Türkiye gazetesi Yazarı Sevil Nuriyeva, önemli bir gazetecilik başarısına imza atarak, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile dikkat çekici bir röportaj gerçekleştirdi. Lavrov AB ülkelerine çok sert mesajlar verdi…
Avrupa ülkeleri siyasi liderlerinin, ABD Başkanı Donald Trump tarafından amiyane tabiriyle; şamaroğlanına çevrilmesinin temelinde yatan sebep, hiç şüphesiz Rusya-Ukrayna savaşıdır. Şayet Avrupa, ABD’nin dümen suyunda giderek, Rusya’nın hinterlandında; ‘Amerikan gücüyle’ bir yeni statüko tesis edip, böylece Kremlin’i baskılama ve kuşatma atraksiyonu içine girmeseydi, acaba bugünkü “hacil” duruma düşer miydi? Rusya’nın yıllar boyu, böyle bir sonucu ikaz eden resmî söylemlerini, Avrupa cenahı hep duymazlıktan geldi… Tam aksine, Gürcistan ve Ukrayna’da renkli devrimler tezgâhladılar. Rusya’nın bu tezgâhlara tepkisi beklendiği üzere çok sert oldu! Gürcistan üç parçaya taksim edildi… Kırım Ukrayna’dan koparılıp ilhak edildi. Bütün bunlar olurken, Avrupa tarafından tahrikler de hep devam etti. Rusya Yönetimi, kuşatılma tehdidine karşı ne kadar ciddi ve kararlı olduğunu anlatabilmek için bilimsel makaleler de kaleme aldı. Velakin Avrupa (ve bütünüyle Batı…) hiç oralı olmadı. En sonunda, Rusya; fiilî güç kullanarak kendi ulusal güvenliğini sağlama almak için, “Özel askerî operasyon” diye tanımladığı silahlı çözüm yoluna gitti… Rusya-Ukrayna Savaşı üç hafta sonra beşinci yılına girecek. Geçen zaman zarfında her iki ülkeden binlerce, on binlerce insan öldü. Her iki ülkenin alt ve üstyapıları büyük çapta tahribata uğradı… Ukrayna belki elli yıl boyunca maruz kaldığı yıkımın yükü altında ezilecek. Aynı şekilde Rusya, küresel ölçekte maruz kaldığı ekonomik ambargoların yüklediği zararlar sebebiyle, halkının refah payından büyük faturalar ödeyecek… Savaş’ın muharrik ve müşevvikleri olarak Avrupa Birliği ülkeleri de, nice zamandır, ucuz Rus doğalgazı yerine birkaç misli fiyatla, ABD’nin sıvılaştırılmış gazına (LNG), ülke bütçelerinin önemli bir payını ayırmak zorunda kalıyor…
Kısaca özetlemeye çalıştığımız Rusya-Ukrayna meselesinin daha ne kadar uzayacağı ve nerelere kadar sıçrayacağı belirsizliğini korurken, AB ülkeleri bir başka açmazla yüz yüze geldi. Trump Yönetimi, Avrupa’ya kendi güvenliğini artık kendi imkânlarıyla sağlaması yolunda ihtarda bulununca, yaşlı kıtanın idarecileri fena hâlde telaşa düştü. Almanya ve Fransa (hâlâ çelik çekirdek mi acaba?) biraz diklenir gibi oldu. Ama özünde hepsi büyük endişeler içinde çare arıyorlar. İşte bu dönemde Yazarımız Sevil Nuriyeva’ya verdiği röportajda; Sergey Lavrov çarpıcı şeyler söyledi:
“Batı basınından sürekli şu tür alıntılar okuyoruz; 'Rusya'nın ekonomisi savaşı kaldıramıyor', 'cephe ilerliyor ama çok yavaş', 'Moskova'nın beklentilerini karşılamıyor.' Bu, onların zafer narasıdır. Aynı medya, Rus ordusunun Ukrayna'daki eylemlerini kasıtlı olarak küçümsüyor. Oysa bu operasyon, tam da yüzyıllardır orada yaşayan Rusların haklarının yasaklandığı, bir önceki Başkan Poroshenko'nun 'Ukraynalı çocuklar okula gidecek, Donbaslı Rus çocuklar ise bodrumlarda oturacak' dediği topraklarda gerçekleşiyor. Biz, bu halkı yasa dışı ilan eden, onları korumayan bir rejimden bu toprakları geri alıyoruz. Biz onları kurtarıyoruz. Mesele sadece 'toprak' değil. Asıl mesele, bu topraklarda yüzyıllardır Rusların inşa ettiği her şeyi yok etmek isteyen Nazi rejimidir. Ancak Batı, ordumuzun operasyonunu küçümserken, aynı anda çelişkili bir senaryo daha üretiyor; 'Ruslar üç yıl içinde NATO'ya saldıracak' diyorlar. Hemen ardından başka bir 'analizde' ise, 'NATO'nun 500 bin askeri var, Rus askeri sanayii güçlü, ama biz onlara hadlerini bildireceğiz' yazıyorlar. Yani bir yandan bizi zayıf görüyor, öte yandan kendilerini bize karşı üstün göstermeye çalışıyorlar.
