul etmediğimizi ifade etmek isteriz. Türkiye toplumunun ortak değeri ve ülkenin sembolü olan bayrağa saygısızlık yapılması asla kabul edilmez.”
Eh, terörün bitirilmesi konusunda da, DEM Parti’nin şahsiyetli bir tavır ortaya koymasını bekleriz.

