Kaydet
a- | +A

Geçen mevsimin ilgimizi ziyadesiyle çeken oyunlardan biriydi.. Hikâyenin güzelliği, çekiciliği, anlatımdaki rahatlık ve bütün bunlara ilaveten oyuncuların ulaştıkları sonuç ve doğal olarak yönetmenin başarısı. Ve yazarın mutlak başarısı.

Oyunun karakteristik yapısı bir inanca dayanıyordu. Genç ve yakışıklı Leonard Woolf, yıllarca evvel kaybettiği sevgili karısının gaybubetinde sonra, fakir ve sakin bir hayat yaşamaya başlar. Ve bir geceyarısı karısı Virgina Woolf, kocasının odasına girer.

Evvelâ bu dönüşe bir şekil aradık.

Bu bir Halüsünasyon mu?.. Yani bir obje yokken, idrake ve bu keyfiyete inanmak mı?

Bu soruya cevap aramadan, hikâyeye dönelim. Virginia Woolf, "unuttuğu bir mektubu" geri almak için dönmüştür. Hikâyenin ilgi çeken ve tabii kanımızca güzel olan bu gelişle başlayan, yıllarca evvel yaşanmış bir aşkın; tekrar yaşanmasıdır. Virgina Woolf, eşiyle geçmiş günlerin, unutulmuş tartışmasını yaşarken, cebinden çıkardığı taşları fırlatarak boy aynasını kırar. Ve yıllarca özlemini çektiği bir akarsunun sesiyle güçlenir. Bu akarsu sesi de genç kadının yaşantısında, varolduğu zannedilen bir tutku mudur? Yoksa artık eski güzelliğini -doğal olarak- yansıtmayacak bir aynaya karşı duyduğu bir husumet mi?

Onun çözümünü yazar, seyirciye bırakmış. Evvelâ yönetmen Metin Bilgin''i kutlamak istiyoruz. Virginia Woolf''de Arsen Gürzap, Leonard Woof''da Cevdet Arıcalar''ı ve kısa rolüne rağmen Cem Kurtoğlu''nu da kutlamak istiyoruz. Dekorda Orhan Alparslan kostümde Mihriban Oran ve ışık düzenlemesinde Yüksel Aymaz''ı da öyle.