Burada hiçbir mantık yok. Eğer 'Rusya Ukrayna'yı fethedemedi' diye seviniyor, ama hemen ardından 'Ukrayna'yı bitirince sıra size gelecek' diye korku salıyorsanız, tek bir sonuç çıkar; Bu anlatıyı kullanan seçkinler, iktidarlarını korumak için seçmenlerini harekete geçirmenin başka bir yolunu görmüyorlar. 'Rus tehdidi' histerisinden vazgeçtikleri anda gerçek sosyo-ekonomik sorunlarla yüzleşmek zorunda kalacaklar. İşte bunun kanıtı: Başkan Von der Leyen, diğer yetkililerle gururla, '2027 sonunda Rus enerjisinden tamamen kurtulacağız' diyor. Ancak kimse ona şu basit soruyu sormuyor; 'Bu bedeli kim, ne pahasına ödüyor?' Örneğin, sayın Almanlar ve diğer Avrupalılar, Washington'un talebiyle Rus boru gazını bırakıp, onun yerine Amerikan LNG'si için kaç kat daha fazla ödüyorsunuz?..
Bu soruları parlamentoda sormak için neredeyse tek cesaret gösteren, Almanya'daki Alternatif Parti'den (AfD) Alice Weidel gibi isimler oldu. Peki sorumuz şu; Kuzey Akım Boru Hatları, Almanya'yı yıllarca ucuz Sovyet ve ardından Rus enerjisiyle besleyen, ülkenin ekonomik gelişmesinin ve vatandaş refahının temel taşlarından biriydi. Bu altyapıyı şimdi kim restore edecek? Dolayısıyla, 'Üçüncü Dünya Savaşı' senaryolarını anlatırken bize bakmayın. Bu senaryolar, iktidardaki başarısızlıklarını meşrulaştırmak için başka hayal gücüne sahip olmayanların başvurduğu bir araçtır..."
Evet, Lavrov’un her biri balyoz gibi ağır laflarına, bugün için Avrupa liderlerinin verebileceği gerçekçi cevaplar yok. Üstelik Avrupa, ABD’nin NATO üyesi bir ülkesinin toprağına (Grönland) resmen göz dikmesi ve gerekirse güç kullanarak alacağım diye çökmeye çalışması her şeyi berbat etti. Şimdi Avrupalı liderler Ukrayna meselesinden ve Rusya tehdidinden daha tehlikeli ve daha yakın bir problemle yüz yüze gelmiş durumda… Almanya Şansölyesi nihayet Washinton tarafına doğru şunu söyleme cesaretini gösterdi. “Evet, biz müttefikiz ama emir kulu değiliz!..” Bakalım bu lafı Friedrich Merz’e kaça mal olacak? Bakar mısınız, Trump İngiltere’yi bile, Çin’le ekonomik ilişkileri geliştirmeye çalıştığı için tehdit ediyor… Lavrov röportaj’da, Mart 2022’de İstanbul’daki müzakerelerde esasen çözüme yaklaşıldığını, fakat dönemin İngiliz Başbakanı Boris Johnson’un Kiev’e giderek varılan mutabakatın imza edilmesine mâni olduğunu da ayrıntılı olarak anlatıyor… Çok çarpıcı!

